şükela:  tümü | bugün soru sor
  • iki seneden bu yana fiziksel ve mental olarak kendini tam anlamıyla sosyal izolasyon içerisine almış bir birey olarak son dönemlerde varlığını ziyadesiyle hissetmeye başladığım bazı garipliklerimi somut veriler çevçevesinde bilimsel olarak anlamdırabilmek adına minimal bir araştırma yapayım dedim. umduğumu da buldum, bulduklarım yetti. hazır bulmuşken yoldaşlarımla da paylaşayım dedim;



    “yalnız yaşamaya çalışan kişi bir insan olarak başarılı olamayacaktır. başka bir kalbe cevap vermezse kalbi titrer. sadece kendi düşüncelerinin yankılarını duyar ve başka bir ilham bulamazsa zihni daralır.”
    pearl s. buck

    teyzemizin bu şiirsel tanımının aslında bilimsel bir açıklaması vardır. evet yalnızlık beyni işlevsel olarak küçültmektedir. şöyle ki;

    insanlar doğası gereği toplu halde yaşayan primatlardır. uzun süren yalnızlık yaşadığımızda bir toplumun parçası olma içgüdümüze karşı çıkmış oluruz. beynimiz yalnızlığı “acil durum” olarak algılayıp (evet beynimiz yalnızlığı algılayabiliyormuş), buna tepki gösterir ve glükokortikoid adı verilen stres hormonlarımız beynimiz tarafından yüksek seviyeye çıkartılır.

    glükokortikoid hormonları beyin ve vücut üstünde geniş etkilere sahiptir. bu stres hormonları insülin aktivitelirine direnç sağlamaktadır. yani insülin aktivitelerine karşı çıktıklarını söyleyebiliriz. kilo alma, karın bölgesindeki yağlanma, tip 2 diyabet riski artar. sonuç olarak karın bölgesindeki yağlar kendi hormonlarını salgılar ve bu da anksiyete ve depresyon eğilimini arttırır.

    araştırmacılar yalnız insanların kalitesiz uyuduklarını tespit etmişlerdir. kaliteli uyku duygusal refah/duygusal sağlık için gerekli olan önemli beyin bölgelerinden biri hipokampüsün sağlıklı çalışabilmesi için gereklidir. bu yapı “beyin kaynaklı nörotropik etken (bdnf)” olarak isimlendirilen bir proteinin salgılanıp hergün yeni beyin hücreleri (nöron) üretmesi için önemlidir. antidepresan tedaviler de bu yolla gerçekleştirilmektedir. yani yalnızlık halinde beynimizin yeni nöronlar üretmesinde zorlandığını söyleyebiliriz. bu da öğrenme ve hafıza gibi yetilerimizi olumsuz yönde etkilemektedir.

    insanlar depresyonda olduklarında “hipokampüs” bölgesi %20’ye kadar küçülebilir ve bu bölgedeki iyileşmenin sağlanması için yeni beyin hücreleri üretilmesi gerekmektedir. şizofrenik hastalarda “hipokampüs” doğuştan küçüktür ya da deforme olmuştur. yani anladığım kadarıyla bdnf zarar gördüğü için hipokampüs'ün iyileşmesi de pek mümkün değildir.

    akıl hastalarının büyük bir kısmı sosyal olarak izole olmuş hayatlar yaşamaktadırlar. cemiyete/topluluğa ait olma duyguları yoktur ve bu durum beyin sağlığı için en önemli fökterlerin biri olan ‘kahkaha’dan onları mahrum bırakmaktadır. kahkaha atmak, zehirli stres hormonlarının etkilerini hiçbir ilacın yapamayacağı düzeyde azaltmaktadır. araştırmacılar yalnızlığın sigara kadar zararlı olduğu söylemektedir.

    bir de farelerle yapılan yalnızlık deneyleri var ki bu deneylerde değişen beyin aktiviteleri nedeniyle ölümler söz konusu. ancak fare deneylerine bir türlü itimat etme alışkanlığını kazanamadığım için o bahse girmeyeceğim.

    peki yalnızlık sebep mi sonuç mu? yani bazı nörolojik durumlardan ötürü mü kendimizi sosyal izolasyon içerisine alıyoruz yoksa sosyal izolasyon içerisinde bulunduğumuz için mi beynimiz zarar görmektedir? araştırdığım kadarıyla bu sorunun cevabı henüz bilinmemektedir. yani okuduğum makalelerde şimdilik bu sorunun cevabı olmadığı yazıyor.



    “gençler sahip oldukları hayatla ne yapmalıdır? kuşkusuz birçok şey. ama bunlardan en cüretkar olanı bu korkunç yalnızlık hastalığını tedavi edebilecek istikrarlı toplumlar yaratmaktır. ”
    kurt vonnegut

    bunların yalancısıyım;
    1
    2