şükela:  tümü | bugün
  • (bkz: balık ağzı)
  • yalnız adam

    yalnız adam bir merdiven
    bir yere götürmez insanları
    ve sarayların bütün kapıları
    farksız ona bir zulümden

    yalnız adamın eğiktir kolları
    nefesi çizgi çizgi gözü bir tane
    yastığı başka yerde
    uykusu sokak kadını

    yalnız adamın parmakları rüzgar
    kül olur ona ne verilirse
    hiçbir şey alamaz hatta zevk bile
    tozdan başka onu bulsa da tekrar

    yüzü yok yalnız adamın
    o ancak yağmur için pencere
    ve gördüğün ağlayışlar onun üstünde
    adeta parçası manzaranın

    o kayıp bir mektuptur ancak
    yanlış adres mi vardı yoksa üzerinde
    sevgiler diyordu ama kime
    hangi eller onu yırtmış olacak

    louis aragon
  • sibel egemen 'in 1981 de söylemis oldugu bir sarki. benim o zaman dört yasimda olmama ragmen bu sarkiyi hatirlamamin sarkinin iyi veya kötü olduguna delalet etmedigine eminim. ama simdi dinliyorum da, hic kötü bir sarki degilmis. söz ve müzik de sibel egemen'e aitmis.

    yalniz adam tekbasina (tek basina)
    yalniz adam tekbasina (tek basina..burayi vokaller söylüyo)

    karanlik sokaklar
    yalniz bir adam
    yürüyor yollarda
    ardina bakmadan

    takilip düsse de
    kendi basina kalkacak
    ve ona hic kimse
    dönüp bakmayacak

    yalniz adam tekbasina...

    "kimsesiz, zavallı"
    dedirtmez kendine
    ağlayıp sızlamaz
    dertleşmez kimseyle

