şükela:  tümü | bugün
  • karl popper'ın bilgi felsefesine kazandırdığı, yanlışlardan yola çıkarak doğruyu bulma yolu.
  • geliştirilen bir teori için yüzlerce destekleyici olay ya da örnek bulabilirsiniz. bunun bir sonu yoktur. "doğru", "bu da doğru", "bak gene doğru" der durur, sonsuz sayıda dogrulama yapmamız gerekmesine rağmen, en sonunda bu teoriyi "mutlak doğru" kabul ederiz. bu hatalıdır.

    fakat teorinin yanlışlandığı bir örnek tesbit edildiğinde, bu teori terkedilir ya da düzeltilir. bu şekilde doğruya ulaşma şansımız artar. her yanlışla birlikte yeni bir doğruya ulaşılır. çember daralır, doğruluk yüzdesi artar.
  • örnek olarak; marksizmin ve freud'un görüşleri/teorileri çerçevesinde yargıları çürütebilecek bir olgu tasarlamak mümkün değildir. çünkü bu teoriler herşeyi açıklayabildiklerini iddia ederler.

    bu teorilere göre gözlenen her olayın teori tarafından öngörüldüğü ve teoriye uyduğu kabul edilir. bu teoriler yanlışlanabilirlik ve çürütebilirliğe imkan tanımamaktadır.

    sonuç olarak bu tip teoriler bilimsellikten uzaklaşmış, bağnaz bir yapı kazanmış olurlar.
  • istatistiksel hipotezlerin test edilmesinde kullanilan bir ilkedir. hipotez test sonucunda reddedilmemisse onun dogrulandigi veya kabul edildigi soylenemez, fakat test sonucunda reddedilirse yanlislanabilir ama testin de bir hata payi oldugu (type-1 error) gozardi edilmemelidir.
  • yanlışlanabilirlik ilkesini yanlışlar gibi gözüken*; "ya doğru ya yanlış" anlayışına sığdırılamayacak "ne doğru ne de yanlış" durumlarına bir örnek olarak:

    (bkz: incompleteness theorem)
  • popper'in teorisiyle (yanlışlanabilirlik vakıası) ilgili unutulmaması daha doğrusu birbirine karıştırılmaması gereken önemli bir gerçek (hemen altta)

    açık toplumu seversiniz arzularsınız bilmem (samimiyim), platondan tiksinirsiniz sokratı baldıranla ballandırırsınız banane (objektifim). saptamam odur ki, son zamanların (15-25 senelik dilimlerde elbette ki) sosyo-politik ortamına yön veren bir yanlışlanabilirlik vakıası vardır: sistemde bir açık bulunca onu hemen değiştirmek isteme (aman hiç demokratik değilsin), sosyal hayata bir yenilenme isteği (eskiden nasıl yaşıyorlarmış) bir de ekonomi de gösterdi velet kendini (mergers, joint ventures, bla bla). turuncu sarı kırmızı mor devrimler, şirket evliliği (yes dude) ya da ılımlı-radikal ideolojiler hep bir 'yanlışlanamama' (peki doğrulanma ve kutsanma?) yolundan geçerek kozmopolit sosyal gerçekliğin paradigmalarını oluşturdular.

    ey okuyucu bu noktada kritik araştırma-kovuşturma noktama gelmek isterim: bu yanlışlanabilirlik kuramının yanlışlanamama boyutu (ki pekçok sosyal gerçekliğin şekillenmesinde payı olduğu görülüyor) günlük hayatın rutinini yaşayan insan algısında kapitalizmin (vahşi ve ölçüsüz) katalizörü vazifesini (tam da bir zamanın laissez-faire laissez-passer olgusu gibi) üstlenmiş olabilir mi? [bu kısım bold olacak]

    nasıl şöyle: ideal olan nedir var mıdır bok mudur sindirella mıdır işte hepiniz biliyorsunuz bu noktaları kapsayan saygıdeğer filozoflar (ortaçağ bunalımları mı demeli) kendi bakış açılarıyla bir gerçek-hakikat sorunsalıdır ortaya koydular: bu da günlük hayatta insanların ideali araması (fantezi) ve pekçoğu(muz)(n)un bulamaması sonuç olarak ota boka suç atması sosyal gerçekliğini ortaya çıkardı. popper amca da dedi ki sen doğruyu arayacağına yanlışı bul (pekala çok da güzel bir yöntemdir): insan beyninin fonksi(yi)yonel yapısı gereği yanlış (farklı-bizden olmayan-alışılmadık-hoşlanılmayan)ı bulmak diğer geri kalan seçenekleri bulmaktan daha kolaydır, dolayısıyla bu arka planda sosyal gerçeklik mekanizması var olan sistemlerdeki açıkları bularak onları değiştirmeye, devamlı bir değişim dönüşüm (geri) sürecini başlattı. [bu noktada bir nefes almak ve zaten gerçeklik dünyasında belirtildiği gibi sosyal gerçekliği belirleyen iki çelişen etkenden bahsetmek isterim: değişme ve süreklilik mekanizmaları/güçleri]

