şükela:  tümü | bugün soru sor
  • anlatmak ve anlattığının anlanabilmesini sağlamak gibi durumlar karşıdaki şahsiyetin anlama ve anlatılanı yorumlama gibi abilitilerine bağlı olup şahıslar arasındaki beden dilininde her anlaşılma üzerindeki rolünün yüksek olduğunu söylemeden edemeyeceğim...ne diyorum lan ben böyle....
  • düşündüğünüz,
    söylemek istediğiniz,
    söylediğinizi sandığınız,
    söylediğiniz,
    karşınızdakinin duymak istediği,
    duyduğu,
    anlamak istediği,
    anladığını sandığı,
    anladığı..

    arasında farklar vardır. dolayısıyla insanların birbirini yanlış anlaması icin en az 9 olasılık var.

    sylviane herpin
  • anlatmak ve anlamak için insanlar ortak kodlar kullanılar. her ne kadar ortak da olsalar bu kodlar kişinin kültürü, benliği, belleği, hava durumu ve yol şartlarından etkilenir; kişiden kişiye farklılıklar oluşur. anlatılmak istenen anlaşılamıyorsa kodlar arasında uçurumlar vardır ya da taraflardan en az birinin niyeti başkadır. ikinci durumda niyeti anlamak bir görevdir.
  • karşınızdaki kişinin saatlerce konuşmasına rağmen tek bir olaya takılıp kalınmasıyla insanın kendine göre saçma sapan bir fikir üretip bunu da saatlerdir bazı şeyleri açıklamaya çabalayan insana söylediği zaman karşıdakinde hayal kırıklığına sebebiyet veren olay. demekki neymiş, konuşmayı bütünüyle düşünüp öyle bir karara bağlamak gerekiyormuş.
  • kadinlarda doğuştan büyük bir eğilimle ortaya çiktiği kanitlanmiştir.
  • yanlıs anlamak, uzerine surulmus namus lekesine nispet yapıyor olacak, insanlıgın algı gediklerinden kacırdıgı kursunlarla sekilledigi yargılar sayesinde, uretmek ve yaratmak icin, ortaya cıktıgından beri tetigi cekip durmakta, varolanı donusturup yıkmakta, ona baska isimler vermekte, fırca ve kalemlere ekmek kapısı olup, goz ve kulaklara guzelligin zenginligini lutfetmekte. yanlıslıgın sebebi her ne olursa olsun, insanlar arası anlamayı, anlasmayı, iletisimi felce bile ugratsa, yeniligin oncusu olmus; hayatlara anlam katıp durmus, varolmayanın sanrılarını gercek olarak bellemekte zorlanmayan beyinlere, dunyanın oldugundan fazlasını sunabilmesine olanak saglamıs, altı ustu kucuk ve yuvarlak dunyanın uzerine, yuzyıllar yıllar boyu, milyar, zilyar harfler dokturup, kucuk ve yuvarlak beyinlerimize mesgale tutturmustur.
    velhasıl yanlıs anlamak, akvaryumdaki balıklar, etraflarındaki plastik mercanlardan, midye kabuklarından sıkılmasın diye; balıkların gozlerinin bozup, bakıslarını halusinatif sekillerle, kaleidoskopik goruntulerle bezemeye denk bir dunyalı zevki, yetenegidir. misal, bu yazıyı yazarken, hepimiz bir simulasyonun* parcasıyız demeye getirmedim ama yazdıgımı okuyunca bu yargıyı da yazıdan cıkardım, kendimi yanlıs anladım, kendimden yeni bir kendim yarattım.
  • kendisine yuklenen butun olumsuz anlamların otesinde bir yerde, yoklugu sevindiriciyken kimileri icin, kimileri icin de umut kırıcı olan durum.. bazen yanlıs anlasılmıs olmalı her sey, butun imalar yanlıs okunmus olmalı, yine nasıl sacmaladıgına ve nasıl uydurduguna gulecegini bilmenin rahatlıgıyla kısa sureli huzursuzlanmalar yasamalı kendi icinde, birinin gelip icini rahatlatacak birseyler soyleyeceginden, "yanlıs anlamıssın" diyip sırtını sıvazlayacagından emin olmalı.. kabustan uyanır gibi, rahatlamalı.. rahatlamalı..
  • sonu kızgınlık, mahcubiyet, utanç, yerine göre yersiz bir mutluluk olabilecek olan anlama beceriksizliği.

    ortaokuldayken okul korosundaydım ve bir törende şarkı söyleyecektim. bir arkadaşın da gazıyla gittik kuaföre, saçımızı başımızı yaptırdık, yüzümüzü de makyaja buladık hızlı hızlı. ne de olsa müzik öğretmeni bu tür durumlarda süslenmeye izin veriyordu. ancak, okulun otoriter müdür yardımcısı yanıma yaklaştı, suratı beş karış bir halde sordu, "çok mu acelen vardı makyaj yapmak için?" salak gibi şöyle deyiverdim, "evet hocam, biraz aceleye geldi makyajımız, hızlı hızlı yapıverdik". kadın başını iki yana sallaya sallaya uzaklaşıverdi. ben durumu anladığımda çoktan yerin dibini boylamıştım.