şükela:  tümü | bugün
  • bir kadına alısmak ya da bir erkeğe alısmaktan çok daha iyi birşeydir.
    yalnız sinemaya gidilir. *
    bir cafede oturulur. *
    yürüyüş yapılır walkmanle. *
    kitap okunur. *
    inci'den profitorel yenir.
    sevgili varken ihmal edilen arkadaşlarla buluşulur, hasret giderilir.
    bunların hepsi sevgili ile yapıldığından daha ucuza çıkar.
    alıştıktan sonra yeni biri çok zor kabul edilir bu hayatın içine.
  • yalnizlikla kanka yapmak.
  • tek basinaligini yuceltme, uzun sure verilen "insanlara ara"dan sonra hayatina digerlerini yerlestirmede zorluk cekme durumu. yalnizligini kisileme, bireyleme sonrasi, artik bir durum degil yasayan varlik haline gelen yalnizliginin yasamini bosluguyla kaplamasi. bir nevi "yasam komasi" hali.
  • yalnizligindan keyif alma, tek basinaligin bas donduren sarhoslugu olarak da tanimlanabilecek yasam evresi.
  • bir noktadan sonra, kendi kendine tam bir daire olusturabilme. bütün olma, ya da tam vurguyla soylenecek olan "olma" duygusu.
  • yanlizliga alisan bir birey, yanliz olmamayi unutmus demektir...
  • yalnızlıktan sıkılma olayının bir önceki aşamasıdır.
  • bavulları hep toplu durmalı insanın...
    bir gün telefonların hiç çalmayabileceği hesaplanmalı...
    tül perde arkasından misafir yolu gözlemekten vazgeçmeli...
    ihanetlere, terkedilmelere, bir başına bırakılmalara hazırlıklı olmalı...
    yalnızlığa alışmalı...
    çünkü “omuz omuza” günlerin vakti geçti.
    dayanışma, günümüzün borsasının değer kaybeden hisse senetlerinden biri artık...
    bireyin keşif çağı, geride kırık dökük yalnızlıklar bıraktı.
    terörün bile bireyselleştiği çağdayız.
    zaman, birlikten kuvvet doğurma zamanı değil;
    zaman, tek başına dimdik ayakta kalabilmeyi becerme zamanıdır...
    işte o yüzden alışmalı yalnızlığa...
    sokaklar dolusu ıssızlıkla başbaşa yaşamayı göze almalı insan...
    güvendiği dağlardaki karlara bakıp ders çıkarmalı...
    hüzünlü bir şarkıyla paylaşılan gecelerde başını dayayacak bir omuz arama huylarından vazgeçmeli...
    sofrada tek tabağa, tabakta az yemeğe alışmalı...
    romanlardan, yalnızlığı yücelten paragraflar asmalı evin en görünür duvarlarına...
    “yalnızlık paylaşılmaz/paylaşılsa yalnızlık olmaz” dizeleriyle başlamalı güne...
    telesekretere “şu anda size cevap verebilecek kimse yok! ” denmeli,
    “belkide hiç olmayacak...” cevapsızlığa, sessizliğe ısınmalı...
    oysa sessizlik haksızlığa alkıştır.
    haklılığın onuru yaşatır insanı...
    susmanın utancı öldürür...
    o yüzden en sessiz gecelerde “doğruydu, yaptım” la teselli bulmalı insan.
    feryada komşuların yetişmemesine,
    soğuk duvar diplerinde sessizce ağlaşmaya alışmalı...
    kendiyle hesaplaşmaya çalışmalı...
    gece yastıkla ağlaşmaya, sabah aynayla gülüşmeye,
    kendiyle hüzünlenip, kendiyle keyiflenmeye hazır olmalı...
    hep başını alıp gidebilecek kadar cesur,
    ama hep kalıp savaşacak kadar gözüpek olabilmeli...
    sessizliği, sese dönüştürebilmeli...

    ve sırt çantasını her daim hazır tutmalı insan...
    yollarla barışmalı...
    yalnızlığa alışmalı...*