şükela:  tümü | bugün soru sor
  • sürekli öss de ilk 30 giren devlet lisesi..
  • yanilmiyorsam, o zamanlarki mudurunu 17 agustos depreminde kaybeden okul. depremden bir ay once kendisini lisenin bahcesinde ziyaret etmistik. nur icinde yatsin.
  • zamanımızda hatırı sayılır bir okul olan, kayıt sırasında kök söktüren ve mezunlarının çok büyük bir yüzdesinin üniversiteye devam ettiği, fakat depremden sonra tıpkı yalovanın geneli gibi pek bir olayı kalmamış olan güzel lise. girişindeki leylek heykellerinin sebebi her bahar düzenli olarak kalorifer bacasına bir leyleğin gelip yuva yapmasıdır. öyle ki leyleğin geldiği gün okulda olay olurdu, önemli bi gündü bizim için niyeyse. depremden sonraki yıl binası zarar gördüğü için önce çadırda, daha sonra prefabrik sınıflarda eğitim verdi. daha sonra onarım yapıldı ve eskiye döndü ama ayrılan öğretmenlerin ve öğrencilerin etkisiyle eski ruhunu bulamadı, bunu tazmania şeytanı kravatlı yalova liseli veletleri etrafta şopar vaziyette avare dolanırken gördüğümüzde daha rahat anlayabiliyoruz. feodal dönem olarak da adlandırılabilecek aziz deniz yönetiminde sokakta öyle dolanamazdık kolay kolay. şimdi haluk beyaztaş ve melek şekercioğlu gibi bazı idealist hocalar da olmasa columbine high schoola dönecek gibi. ama özlemez mi insan o yılları.. aahh ah... *
  • eski müdürü aziz denize gıcık olmama rağmen onun var olduğu dönemde çok iyi işler çıkarmış olan yalova'nın en önemli okulu.bazı yerlerde üniversiteyi kazanan öğrenciler parmakla gösterilirken,bu okulda sınavı kazanamayan birkaç öğrenci parmakla gösterilirdi.basket potaları,spor salonu,bahçesi,kantini ile mükemmel bir okuldu.depremden sonra ne okul ne de öğrenci kalitesi kesinlikle aynı seviyede olmadı.uzun bir sürede olacağa benzemiyor.
  • yalova lise'siyiz,
    aydin ve gur sesimiz,
    yurda i$ik yurda $an,
    onu candan severiz,
    diye de bir marsi olan lise. oss'de ilk 30'a girmesinde bu marsin önemi göz ardi edilmemelidir.
  • 5 yılda bitirmeye kıyamadığım lisenin adı. sınıf arkadaşlarını organize edip ve benzin parası toplayıp baba dan kaçırılan arabayla termal e pikniğe gitmek çok güzeldi.
  • bahçesindeki potaların mehmet okur gibi bir nba ylıdızını yetiştirdiği okul.
  • bahçesindeki potaların boktan beton zemininin bir turnike esnasında yan bağlarımın kopmasına sebep olduğu leylekli okul. ha, az önünde kız beklemedik vakti zamanında orası ayrı.
  • basketbolda sayısız kez türkiye şampiyonu oluşluğu vardı. bu konuyu epey de ciddiye alırlardı.

    sene 2001'. şehit osman altınkuyu anadolu lisesinin ilk devresi lise 3'e gelmiş (o vakitler lise 3 seneydi) ve bir önceki seneden yalova lisesini en azından zorlayacağı belli olmuştu. maçın yapılacağı yalova kapalı spor stadı, yalova lisesi'nin hemen dibindedir. haliyle anadolu lisesi için deplasman maçı gibi bir durum vardı ve hocalar maça servis kaldırılmayacağını, bizim de 'gitmemizi yasakladıklarını' hatta gidenlerin disiplin kuruluna sevk edileceğini söylemişlerdi.

    biz n'aptık? her tenefüs tuvalette gerçekleştirdiğimiz toplu sigara ayininde verdik birbirimize gazı, atladık minibüse gittik. 15-20 kişi. spor salonunun içi ve avlu tıklım tıkış yalova liseli dolu. küçük bir şehir yalova, insanlar birbirini tanıyor. eşle dostla selamlaştık, selamlaşmadıklarımızda da yabancı olmadığımız imajı yarattık ama herkeste bir 'ne işiniz var lan burda', bizde de 'şurdan bir canlı çıksak' ifadesi...

    saat geldi, maç başladı. öne geçiyoruz can kaygısı, geriye düşüyoruz mağlubiyet kaygısı. son periyodda yanlış hatırlamıyorsam 10 sayının üstünde bir fark açıldı ve sanki sahadaki bizmişiz gibi bütün yalova liseliler bize bakarak tezahürat yapmaya başladı. meali: şu maçı bir verelim siktik mehtabınızı. derken bir baktık etrafımızı polis çevirmiş, kazanırsak bizi tek parça halinde dışarıya çıkarmaya gelmişler. neticede maçı aldık ve tek slogan atamadan polis tarafından avluya alındık. bildiğin linç edecek adamlar, biz hala salak salak gülüp birbirimize sarılıyoruz. yalova liselilerin tamamı avludan çıkarldı, okula doğru yürümeye başladılar. o arada polis de gitti. biz de spor salonunun önünde minibüs bekliyoruz ki okula dönelim. derken bir taş düştü önümüze. bir tane daha. sonra bir tane de arkadaşlardan birinin kafasına. 'lan?' demeye kalmadı, arkamıza bir baktık, 300 sapartalı'da leonidas'ın canını alan ok yağmuru gibi bir karaltı yaklaşıyor havadan. bir lise dolusu adamın ara vermeden taş attığını düşünün! bir kaç taş darbesinden sonra ilk gelen minibüse attık kendimizi, okula gittik.