    sonuca gelecek olursak bu teori; günlük hayatta idealini bulamamış insanların kendisine sunulmuş olanları yanlışlama suretiyle ve elinin tersiyle (kibir idealizmi) itip topyekun sistem değiştirmeyi vaad eden (alternatif olmayan) yapılara/düşünme biçimlerine/olgulara yönelmesine ve fakat bu yeni oluşumların sistemin araçlarını kullanarak ancak ideallerini/paradigmalarını kendine doğru döndürerek bir 'furya' yaratmasına, esen değişim rüzgarlarını kendinin devamlılığına kullanmasına yol açabilir.

    hmm kendini gerçekleştirmek isteyen bir a kişisi, elinde seçebileceği sonu belirsiz/ucu açık sonsuz bir seçenek varken ve bu ucu açıklık iyi/kötü (kader?) bağlamında kendine gerçek-mantıklı-(buraya bir sıfat) seçenek sunarken, bu yanlışlama dolayısıyla hepsini itip ve bir çeşit de konformizm yapıp (modern çağın hastalığı mı yoksa bebek iç güdüsü mü bilmem) yanlışlanamayanı (sistemin dışında olanı) seçer. (seçti) peki yanlışlanmayan her zaman doğru mudur? (ya aslanım kritik nokta buydu işte) yani yanlışlan(a)mayanın (o kör noktanın) bir doğru olmama ihtimali de var: kısaca iki yanlış bir doğru etmiyor.

    kapitalizm açısında sonucuna değinecek olursak, bu aşağılık ve ahlaksız sistem, yanlışların olduğu kör noktada durarak ve bir güzel sömürerek yine ve yeniden farklı paradigmalarla hayatımıza girmeye çalışacak, değiştim nidalarıyla sizin olanı sizden yok pahasına arsızca isteyecek, bunun için en cici maskesini en masum yüzünü kullanacaktır: herhangi bir insanın bu yanlışlama ayağına varını yoğunu önceden yatırdığı ancak bazı sorunlar da yaşadığı x malına değil, tamamen yeni y şirketine (diyelim) yatırması mümkündür. burada x'e neden yatırmadı çünkü sistemsel olarak onu yanlışladı. ancak y bu açığı görerek akıllı davrandı ve ona sistem dışı olduğunu ya uzun lafın kısası şurada edebiyat parçalamayalım "yeni" (yeeeeennnnnniiiiiiiiiiiiiii anladınız mı?) olduğunu (yalan) söyledi. bu yüzden bu şey (şirket-kurum-kişi-sistem-devrim vs) yanlışla-na-madı. yalan söyleyenin fesatın kazandığı gördük, yanlış olanın kurtulduğunu gördük, gördük de bu da bu teorinin tamamen safsata olduğu anlamına gelmesin. sadece herbir teori gibi beğensek de beğenmesek de bir görüş verir eksiktir tamamlayacak olan pratiktir, kişi öznesidir.

    ne mi oldu? a kişisi eksik-aksak (ne biliyorsun?) bir seçenek de iyi-kötü yol alacakken, yanlışlanabilirlik kavramından hareketle hepsini bir kenara attı (az defolu ayırdı) ve sistemin dışında kalıp yalan söyleme becerisini gösteren bir x'i seçerek fucka/boka bastı. iyi olanı seçebilecekken, olabilecek en kötüyü seçti çünkü onu yanlışlayamadı. (adaletin bu mu popper) [burayı tekrar tekrar okumak sağlık açısından iyidir]

    daha somut konuşmak/dinlemek isteyen okuyucu için şu bilgileri de verelim: günümüzde idealini kaybetmiş (godot'sunu arayan) insanların toplumun (hangisiyse) 80%'ini (öyledir işte) oluşturduğunu düşünecek olursak bu teori ve bu teorinin içindeki yanlışlanabilirlik algısının sanki bu teoriye uygulanamayacak olma yanlış algısı (yanlışın yanlışı yanlış olabilir) hayatımızı tehdit etmekte ve seçimlerimizi etkilemek suretiyle bizi kaybetmeye mahkum etmektedir. şunu bilmek gönülleri ferahlatacak ve zihinleri parlatacaktır: yanlışlanabilirlik teorisi de yanlışlanabilir, o "mükemmel" değil!

