şükela:  tümü | bugün
  • bugün bir ilke imza atmis bulunmaktayim. bankadan 130 euro cekerken (korkma korkma, öyle zengin felan degilim. salak yurt müdürlügüne "hesabimi degistiriyorum bak bu da yeni bilgileri" diye yazi göndermistim, mallar gidip eski hesaptan cekmisler. eski hesap olmus sana -130 euro) bir an dalginligima gelip karti aldiktan sonra parayi unutup dönüp gittim. bir de 2 adim sonra amcanin biri durdurdu, 2 euroyu bozabilir misin diye. hala bende jeton düsmedi. 3 dakika sonra eski bankaya varip da cüzdani acinca ve hafizalarimda parayi aldigima dair bir bilgi olmayinca o andrenalinle nasil kostugumu ben de anlamadim. tabi herkes benim gibi degil, belese para görünce almislar (2005 senesinde odtü otobüs duraklarinda 70 tl bulup mal gibi yurt danismanlarina birakmistim parayi. erdemli insan timsaliyim ya...). karma olaylarina mi küfür etsem, beni durduran amcanin neden uyarmadigina mi yansam, alanin seks hayatina büyü mü yapsam... "e arkadas, ama salaklik da sendeymis" diyenlere; hesapta 56 euro kaldi ve ayin sonuna 3 haftadan fazla var, yeterince cekecegim var.
  • vakti zamanında lisedeyim, bi çocuğa deli gibi aşığım tabi platonik. yatıyorum kalkıyorum sadece onu düşünüyorum, ne yapsam da kendimi göstersem kendimi belli etsem diye, delilik işte.

    bigün aklıma bir düşünce geldi. okulun bahçesinin bir kısmına giriş yasaktı ve de hava karlı olduğu için o bahçedeki yerler pürüzsüz karla kaplıydı. çocugun sınıfı da o bahçeye bakıyordu bizim sınıf da. sınıfın silgisini aşağıya attım, üç tane arkadaş ayarladım, sonra da bahçenin kapısında duran adama tahtanın silgisi aşağıya düştü, alabilir miyiz dedik, adam tamam ama fazla kalmayın dedi.

    biz bir arkadaşla bahçeye girdik, iki arkadaş da yukarıda bekliyor. ben başladım yazmaya : " seni seviyorum xxxxx" diye, arkadaş da bi yandan silgiyi arıyor. adam da oradan bağırıyor, gelin ben size silgi veririm diye. yukarıdaki arkadaşlar tamam oldu dedikten sonra çıktık bahçeden.

    bukadar çabadan sonra da bişey çıkmadı gerçi. herhalde hayatımda yaptığım en büyük salaklık şudur. ergenlik bu olsa gerek.
  • çalıştığım firmanın açmış olduğu gizli iş ilanına başvurmamdan daha büyük bir salaklık olabilir mi?

    of of of.
  • iki katım uzunluğunda ve genişliğinde olan tamamen dolu cam kütüphaneyi yerinden oynatmaya çalışmam ve parçalanıp üstüme düşmesi *
  • eminim daha büyük salaklıklarım da olacaktır şimdiden kendimi bu halimle kabul ediyorum. aferin bana.

    yaptığım salaklığa gelince üşengeçliğimden sebep aburcubur içecek dökecek bardak çanak ne varsa hepsini sehpanın üzerinde biriktirdiğim için okunacak yazınacak zımbırtılar ile telefon bilgisayar kumanda gibi elektronik eşyaları da yerde gelişigüzel bıraktım. duruşları güzel oldu ve fakat içlerinden birinin kalışı pek uzun ömürlü olmadı.

