şükela:  tümü | bugün
  • misantropist işi. şöyle oluyor: yeter yalnız yaşadığım, kibri bırakmalı ve insanlarla kaynaşmalıyım. gezmeli, tozmalı, sık sık iletişime geçmeliyim.

    ...kaynaşmaya çalışma aşamalarından sonra ise şöyle: yahu bu adamı/kadını nasıl hayatımdan tamamen çıkarırım. üstelik kendimle ilgili de bir sürü şey anlattım. tüm bunları konuşurken aklım neredeydi?! senin neyine gerek böyle işler?!

    sonra tekrar yalnızlık; bir şeyler okumak etmek; yeniden duyguların kabarması; yine kederden insanın içinin şişmesi. 99 francs filminde şöyle geçiyor: "belki de dünyayı kurtaracak olan sırrı kendine açıklıyordu: "can sıkıntısını kabullenmek."

    spring, summer, fall, winter... and spring gibi...
  • aynı ben dedirten açmaz
  • insanları sevmemek demeyelim de güvenememek.

    kendim de dahil insanlar olarak o kadar sahtekarız ki.

    belki de güvenilmez biri olduğumdandır.

    asosyal falan değilim ama hep bir mesafe insanlarla aramda.

    ben de isterdim arkadaşlarıma doğum günlerinde sürpriz falan yapayım ama cıks değmezler bence, keh keh.
  • (bkz: hepinizden nefret ediyorum ama tek başımayken canım sıkılıyo)
  • (bkz: tinder)
  • uzaylılar tarafından kaçırılmak istemek.
  • insanın kalabalığa karışma hevesi, kalabalıkta kendine bir yer bulma isteğinden kaynaklanır. kendi kendine yetebilen bir insanın, başka insanlarla beraber olma ihtiyacı yoktur. kişi kendine yetemiyorsa, başkalarından ilgi görmeyi istemeye başlar.
    her insan bu ilgiyi kendine has bir şekilde karşılamaya çalışır.
    sosyal medyada ilgi çekecek bir cümle paylaşmak, instagram gibi bir yere fotoğraf atmak, online bir oyunda belli bir yer(seviye vb.) edinmeye çalışmak, pahalı kafelere gidip oturmak, arkadaşlarıyla oturup sohbet etmek gibi farklı eylemler denenebilir.
    herhangi bir eylem beklenildiği gibi sonuç vermezse, bu sefer bu eyleme ortak olan insanlara karşı bir tepki oluşur insanda.
    kalabalığa karıştıktan sonra kalabalık tarafından süper bir ilgi gören insanın, çok büyük bir derdi yoksa kalabalığı sevmemesi beklenir şey değildir.
    bütün bunlardan sonra kendi kabuğuna çekilen insan, belli bir zaman geçtikten sonra aynı eylemi tekrar gerçekleştirip farklı bir sonuç elde etmeyi umar, böylece kısır döngüsüne girer.

    kendi kendine yetebilen bir insanın böyle karmaşık problemleri yoktur. kendine ait bir yaşayış biçimi, benliğini diğer insanlara muhtaç olmaksızın doyurma yöntemleri, tek başınayken de mutlu olabileceği, hayattan zevk alabileceği uğraşları vardır.
    insanların içine sadece olağan bir davranış ve sosyalleşme amacıyla çıkar, onlardan bir beklentisi yoktur, kendisine zarar vermedikleri sürece onlarla bir problemi de olmaz.

    bir de kendi kendine yetebilme durumundan bağımsız olarak, kalabalığın içinde tamamen uyumla yaşayan insanlar vardır. kalabalıkla uyumlu oldukları için de böyle acayip meselelere kafa yormalarına gerek yoktur. onlar için kalabalık bir yaşam biçimidir.
  • bazen bana vuran olay. hatta nasa'ya mail attım 'şu yeni bulunan gezegene beni yollayın ne rapor istiyorsanız hepsini göndereceğim. hatta başlığımı çıkartıp ilk bakacağım şey oksijen olacak.' umarım kabul edilirim.
  • son kez yazacağım ve bir daha da böyle iç karartıcı başlıklara dönüp bakmayacağım; çünkü ben insanları seviyorum.