    ya ne diyeyim yukarıda yeteri kadar sonuç verildi, akıllı okuyucumuz buradan kendi yanlış/doğru/sonsuz teorisini üretecektir, geride kalanlar farklı dalga boylarında takılmak suretiyle bu oyuna gelecektir. ya da tamamen kaderleri gereği sisteme aykırı kalacaklardır.

    ha şunu da söylemeden geçmek ve bu yazıyı bitirmek istemem. daha önceden bir yerlerde yazıldı, farklı bir teoride ele alındı veya bu teorinin içinde farklı bir kısımda ele alındıysa bilmiyorum (öğrenmek isterim). ancak şayet bu durumlardan hiçbirisi söz konusu olmadıysa, birinin bu teoriye ve (yattığı yerde huzur bulsun) popper'e " iki yanlış bir doğru etmiyor be amca" demesi ve bu (hayati-hakiki) yanlışların bir sosyal felakete yol açabileceği konusunda sadece kendini değil bütün alıcı kitleyi (müşteri mi dersin bilmiyorum) uyarması gerekir.

    evet sonuç buydu iki (5?) kelimeydi, dilerim bu yazıyı okuyan da bütün yazı boyunca sadece bu beş kelimeyi anlayacak anlayışa sahip ol(d)ur(n) (kapişş?)

    -----> " iki yanlış bir doğru etmiyor"
  • yanlışlanabilirlik ilkesine değinen bir yazı için bkz.:

    türk'ün kapitalizm ile deşarjı / serdar kaya / taraf / 1 nisan 2012

    tema:
    (bkz: bilim felsefesi/@derinsular)
  • uzun uzun anlatılması gerekiyor olsa da özetlemeye çalışalım bu ilkeyi:

    bir teorinin bilimsel ve dolayısıyla da rasyonel olması için;

    1- sunulan tezin (hipotezin, teorinin) yanlışlanmaya, yani denemeye tabi tutulabilir olmasıdır. denenemeyen hiçbir tez geçerli değildir.
    2- bu denemeler her kişi tarafından her ortam ve durumda yapılabilir olmalıdır. yani öznel verilerin geçerliliği sıfırdır.
    3- bir tezin geçerliği doğrulamaya çalışmakla anlaşılmaz. kanıt arandığı zaman her şeye bir kanıt bulunabilir.
    4- tez doğrulanmaya çalışılmadığı için yanlışlanmaya çalışılmalıdır. ortaya atılan iddia çürütülene dek yanlışlanma devam edilir.
    5- eldeki verilerle ve bilgilerimizle yanlışlayamadığımız yerde bu tezi (teoriyi demek daha doğru olacaktır burada) doğru kabul ederiz.
    6- hiçbir teori sonsuza kadar doğru olacaktır diyemeyiz zira eldeki veriler her an değişebilir (kuhn'ın paradigma kaymasına sebep olan olaylar gibi).
    7- yasa diye bir şeyden bahsetmek doğru olmayacaktır. güneşin yarın sabah doğacağını, matematiksel olarak ispat edebiliriz. bunu bir doğru olarak alırız. ta ki güneş bir gün doğmayana dek. güneş doğmadığında eldeki teoriyi değiştirme vakti gelmiş demektir.

    bu ilkeden sonra olmasa da carl sagan'ın anlattığı bir şey vardı: oxfordlu iki hoca iddiaya giriyor. biri diğerine "yarın güneşin doğacağı konusunda bahse girelim. eğer doğarsa, senin, ölene dek kazanacağın tüm paralar benim olacak. eğer doğmazsa da ben sana yarım penny vereceğim". diğer adam da bunu kabul eder ve "bu iddiaya değer bir bahisti" gibi bir şey söyler. işte, bu "değer" diyen adam poppercı bir yaklaşım sergilemiştir.
  • herhangi bir kuramı kendisine göre test edemediğimizde kuramı artık "zayıf" olmakla nitelemek durumunda kaldığımız ilke.