şükela:  tümü | bugün
  • dün annemin öldüğü hastane. ailemin genel kanaati "kader". ama ben içimde bangır bangır bağıran "acaba" sorularını susturamıyorum.

    koah hastası olduğu için nefes alma sorunuyla hastaneye götürülmüş. bilinci açık ve konuşabiliyor. annem ilk müdahaleden sonra rahat nefes almaya başlayınca eve gitmek istemiş. doktorlar ısrarla hastanede kalmasını istemiş, ölüm riskini söylemişler. buraya kadar güzel. düşünceli doktorlar. güzel olmayan şey annemin yatması gereken yoğun bakım ünitesinde yer olmaması. geçici olarak genel cerrahi yoğun bakımına yatırılması ve orada 4,5 gün kalması. biz bunu bilmiyoruz tabi. ilk gittiğimde konuşan, oturan, normal görünen hastaların arasında uyutulmuş annemin boğazında hortumla uyutularak yatmasını garipsemiştim. annemin görüntüsü oradaki hastalara uymuyordu. biz de elimizi kolumuzu sallayarak yanına girdik. öptük, saçını okşadık. seslendik, kafasını bize çevirmeye çalıştı.

    dışarda bekleyen bir hasta yakını "demek ki annenizin durumu kötü değil, burası en hafif yoğun bakım. benim annem buraya çıkartılınca içim rahatladı" vb deyince benim de içim rahatladı. 3 gün annem sesimize tepki verdi. 4. gün tık yok. bitkisel hayata girmiş gibi hiç hareket yok. ben tabi panik oldum.

    asıl panik olma sebebim saçları kırmızıya boyalı, burnundan sümük akan çingene çocuklarının ve üstü başı leş gibi kadınların yoğun bakımlara hasta ziyaretine girmesi. hijyen olarak sadece ellerimizi sıvıyla ovmamız. başka hijyen yok.

    annem ertesi gün de sese tepki vermeyince hemen olayı sorgulamaya başladım. ve öğrendim ki annem yanlış yerde yatıyor. bir hastanede yer olmamasını anlarım ama kardeşim "bizde yer yok ama mutlaka makineye bağlanması lazım. bursa'ya ya da istanbul'a götürün" desene. demiyorlar ve 4,5 gün o önüne gelenin girip çıktığı 3. kat yoğun bakımda yatıyor annem. başhekim yardımcını aradım. adama durumu anlattım. hemen ilgilendi ve annem baştan beri yatması gereken yere yattı.

    ilgili bir doktor var. güler yüzlü.. annemle o ilgilenmeye başladıktan sonra annem önce sese tepki vermeye başladı, sonra gözlerini açtı, sonra bizimle iletişime geçti, gözleriyle mimikleriyle konuşmaya başladı, sonra solunum borusu çıktı, kendi nefes almaya başladı, yemek yemeye başladı, konuşmaya başladı, şakalaşmaya başladı, gülmeye başladı derken dün öldü.

    sebep enfeksiyon. virüs mü bakteri mi ne kana karışmış. ben bilmiyordum ama zaten idrar kesesinde varmış. dirençli çıkmış "bu kadar hijyenik bir ortama bile dirençli bir bilmem ne" diye tanımlanınca aklıma burunlarından sümük akan çocuklar, üstü başı leş gibi kadınlar geldi 3. kattaki yoğun bakımda annemin yanından geçen. bizim sokakta giydiğimiz kıyafetlerle annemin yanına giriş çıkışlarımız geldi aklıma.

    dediğim gibi ailemin genel kanaati "kader". solunum yetmezliğinden yatan ve kendi kendine soluk alıp, konuşmaya, yemek yemeye başlayan annemin 25 gün hastanede kaldıktan sonra kana karışan allah'ın cezası bilmem ne'den ölmesi kader mi bilemiyorum. aklımda sürekli burnundan sümük akan çocuklar, üstü başı leş çingene kadınları, annemin 4,5 gün genel cerrahide yatması... acaba sorusunu atamıyorum kafamdan...

    belki doğrudur, baştan beri vücutta olan adı her neyse kana karışmış olabilir. annem gitti. hiçbir şey onu getiremez artık. bu kadar canımın yanacağını hayal bile edemezdim çektiğim acıyı. delirmezsem iyi...

    bu entryi yazma sebebim... yalova devlet hastanesi yetkilileri.. lütfen yeriniz yoksa başka hastaneye yönlendirin. 4,5 gün ağır yoğun bakıma ihtiyacı olan bir kadını ameliyat olmuş hastalarla ve onların misafirleriyle muhatap etmeyin. üstü başı kötü görünen insanlar tabi ki hastalarını görecekler ama bari önlük falan giydirin, çocukların burnundan sümük akıyordu resmen. annemin ölümü - ölüm yazıyorum delirmemek işten değil- belki doğaldır. ama başkaları enfeksiyon kapabilir ya da yanlış yerde yattıkları için yaşam ihtimalleri azalabilir.

    son olarak gidin annenize sımsıkı sarılın. öpün, koklayın arkadaşlar... çok büyük acı.. sevebildiğiniz kadar sevin annenizi...