şükela:  tümü | bugün
  • tamamen alıntıdır.

    fakat çoğumuz bu yazıdan faydalanabiliriz diye düşündüm.

    --------------------------------------

    biliyor musunuz? ey insanlar! yok birbirimizden haberimiz...öteki sandığımız biziz!

    bir sabah ansızın işe gitmek için evden çıkarken, uykuya dalmadan önce son bir su içerken birden beynime saplanan ve insan davranışlarına dair açıklayıcılığı ile beni her geçen gün daha da şaşkına çeviren bir konu; yansıtma savunma mekanizmasıdır.

    işte böyle anlarda, içimden tüm dünyaya haykırmak gelir:

    biliyor musunuz? ey insanlar! yok birbirimizden haberimiz...öteki sandığımız biziz!

    kendimi, sen sanırım!

    sen kendini ben...

    işte bunun adı o mucizevi mekanizma; yansıtma mekanizmasıdır.

    psikoanalitik kuramıyla freud'un bize büyük hediyesi olan savunma mekanizmaları, artık uzmanların insan davranışlarını ve davranışlardaki normalden sapmaları analiz etmekte kullanılan bir bilgi olmaktan çıkmış, sokaktaki adamın günlük hayatına, diline yerleşmiştir.

    ancak yansıtma mekanizması yalnızca analitik kuramın konusu değildir. gestalt terapi yaklaşımının da önemli temalarından biridir. kişilerarası ilişkilerde bireyler neredeyse sadece kendi projeksiyonlarını yaşamaktadırlar.

    halkımızda bu konuyu epeyce evvel çözmüş ve dillendirmiştir.

    ?o senin iyiliğin?

    ?o senin iç güzelliğin?

    sözleri, ?insan içindeki duygu ve düşünceler neyse onu karşı tarafa yansıtır.? bilgisine dayanmaktadır. elbette, yansıtma önyargılarımızla da işbirliği içinde çalışmaktadır.

    genellikle karşınızdaki kişinin görünümü ve konumuna, yaşına bakarak onunla ilgili inançlar geliştirir, sonrada o kişi sandığımız kişi olarak kabul ederiz.

    ya da aslında aşk ve sevgi beslemediğimiz sevgilimizin bizi sevmediği düşüncesine takılıp suçlamalara girebiliriz.

    aklımızdan geçen yasak düşünceleri çevremizdeki insanlar bir yerlerden duymuş da biliyorlarmış gibi gelir bazen...

    şöyle bir düşünün, dünyaya, diğer insanlarda olduğunu sandığınız şeyler aslında sizin onlara atfettiğiniz özellikler olabilir mi?

    öyle olduğunu sandığınız şeyler neler?

    ?bu güzel kızın kesin sevgilisi vardır!?

    ?bu konumda olduğuna göre çok başarılı bir hayatı olmalı?

    ?hocalar ciddi adamlardır, onlar böyle şeyler yapmıyordur?

    ?bu insanlar beni ciddiye almıyorlar?

    hepside birbirinden farklı konular. ancak ortak özellikleri, kendi iç dünyamızdan beslenmeleridir. inançlarımız, kaygılarımız, deneyimlerimiz, hayallerimiz, korkularımız ve arzularımız gibi...

    sizin de bu türden inançlarınız var mı?

    ya da ne kadar yansıtmalarınızı yaşıyorsunuz? sorusunu kendinizi de tanıyacak şekilde yanıtlamak için aşağıda bir alıştırma örneği bulunmaktadır.

    alıştırma 1

    elinize bir kağıt kalem alın ve arkadaşlarınızın sizi rahatsız eden beş davranışını yazın.

    örneğin:

    1. beni sık aramıyorlar

    2. fikirlerimi ciddiye almıyorlar

    3. zel günlerimi hatırlamıyorlar

    ..........