    yalniz adam
    tek basinda
  • sabah ile akşam; ak ile kara gibi değildi uzun süredir...yine önemsiz ve kişiliksiz zaman dilimlerinden birinde gözlerini açtı, duvar kağıdında bir bölgeyi şişman,güneş gözlüklü birine benzetti; bu benzetiş ise "çocukluktaki buluttan şekil yarat" benzetişine göre çok kaygı doluydu...yatağından kalktı,bir süre terliğini aradı, ters de olsa giydi terlikleri oturma odasına yöneldi her zamanki önceden programlanmış robot edasıyla... oturma odası her zamanki loşluğu ve birşey anlatmak istemezliğiyle karşıladı onu, ne olurdu bir gün de birşey söyleseydi oturma odası?acaba nereye otursam beni daha az mutsuz eder?her zamanki yerine geçti;yani altında atmaya kıyamadığı, güzel poşetlerin olduğu koltuğa... bir süre öylece duvarlara baktı; dünün gazetesinin gözden kaçırdığı yerlerine bakmak için doğruldu ama sonra daha eski gazeteler yerine aceleyle yemek masasına serdiğini hatırladı dünkü gazeteyi...üzerindeki ekmek kırıntılarını silkeledi, salak yarışmalardan birinin yıldız adayının kafasına domates suyu damladığını görmek garip bir şekilde mutlu etti onu...
    "deliksiz olmayan uyku göstergesi yıldızlar" her ne kadar gözünün önüne baraj kurmaya kalksa da gazeteyi okumayı tamamlayıp,mutfağa yöneldi...yalnız adam evinin en çok yüklenilen mutfak gereci çaydanlık, her zamanki çilekeşliği ile duruyordu...demliği aldı,çöpe yöneldi...süzülecek suyu kalmayan çay artığını birkaç sert darbeye rağmen demlikten ayıramadı, belli ki demlik artık bir günlük aşk yaşamak istemiyor, bu seferki çay kalıntısından ayrılmaya direniyordu, ama bu direniş uzun sürmedi...çayı koydu;dolaptan zeytini çıkarırken aklından bir zamanlar toplumsal içerikli filmlerin bir numaralı malzemesi olan zama gönderme yapılan bir replik geldi: "vay be zeytin..kim derdi seni bir gün kavanoz müzesine koyup seyredeceğiz..."; hüzünlü komedyenlerden birine aitti bu replik...
    bu kez daha eski bir gazete bulup masaya serdi...oldum olası kahvaltının yeri ayrıydı onun için...doymanın önemi olmazdı kahvaltı esnasında...gerçi, çok fazla birlikte vakit geçiren iki sevgili gibi, eski heyecanı bulamıyordu ama,yine de aşkın yerine ilişkiyi besleyebilecek birşeyler koyabilmişti...süzgecin üzerindeki çay taneleri ve zeytin çekirdekleri ,artık kahvaltının sonunun geldiğini hatırlattılar…
    giyinmek üzere yatak odasına gittiğinde birden perdeyi aralamak geçti içinden; kalın perdeyi araladı...hüzün loşluğunu dağıtan umut sızdı içeriye...nereden ağzına dolandığını bilmediği bir şarkıyı ıslıklayarak tüp başlıklarını kontrol etti,anahtarını aldığına emin oldu ve kapıyı çekti...
  • cüneyt arkının en super filmlerinin yer aldığı 70lerin sonu ve 80ler başinda cektiği vurdulu kırdılı ve genelde kirialık katili oynadığı doneme ait filmlerinden biri. bu donem siyah eldiven donemi die adlandırılabilir-coğunda siyah eldiven takar. yalnız adamda bu siyah eldiven donemine aittir. siyah eldiven donemi yeşilcamın zirvesi vede hazinesidir. yonetmenler akıl sınırlarını zorlayarak muhteşem sahneler cıkarmıştır. arkın, le samurai deki alain delon ın turkiye verisonudur. delon az filmiyle bizi susuz bırakmış derken arkın bir çağlayan gibi doğmuştur cok sayıda siyah eldivenli filmi vardır ve hepsi kulttur. bu filmlerin coğunda gerçek yonetmenlik denemeleri gorulur ve birbiriden super sahneler,kareler,hareketler, duruşlar,dialoglar kotarılmıştır ayrıca varsın calıntı(yalan) olsun önemli olan bunu yetkin bir şekilde sunubilmektir. (yada taklit edebilmektir) yalnız adamda kız başindan vurulur (şakağından) ama 5 dakka boyunca beni sevdiğini sole beni affettiğini sole tripleriyle seyirciyi kendinden koparır. filmde ayrıca erol taş her zamanki gibi babadır. kotu adamlar deyimleriyle dili baştan yazarlar. ne yazıkki bu filmler tv de hep olmadık zamanlara koyulurlar. bu yusden tv guide lara lanet olssun
  • düz adam degildir kendisi. yalnız olduğu için lahmacunu acılı yemekten korkmaz. fotoğraf makinası yoktur, kimsesi yoktur ki gösterecek. tükenmez kalemi bile yoktur, ne gerek vardır ki not almasına, hatırlatacak kimse yoktur yanında ne de olsa . yolları bilmez pek, ona kimse yol sormaz ki, yalnızdır çünkü. kedisi bile yoktur* ki isim koysun. eski sevgili anılarına sahip değildir, adı üstünde yalnız adamdır kendisi. kuruyemiş kabındaki antep fıstıklarını ayıklamasına gerek kalmaz, nasılsa kendisinden başka kimse yoktur o fıstıkları yiyecek. öldü bile sanılmaz, hakkında çok şey yazılmamıştır çünkü.
    yalnız adamdır o, yalnız! düz değil..
  • hüseyin nihal atsız'ın ömrünün son demlerinde yazmak istediği ancak ömür denilen saatin yetmediği roman...

    eğer bu romanı yazmış olsa idi nasıl bir roman olurdu?ve hangi düşünüşlerini ve duygu kırıntılarını yansıtırdı romanına.mesela bozkurtlar diriliyor'daki urungu hangi ruha bürünüp ay hanım' ile ölüm uçurumuna yolculuğa çıkacaktı...ya da selim pusat bize daha başka neler neler söyleyecekti.söylemek isteyipte söyleyemeyip ve boğazına düğümlenen kelimeler nasıl anlam bulacaktı yalnız adam adlı romanda...

    nihal atsız'ın düşünce çeperlerinde dolaşıp onun yazmak istediği son romanını dile getirmek isterdim.yalnız bir adamın yalnızlığının resmini yapmak isterdim kelimelerle...keşke son söylenmek istenen sözler söylenebilse ve son yazılmak istenen romanlar yazılabilseydi...
  • bir ferda anıl yarkın şarkısı.

    yalnız adam

    sen yine mutlusun
    ben olmasam da
    yeni bir aşk var artık
    gönül sayfanda
    bağlıydın, buna sen inanmasan da
    bana benzemeyen kimi sevdin

    baharlar geldi geçiyor
    kuşlar yuvadan bir bir uçuyor
    yalnız adam bir başına
    seviyor seviyor
    ooo ooo