    yerimde sabit duramayıp biraz oraya biraz buraya azcık şuraya bakayım, yok belim ağrıdı azcık şöyle pozisyon alayım, aman da çok oturdum azcık etrafta dolayım derken ayağa kalkmamla birlikte o sandalyeye dolanan kabloların benim ayağıma dolanması, kaybettiğim denge ile birlikte kendi sabitliğini kaybeden sandalyenin de telefonun üzerine düşmesi ve ekranını tuzla buz etmesi çok kolay oldu evet.bu kadar geniş alana yayılmış onca şey arasından en minik alanlardan birini kaplayan telefonu, yine eşek kadar sandalyenin en uç kısmı ile hemhal etmem üstün başarı örneği sayılabilir.

    tekrardan tuzda ve buzda emeği geçen dengesizliğime, ekranı parçapinçik olsa da dokunmatik şeysinden vazgeçmeyen telefonuma ve her daim kendi boku ile kavga etmeyi bırakmayan kendime teşekkür ediyorum. bakalım önümüzdeki günlerde daha ne büyük sakarlıklara bu salaklığımla imza atacağım merakla bekliyorum.
  • hotmail'e kayıt olurken isim kısmına sanane yazmıştım. firmadan ayrılınca cv'mi tanıştığım ceo'lardan birine atmam gerekti, nasıl olduysa bu sanane diye kaydettiğim kişisel mailimi kullandım

    gelen cevap hey sanane, diye başlıyordu.
  • sene 2005, lise 2. sınıfa gidiyorum o zamanlar. neyse tarih dersine girdik, bilirsiniz okulun en karizma figürleri genelde tarih hocalarından çıkar. öğrenciyi göt etmede üstlerine yoktur. en basitinden osmanlının doğal sınırlarına ulaşmış olması gibi saçma sapan bir gerileme başlangıcı sebebinin olmadığını bilirler. gerçi ben de biliyordum bunu o zaman ama neyse.

    tarih hocamız olan ayhan hoca da beni çok severdi. zira tarih konusunda hocayla bildiğin tartışan her şeyi yargılayan bir tiptim. fakat o günkü derse pek bir ilgisizdim. sıranın altına penguen dergisini koymuş göz atıyordum. hocanın ne anlattığını bilmiyorum tabii ki. bir ara hocadan "geleceği bilen bir şey var mı?" sorusunu işittim. gayri ihtiyari biçimde "var" dedim. fakat sesim yüksek çıkmış olacak ki, hoca bu cevabı duydu ve bana "neymiş o söyle bakalım madem." diye seslendi. cevabım "astroloji" oldu. tabii akabinde tüm sınıf yerlere yattı, hoca dumurlardan dumurlara girdi. ben ise cevabımın ardından nasıl bir aptallığa imza atmış olduğumu fark ettim. fakat hocanın gözünden böyle bir aptallık yüzünden düşmüş olmak da benim için çok üzücüydü. arkadaşlar da bir hafta dalga geçti sağolsunlar.

    hala düşünüp dururum nerden böyle bir cevap aklıma geldi diye. şimdi bile utandım arkadaş.
  • kütphane bilgisayarlarının parolasını bilmemek, götünden binlerce karmaşık algoritma üretip parolayı girmeye çalışmak (yeditepelibrary), (libraryyeditepe), (libraryyeditepe12345678) vs. en son sinirlenip arkadaşa bu şifre neydi amk diye mesaj atmak. şifrenin 1234 çıkması...
  • "kaderimizi gerçekten kendimiz mi yazıyoruz? olabilir mi böyle bir şey?" sorusunu test etmek için arkadaşımla kafa kafaya verdik. şöyle bir deney yaptık.

    aldım elime kağıdı kalemi. bir sonraki günü, sanki olmuş bitmiş gibi yazmaya başladım.

    şuraya gittim, şunu yaptım, burada şu kişiyi gördüm, bana şunu dedi, sonra onunla şuraya gittik, şöyle yaptık...şu da olsun mu? olsun anasını satayım, onu da yaptım diyeyim.

    ertesi gün oldu.

    ...

    yazdıklarımsa elbette olmadı.

    bu deneyimizde gördük ki kaderimizi o kadar da kendimiz yazmıyormuşuz.