    şimdi bunları tersine çevirin:

    1.ben arkadaşlarımı sık aramıyorum

    2. arkadaşlarımın fikirlerini ciddiye almıyorum

    3. arkadaşlarımın özel günlerini atlayabiliyorum

    ...............

    sizce her maddenin doğruluk derecesi ne kadar? çevreyle ilgili yorumlarımız gerçekte bizi anlatıyor olamaz mı?

    yansıtma mekanizması psikopatolojide paronaya ile anılan bir savunma mekanizmasıdır. analitik yaklaşıma göre, bilinçaltında homoseksüel arzuları olan kişi bunu dış dünyaya yansıtır ve diğer kişilerin kendisinin homoseksüel olduğunu düşündüklerine inanmaya başlar. burada konun özü şudur. ego'muzun bütünlüğünü korumakla görevli askerler olan savunma mekanizmaları, işin içine girmiş, yansıtma mekanizması askerler, görevi üstlenmiştir: ?ben homoseksüel değilim, onlar öyle düşünüyor? inancına dönüştürerek ego üzerindeki baskıyı azaltmıştır. elbette bu patolojik düzeyde bir işlev görmedir.

    ben de her gün bunun örneklerini kendi hayatımdagözlemliyorum. her gün soruyorum kendime, çevremde olduğunu sandığım kişilerin ne kadarı gerçekten onlardı. ne kadarını ben yarattım? çevremdeki kişiler beni ne kadar tanıyor? onlar da ben de kendilerini yaşamıyorlar mı aslında?

    dünyadan ne kadar haberdarsınız?

    hepimiz kendimizi mi yaşıyoruz?

    en son kızdığınız kişiyi düşünün:

    davranışına mı, verdiğiniz anlamamı kızdınız?

    çevrenizde sizi tehdit eden davranışlar kaygılarınızla ilgili olabilir mi?

    korkularınız, sırlarınızla ilgili midir acaba?

    hazırlayan: sakine gül /klinik psikolog/ankara
  • insanin baskalarinda bulduklari eksikler, aslinda kendisinin sahip olma korkusu yasadigi eksiklerdir.

    yansitilan sey bir korku. o korku bilincli sekilde ifade edilmese bile bir sekilde ortaya cikar. insan bedenine hukmedemez. buyuk oranda korkulan durumun baskalarinda gorunmesine karsi bir ofke seklinde ortaya cikar bu. homoseksuel kisilere karsi nedeni belirsiz ofke bu yuzden.

    baska bir ornek: sonradan gorme zengin, fakirlerden nefret eder, fakirlige iliskin oldugunu dusundugu yerlere gitmez. ornegin daha rahat olsa da metroyla yolculuk yapmaz filan. icten ice fakir olabilecegi korkusu yasiyordur.
  • konu ile ilgili bilmem hangi güzellik yarışması programı esnasında cem yılmaz şahane bir tespitte bulunmuştu yıllar önce;

    "şimdi televizyon başında oturup izleyenler, "şunun burnu büyük." "ağzı yamuk." gibi yorumlar yapacaklar. kendi eksikliklerini bir başkasında görecekler. asıl burnu yamuk olan onlar." gibi bir cümleydi.
    işte bu, tam da yansıtma psikolojisidir.
  • toplumsal bağlamda en ciddi örneklerinden birinin homofobi olduğunu düşünüyorum.

    azcik nazik bi adamın "ay ibne gibi birşey" diyerek tiksintiyle otekilestirildigini çok gördüm birebir ortamlarda.
    otekilestiren bu insanların alayında gizli bi eşcinsel tandans vardı bence. çok içerde...

    bireysel bağlamda babamdir bu konuda gecmisimdeki büyük karabasan.
    kendine dair fikirlerini, kompleks ve kaygılarını cocuklumca, yıllarca üzerime yansıttı.

    "tembel ve sorumsuzsun. hayatin boyunca hicbir alanda basarili olamayacaksin. ömrünü başarısızlık numunesi bir insan artığı olarak tamamlayacaksin" gibi şeyler...

    maalesef mi desem, iyi ki mi desem bilemiyorum ama, bunlar benden çok basarili, ama hafiften işkolik bir insan yarattı. gerçekten sürekli yükselişte olan, şahane bir kariyerim var. uluslararasi ve kurumsal projelere uzanan bi kariyer....

    babamın bana saydirdiklari kendine dair kompleks, kaygı ve fikirleriydi aslında. bir çocuğa bakıp onda bunları görebilen bir bunyenin patoloji seviyesini tahmin edebiliyor musunuz?

    daha yeni, bi cayirti yaşadım. gecmisimde önemli bir yer kaplamış insan bana uykusunda sayıklar gibi üst üste, üst üste "herkes senden nefret ediyor, kimse seni sevmiyor" diye haykırdı. komikti...
    mesela bu insan da "herkes beni sevmeli" tribindedir. varoluşunu ancak alakalı alakasız her insanin onu sevmesi, ona sempati duyması üzerinden anlamlandırabilir. başka kriteri asla yoktur. ahlak, erdem, prensip, vs... salla gitsin onları, seviliyorsa okeydir o. "mış gibi" yapıp geçer bu kavramlarla ilgili. zerresi yoktur, ama mümkün olduğunca caktirmaz bunu...

