şükela:  tümü | bugün
  • göğüs kafesinde size ayrılan o korunaklı yeri, zindan zannedersiniz bazen.
  • yanılsama, algıyı gerçekleştirenden kaynaklıdır. algılanandan ileri gelmez. algılayanın algılanana dair bağıl konumu araf olmadığı sürece yanılsama pek mümkün değildir.
  • stevie smith bir şiiriyle açıklasın bu durumu

    el sallamıyordum, boğuluyordum

    (bkz: not waving but drowning)
  • yaşamın içindeki yanılsama şu dizelerde özetlenmiştir:

    "yalan bir dünyada
    yaşıyor olmaktan
    daha garibi;
    güya yalan dünyanın
    yalanlarına katlanmak için üretilmiş,
    kutsallıkla bezenip;
    sorgulanmaz/dokunulmaz kılınmış
    yalanlara inanmanın
    mutlak ve yaşamsal bir
    zorunluluk olarak dayatılmasıdır."*
  • * *

    yenildik: güneşe doğru koşan çocuklardık. günebakan misali güneşin peşinden sürüklendik. güneş tutuldu; ay’a küfrettik. kalbimiz tutuldu; aşk’a küfrettik. avuçlarımız çok kanadı. çocuktuk daha. meyve vermeyen ağaçların gölgesinde büyümeye çalışıyorduk. güneş dönüyordu; biz de... çocuktuk dedik ya... sonra düştük... düş’tük!

    düş'tük: biz, aslında hiç olmadık. saklambaç oynadık ömür boyu. zamanında edinemediğimiz misketlerimizi zamansızlıkta cebimize doldurduk. her düşmemizde etrafa saçıldı. ellerimizi iki yana açıp “yine yanıldım” dedik. yanıldık; bir o kadar da yandık!

    yandık: sevgilimize, ailemize, arkadaşımıza yan’dık. yalan söylediğimiz anlaşılmasın diye onların gözlerine bakamadık. -ayna’ya da-... ama hep onlar için yandık. su dökmediler bize. susardık ama hiç susmadık.

    susmadık: çoğu şeyi parantez içinde söyledik. yoklama kâğıtlarında hep “yok” yazıldık ama karatahtaları en çok biz karaladık. bol özneli cümleler kurmaktan “gizli özne” olduk. andımız’ı okuduk en çok; kendimizi okuyamadık. yarattığımız milyonlarca “ben”in birinden soyunup diğerini giyindik. kendimizi “o”na sunduk. sonra deri değiştirdiği için yılana kızdık. rüya’ya daldık; uykuyu yorucu bulduk.

    "her gece soru sordular. onlarla konuştuk. tüm soruları cevapladık. geçmişi anlattılar; geleceği sorduk. geleceği anlattılar; geçmişi sorduk. şimdi'yi sorduk. “şimdi yok” dediler. bilmediğimiz bir dilde sayfalarca yazdık. ama ne yazdık? hatırlamaya çalıştık. “deli” dediler."

    ipince bir çizgide yürüttüler. düşmedik...
    son soruyu ('bir kişi bile değilken yalnızlıktan'; şimdi kaç taneyim?) sorduğum(uz)da hep uyandırıldım.

    avuçlarım şimdi neden kanıyor?

    (bkz: armağan)
    (bkz: #9357729)
  • düşü gerçekmiş gibi yaşamanın, olması isteneni ete kemiğe büründürüp beklentinin nesnesi olan kişiye giysi gibi giydirmenin adı. o kişide olmayanları var kabul ederek, hatta var olduğunu bilerek davranmanın adı.

    herşey hayallerle, düşü gerçek varsaymayla kalsa yanılsama olmaz yine de. yanılsama olduğunu anlamak için o kişinin üzerinde o giysi yokmuş gibi * davrandığını görmek, ayağın altında olması gereken gerçeklik zemininin buhar olup uçtuğunu hissetmek, boşluktan dibe doğru çekilmek gerekir. kumdan kaleyi dalga dümdüz eder. gerçekliğin üzerindeki perde kalkar. işte o zaman bütün bunların yanılsama olduğuna uyanılır.
  • (bkz: ask)
  • varolan bir uyarıcının, değişik algılanmasıdır.
  • "her yaşta yanılsamalarla beslenir insan" diyor, joseph conrad. "yoksa herkes erken yaşta ölmeyi seçer, soyumuz tükenirdi."