şükela:  tümü | bugün
  • edebiyat kuramları içinde en çok kullanılmış olan ve belki de en eskiye dayanan kuramdır. eskiye diyorum zira platon devlet'inde bu kurama dair bariz ipuçları sunmaktadır. şimdi diyaloğa baktıktan sonra kısaca yansıtma kuramı nedir bakalım:

    sokrates ve glaukon arasındaki diyalog:

    - istersen bir ayna al eline, dört bir yana tut. bir anda yaptın gitti güneşi, yıldızları, dünyayı, kendini, evin bütün eşyasını, bitkileri, bütün canlı varlıkları.
    - evet, görünürde varlıklar yaratmış olurum ama hiçbir gerçekliği olmaz bunların.
    - iyi ya, tam üstüne bastın işte düşüncemin; çünkü bu tür varlıklar yaratan ustalar arasına ressamı da koyabiliriz.
    - koyabiliriz tabi.
    - yaptığın şeyin gerçekliği yoktur diyeceksin ama ressamın yaptığı sedir de bir çeşit sedir değil midir?
    - evet görünüşte bir sedirdir onunki de.
    - ya dülgerin yaptığı? biraz önce demiştin ki "dülger sedir ideasını, yani bizce aslını, özünü yapmaz, bir çeşidini yapar"
    - sedirin aslını yapmadığına göre, gerçeğini değil, gerçeğine benzeyen bir örneğini yapmış olur.

    diyalogta ressam ve dülger'in yaptığı işe atıf osla da platon daha sonra şairler için de aynısını dile getirir bununla birlikte yazar da aynı işlevi göstermektedir. bu kuram doğrultusunda yazar hayatın birebir kopyasını olamasa da kendisinde yarattığı kendi gördüğü gerçekliği ortak bir gerçeklikle birleştirerek okuyucuya aktarır ve okuyucu aynanın karşısında kendisini izliyormuş gibi kitabı okur. okudukları ve gördükleri arasında sağlam bir birlik kurulmuştur işte bu yansıtma kuramının en açık ve en basit ifadesi olabilir.

    bunun dışında "sanatçının" görevi yansıtmak mıdır? pekala çarpıtmayı da seçebilir sanatçı ve sanatçı zihninde yarattığı gerçek olguları-durumları-olayları tersi şekilde eğip bükerek de aktarabilir. bu durum doğrunun ya da yanlışın sığ çerçevesinde değerlendirilmemelidir ve yansıtma kuramı sonuna kadar bel bağlanan bir biçimciliğe dönüştürülmemelidir. hemingway gibi de olur joyce gibi de olur.