    ne kimseyle kötü olur, ne kimseyi hayatından çıkarır. bu yolda yalanlar da söylenir, ikili de oynanır...
    yeter ki herkes onu sevmeye devam etsin.
    kimse ondan gitmesin.

    o ayar nasıl kaçıyor mesela? biri artik ondan gittiğinde; ya da artik onu sevmediğini, onun iyi bir insan olduğuna ve yalanlarina inanmadığını, perde arkasında çevirdiği tüm o onursuzca islerin hepsini bildiğini söylediğinde, tüm sistem çöküyor. o sesin sahibi artik bir numaralı nefret objesi haline geliyor.
    ortamlarda sevgi bocugu gibi dolanan o şirine modelden, tepeden tırnağa irin ve nefret saçan bir terminator doğuyor.

    ve kendini en çok acitacak şey üzerinden, varlığını kendince anlamsız kılacak en agir şey, en büyük korkusu üzerinden saldırıyor.
    sevilmemek!
    (bkz: yukarıdaki başarısızlık-sorumsuzluk-hayatta "bisey" olamama kompleksi gibi)

    güldüm. napayim. tüm o pislige rağmen o kadar çocukça -ilkel mi desem- bi guduyle teşebbüs edilen bi saldırıydı ki... teflonmusum gibi kaydı gitti üstümden...

    varligimi anlamlandırmak için "öteki"nin sevgisine hic ihtiyaç duymamistim ki... varligini anlamlandırmak için " öteki " ne ihtiyaç duyma hali bana "az gelişmiş benlik işi" gibi geliyor üstelik...
    başkalarının çok sevmesi
    başkalarının havalı bulması
    başkalarının kıskanması
    başkalarının takdir etmesi
    onaylanma üzerine yalan bir hayat ve dünya kurmak... zavallica

    vs vs... "başkaları cehennemdır" diye bi laf hatırlıyorum geçmişten. tüm hayatımı kendi merkezimde yaşadım bu yüzden. beni ben olduğum için seven ve "o" olduğu için sevdiğim insanlarla, iyisiyle kotusuyle hayatım bana hep yetti...

    bir insan size orantısız şiddette bir tepki verdiğinde (veya siz birine kontrolunuzu kaybederek orantısız şiddetle gittiğinizde) o noktaya bir parantez açıp düşünmeye başlayın.
    gözlemime ve fikrime gore o noktada muhakkak bi yansıtma (projeksiyon) mekanizması devrededir.

    kendimde de yakaladim bunu ben birkaç ay önce. birbirimize aşık olduğumuz ama ilişki yasamadigimiz bir adama, omrumde belki hic yapmadigim şekilde "orantisizca" patladim.
    aman ne patlamak. fırtına olup, tornado olup coktum üstüne. öyle bir kontrol kaybı çok, çok nadirdir bende. kontrol manyakligiyla inceden övünen bi kariyim.
    ki geçmişte neler yaşamisim, gene de öyle cinnet gecirmemisim...

    dağ gibi durdu karşımda. sıfır tepki. çıktım gittim kapıyı çarparak...

    ve düşündüm. çok uzun, yapabildiğim kadar derin düşündüm. sonra yavaş yavaş sunu fark ettim, babama soyleyemedigim ne varsa ona haykirmisim. büyük bi desarjdi. farkında olmadan babamı ona yansitmisim. onu o olarak değil, babam olarak etiketlemisim herhalde bilinçaltımda... ve tüm fırtınada o çok az vardı. fırtınanın çoğu ben ve babamın imgesi etrafında dönüyordu aslında.

    tüm ofkem bi anda dağıldı. aşık olduğum ama ayni zamanda etikete ve önyargıya bogdugum adami o anda soyabildim donattigim, üstüne babamı yansittigim her şeyden...

    bu mekanizmayı iyi anlamak, kendimizi, neyi neden yaptigimizi, bize neyin neden yapilmis olabilecegini ve etrafimizdaki dünyayı anlamamıza büyük fayda sağlıyor hasılı...