    hem maçı almışız hem gazi olmuşuz, zannediyoruz ki çiçeklerle kaşılayacak millet. bahçenin kapısında müdür, müdür yadımcıları ve gelişine sağlam koyduğunu bildiğimiz birkaç hoca daha. hani okullar arası hocalar yakın dövüş turnuvası olsa onda da şampiyonluğu zorlayacak bir takım çıkarın deseler bunları gönderirsin. öyle bir kadro. kolları bağlamış, bizi bekliyorlar.

    - (doğrudan müdüre hitaben hep birlikte) hocam aldık maçı, şöyle koyduk, böyle zıplattık (yumuşatacağız aklımız sıra)!
    - hilmi bey'in odasına geçin (net).

    odaya geçilir. tek sıra kuzu gibi dizilmişiz. bilen bilir, biz girdiğimizde 8 yıllık kesintisiz eğitim diye bir şey yoktuç ilkokulu bitirp gelmiş el kadar çocuklardık. okul yönetimi her fırsatta 'siz seçilmişsiniz. acayip zekisiniz, çok akıllısınız' diye verirdi gazı ama en ufak hatada uçan tekmeyle dalardı (şaka değil, van damme filmlerindeki kötü adamlar gibi dayak yerdik). müdür ve hilmi bey daha gelmemiş ama dayak geliyorum diyor -ki, öğrenci dövmeyen biri olduğu için olsa gerek, müdür hiç gelmedi-. diğer hocalar da odadaki koltuklara oturmuş, bazıları bir kenara yaslanmış zafer dolu gözlerle bizi süzüyor. lan sanki fbı'ın suç üstü yakaladığı uyuşturucu kaçakçılarıyız! hilmi hoca da başka bir odada ısınma hareketleri falan yapıyordu sanırım, biraz sonra kıpkırmızı bir suratla odaya girdi.

    hilmi hoca: almışız maçı! (yalandan sevinmiş gibi yap)
    biz: (bir anda umutlan) aldık hocam. emre üst üste iki smaç bastı. şu kadar üçlük -şaaaak-
    hilmi hoca: oğlum
    öğrenci 1: hocam? -şaaak-
    h.h.: ben
    öğrenci 2: ama... -şaaaak-
    h.h.: size
    öğrenci 3: -şuuuuuk-
    h.h.: o
    ben: şimd... -şaaaak-
    h.h.: maça
    öğrenci 5: hoca... -şuuuuuk-
    h.h.: gitmeyeceksiniz
    öğrenci 6: hoc... -şaaaak-
    h.h.: demedim
    öğrenci 7: ho... -şuuuuk-
    h.h.: mi?!?!?!
    öğrenci 8: h... -şaaaak-

    böyle aynı lafı söyleyerek hepimizi ziyaret etti sıradan. sonra hızını alamayıp aynı yolu geri döndü. sonra daha da gaza gelip rastgele çatara çutara girdi. heralde 15 dakika falan tokatlandık o odada.

    son derse girileli 10 dakika kadar olmuş. sınıflara dağılıyoruz. yanaklar kırmızı da değil, morun garip bir tonuna bürünmüş, dayaktan yorulmuş halde sınıfa girdik üç arkadaş. hoca sırıtıyor, öğrenciler sırıtıyor. kimse bir şey demedi ama fena madara olduk o gün.

    ertsi gün, sabah bayrak töreninde hilmi hoca mikrofona uzanıp:
    - okulumuz basketbol takımı yalova birincisi olarak türkiye şampiyonasına katılmaya hak kazanmıştır. başarılarından dolayı tebrik ediyorum!!! (öyle bir coşkuyla söylüyor ki, zannedersin dünya şampiyonu olduk. bir gün önce bizi sıradan geçiren babamdı sanki)

    ---alkışlar---

    işte bana böyle bir dayak yedirmiş okuldur yalova lisesi.

    ama iyi koymuştuk harbiden.
  • efsaneyi (aziz deniz - aslında abdulaziz deniz) daha okula gitmeden duymuştuk abilerimizden, ablalarımızdan. okula gidince gördük ki diktatör gibiydi o vakitler. 2-3 tokat yemişliğim, odasına konuk olmuşluğum vakidir. hatta bir gün armasızlıktan ve favori bırakmaktan (kombo) dolayı beni gene köşeye çekip "oğlum bi' bıkmadın şu serserilikten, velin gelsin yarın" deyip beni okuldan kovmasını dizlerim hala titrer halde hatırlarım. güzel liseydi yalova lisesi aziz deniz'e rağmen. belki de aziz deniz ile güzeldi, olmasa belki de her an pis amerikan serseri lisesi gibi olacak gibiydik.