şükela:  tümü | bugün
  • yaşar kemal'in röportajlarından oluşur. bu diyar baştan başa serisinin ikinci kitabı. doğa sevgimizi (!) samimi bir dille kaleme almış.
  • orman yakmanın ata sporumuz olduğunu anlamamı sağlayan yaşar kemal eseri.

    --- spoiler ---

    üstadın röportaj ve seyahat anılarından oluşan eserde, anadolu'nun farklı yörelerinde gezip gördükleri, deneyimledikleri yer almaktadır. kitabın en önemli bölümünü antalya ve muğla kırsalında çıka(rıla)n orman yangınları oluşturur. açlık ve sefaletten kırılan köylülerin ekili-dikili alan elde etmek adına ormanlara düzenledikleri "suikastler" ve sonrasında ortaya çıkan toprakları tapulu tarlalara dönüştürme sürecinin anlatıldığı kısım gerçekten enteresandır. bu süreçte ormancılarla giriştikleri köşe kapmaca ve bürokrasi ile yaşadıkları amansız mücadele dikkat çekicidir.

    kitabı okurken ormanların kasten yakılmasına, yaşanan doğa katliamına üzülüyor insan. ancak aç biilaç insanların 50'li yıllarda bunu yapmasına hak da veriyor ister istemez. ya bugünün ranta doymayan, beton düşkünü vampirlerine ne demeli? onların doğayı ateşe vermeleri hangi makul sebeple açıklanabilir acaba?

    --- spoiler ---
  • 1950'lerde geçen bu kitabın bir bölümünde yaşar kemal, mağaralarda yaşayan insanlarla olan konuşmalarını yazıyor. ülkesini tanımak isteyen, daha çok yakın geçmişte bu ülkedeki insanların neler yaşadığını öğrenmek isteyen herkes tarafından okunmalı. okunmalı ki kafalara, türkiye'nin istanbul, ankara ve izmir'den ibaret olmadığı ve olmayacağı iyice kazınsın. kitaptan bir bölüm şöyle:

    "... şimdi not defterimi açıp mağarada selim'le yaptığım konuşmayı aynen yazıya geçiriyorum. selim'in düşünceleri, bu mağara sakinlerinin düşüncelerini ortalama temsil edebilir:
    - selim!
    - buyur ağam.
    - kardeşim selim, sen radyo gördün mü?
    - haa?
    - radyo, radyo!
    - haa?
    - bir kutu vardır. dünyanın bir ucundan söylerler, buradan dinlersin. hiç duymadın mı?
    - yok vallahi...
    - selim!
    - buyur ağam.
    - tren gördün mü?
    - hani askerleri bindirip götürürler. onu mu?
    - evet onu selim.
    - görmemişim ağam.
    - selim!
    - buyur ağam.
    - otomobil gördün mü selim?
    - görmedim ama duydum. bizim kulp kazasına gelirmiş bazı. askere gidenler de söylediler.
    - uçak?
    - duymuşum. havada uçarmış.
    - traktör?
    - hani çift sürer o mu?
    - o.
    - silvan'a ırgatlığa gittiğimde gördüm. ateş yürütür onu.
    - apartman nedir selim?
    - haa?
    - apartman.
    - haa?
    - buzdolabı?
    - haa?
    - elektrik?
    - haa?
    - baklava?
    - paklava. duymuşum ama görmemişim.
    - selim bir sual daha sana. tramvay gördün mü tramvay?
    - duymamışım.
    - gaz ocağı, elektrik ütüsü, çamaşır makinesi?
    - haa?
    selim'e bunlardan başka daha bir sürü sualler sordum. selim ne sordumsa hayret ettim. canım sıkıldı bu işe doğrusu. kendi kendime dedim ki, bu sualleri cümle mağara sakinlerine sorayım. gittim. hocanın evinde hepsi toplanmışlardı. suallerimi onlara da bıkmadan usanmadan teker teker sordum. hiçbiri bir şey bilmiyor. selim bunların en kültürlüsü..."