    tanıdıktan ve hatta kaynaştıktan sonra yaşamımdan çıkarmayı istediğim pek kimse olmadı. az çok anlayabiliyorum kiminle kaynaşıp kiminle kaynaşmayı istemediğimi çünkü. insanlarda ne aradığımı biliyorum. ne aradığımı bilince de kimde olup kimde olmadığını anlayabiliyorum çok zaman geçmeden. herkesin kendince bir yaşamı ve sorunları var. kimse tüm zamanını size ayırmak ve sizinle ilgilenmek zorunda değil. geçmişten kalan kalp kırıklıklarınızı kimse tamir edemez. insan tek başınadır. insanlar yalnız doğarlar ve yalnız ölürler; ama bu öyle düşündüğünüz gibi kötü bir şey değil. öyle görmek zorunda değilsiniz.

    insanların temelde iyi ya da kötü olduklarına da inanmıyorum. bence birbirinizden beklentileriniz gerçekçi değil. bence aşktan beklentileriniz de gerçekçi değil. bence insanlara da aşka da gereğinden fazla anlam yüklüyorsunuz. kitaplarda okuduğunuz, şarkılarda dinlediğiniz, başkalarından gördüğünüz ilişkiler, sizinkilerden daha iyi ya da daha kötü değil. sanatın her şeyi olduğundan daha parlak/güzel göstermek gibi bir huyu var. sanıyorsunuz ki bir siz böylesiniz. hayır, siz de herkes gibisiniz. başkalarının sizden tek farkı, sözcükleri, notaları ya da renkleri biraz daha iyi kullanıp yaşadıklarını allayıp pullayarak anlatabilmeleri. yoksa hepimiz insanız. birbirimizden ne kadar farklı yaşıyor olabiliriz ki? olsa olsa farklı algılarız. bu da bizim farklı yaşamlar sürdüğümüz izlenimine yol açar. insanlardan kazık yiyen ilk kişi değilim; son kişi de olmayacağım. aşk acısı çeken ilk kişi de değilim; son kişi de olmayacağım. annesi ya da babasıyla sorun yaşayan ilk kişi hiç değilim; son kişi de olmayacağım. anlayabiliyorum. gerçekten anlayabiliyorum; ama hayır, bu durumda kalan yalnızca siz değilsiniz. insanlara karşı güvensiz hisseden yalnızca siz değilsiniz ve sizin karşınızdaki de size karşı benzer duygu ve düşünceler içinde olabiliyor çoğu zaman.

    bunca soruna karşın tüm insanlara küsmek aklıma hiç gelmedi. savaşlar, tacizler ve tecavüzler, doğa katliamları canımı çok sıkıyor ama, sorunun tek tek insanlarda mı yoksa insanlıkta mı olduğunu hala çözemedim. bulursam sizinle paylaşacağım, söz.

    benzer benzeri çeker. yapılan onca sosyal psikolojik araştırma böyle söylüyor. zıt kutupların birbirini çekmesi diye bir şey söz konusu değil yani. içten içe aradığınız o insanlar, hani sizden çok farklı olup da size yaşamı sevdirecek ve güveninizi kazanmanızı sağlayacak o iyimser ve umut dolu insanlar var ya, onlar kendileri gibi umut dolu insanların yanındalar. kaldı ki her şeyin zıddıyla birlikte var olduğunu söylüyor diyalektik materyalizm. bir şeyi kötü olarak tanımlayabiliyorsanız, demek ki iyisini de biliyorsunuz. demek ki iyisi var.

    yüreğinizde neyi beslerseniz, onu büyütürsünüz. nefret, güvensizlik, kibir büyütülen yerden sevgi, güven ve alçakgönüllülük çıkmaz. yüreğinde sevgi, güven ve alçakgönüllülük büyütmüş birisi de nefrete, güvensizliğe ve kibre gitmez. neden gitsin ki? roman mı bu?