şükela:  tümü | bugün
  • yapış, yapıştığını da al ekolü...
  • türkiye ayağını tahsin yücel'in oluşturduğu akım.bu isimde bir kitabı da mevcuttur.
  • levi strauss'un mutfak ücgeni

    materyalin durumu

    l normal
    l
    l kültür ------------------------- doga
    l
    l................ham
    l................ /\
    l............... /..\
    l.............. /....\
    l............. /......\
    l............ /........\
    l .........pismis cig
    l
    l dönüstürülmüs

    yapisalcilik ikili karsitliktir: kültür/doga , dönüstürülmüs/normal

    yapisalcilik konvansiyoneldir: pisirmek doga ve kültür arasinda dönüstürücüdür

    yapisalcilik izomorfiktir: cig yiyecek, ham yiyecek, pismis yiyecekte vardir. ama bunlarin birbirlerine donusme yetiside vardir

    yapisalcilik insani uykusuz birakir
  • hırsıza, katile, aldatana, kopya çekene kızmayı engeller.
  • baslica temsilcileri sassure, jakobson, levi-strauss, lacan, foucault ve althusserdir
  • çınarcık ve havalisi müteahhitlerinin cumartesi-pazar günleri okey oynayıp digitürk izlemek için kurdukları dernek ve lokale kaynaklık eden kavram. çınarcık ve havalisi yapısalcılar derneği lokalidir tam adı. rakip mütehaahhitlerin derneği ise postyapısalcılar derneği şeklinde kurulup gizli gizli kumar oynatma opsiyonunu da eklemiştir.
  • "yapilarin algilanmasi ve tasvir edilmesiyle iliskili olan dunya ile ilgili bir dusunus seklidir. yapisalcilar her hangi bir durumda ortaya cikan her ogeye ait unsurun kendiliginden bir anlami olmadigini, bu ogelerin ancak diger unsurlarla birlestirildiginde bir anlam ifade edecegini ileri surduler. herhangi bir varliga ait butuncul anlam, soz konusu varligin bicimini olusturan parcalarin yapisiyla karsilikli etkilesime sokulmadikca algilanamaz. yapisalcilar beseri faaliyetlerin tamaminin belirli yapilardan olustuguna, ozlerden veya dogalliklardan meydana gelmedigine inandilar. kisaca ozetlersek, onemli olan organizasyon sistemidir. yapinin icindeki secmeye dayali kaliplardan soz edilmektedir. bu formullestirilirse, anlatici aksiyonlarinda gecen ve birilerinin bicakla bezelye yiyemeyecegi gibi herhangi bir faaliyet farklilik sistemi icinde yer alir ve bu hareket, sistem icindeki olasi diger faaliyetler icinde degerlendirildigi zaman ancak bir anlam ifade eder.

    claude lévi-strauss, roland barthes, ferdinand de saussure, vladimir propp ve terence hawkes yapisalci anlayisin baslica temsilcileridir."

    kaynak: http://w3.balikesir.edu.tr/
  • foucault'un adlandırılmaktan nefret ettiği şeyin teorisi.
  • edebiyat alaninda yapisalcilik, yani structuralism yapisal dilbilimin babasi sayilan ferdinand de saussure'nin goruslerinin edebiyat elestirilerine uygulanmaya baslanmasiyla 1960'li yillarda ortaya cikar. saussure'ye gore dil, bir simgeler (sign) sistemidir ve senkronik (synchronically) olarak, yani tarihi gelisimi goz ardi edilerek, belli bir zaman diliminde ele alinmalidir. saussure'ye gore, her simge (sign) bir simgeleyen (signifier) ve bir de simgelenenden (signified) olusur. "elma" kelimesi bir simgedir, "e-l-m-a" harfleri veya sesleri bir arada signifier, zihnimizde beliren elma konsepti yani anlam singified'dir. burada dikkat edilmesi gereken, signified'in dokunabildigimiz, gorebildigimiz bir cisim olan elma degil (buna referent diyoruz), zihnimizde beliren anlami oldugudur. saussure'ye gore dilbilimci, insanlarin ne soyledigiyle (parole) degil, insanlarin konusmalarini ve yazmalarini saglayan simgeler sistemiyle (langue) ilgilenmelidir.

    saussure'nin ikinci kurali, signified ve signifier arasindaki iliskinin rastlantisal (arbitrary) olmasidir. bu rastlantisallik hem signifier, hem de signified boyutundadir. "e-l-m-a" signifier'ini olusturan seslerin veya harflerin zihnimizde beliren "elma" fikriyle hicbir alakasi yoktur. onomatopeia (onomatope, yansima) olayinda bazi kelimelerin dogadaki sesleri cagristirmasi zaman zaman bir istisnaymis gibi sunulsa da, yansima kelimelerin de dilden dile, kulturden kulture farklilik gosterdikleri gorulur. ornegin, turkcede kurbaga sesi"vrak" seklinde ifade edilirken, lehcede kurbaga "kum kum" diye bagirir. ayrica buyuk bir ihtimalle turkce haric dunyanin hicbir dilinde horoz umlaut bilmez, "ü-ürü-ü" sesini cikarmaz, ayni horoz, turkiyedeki akranlarinin aksine "kukuriku", "cock-a-doodle-doo" gibi acayip sesler cikarir. bu da signifier signified iliskisindeki "arbitrariness" durumunu desteklemektedir.

    signified boyutundaki rastlantisalligin anlasilmasi daha zordur. renk skalasini dusunun. renk skalasinda renkler tek tek ve birbirinden bagimsiz olarak durmaz, birbirlerinden kesin cizgilerle ayrilmazlar. biz, o skaladaki renkleri sadece oyle olmasini istedigimiz icin bolmusuzdur. kirmizi, daha onceden var oldugu icin degil, dilimiz onu renk skalasindan oyle "kesip ayirdigi" icin kirmizidir. ayrica, kirmizi tek basina hicbir sey ifade etmez. kirmizi, yesil veya mavi olmadigi icin de kirmizidir. ayrica bir kelimenin ya da saussure'nin deyimiyle simgenin "anlaminin" bir dilden diger dile farklilik gostermesi de bu rastlantisalligi kanitlamaktadir.

    yani, dil basit bir isimlendirme islemi degildir. anlam, sanildigi uzere evrensel, en bastan beri orada olan bir kavram da degildir. icinde yasadigimiz ve algiladigimiz dunya, konustugumuz ve anladigimiz dil tarafindan yaratilmistir. kirmizi, evrensel olan, dilden once var olan bir kavram degil, dili kullanan insanin yarattigi bir kavramdir ve tamamen rastlantisal olarak kirmizi kavraminin sinirlari belirlenmistir. iste saussure'ye gore, dildeki butun signified'ler ve signifier'ler bu sekilde sekillenmistir.

    yapisalcilik, bu yuzden edebi metni bir sistem olarak ele alir. bu sistemin icinde her sistemde oldugu gibi yapilar ve fonksiyonlar vardir. o yuzdendir ki, yapisalci bir elestirmen, bir metni okurken, anlamlari ve bahsedilen nesneleri gozardi eder, simgeleri ve bu simgeler arasindaki baglantilari calisir.

    yapisalci elestirmenin bir metni nasil analiz ettigini terry eagleton'dan bir ornekle aciklamaya calisalim:

    cocuk, babasiyla tartisir ve evi terkeder. ormanin icinden gecerken derin bir cukura duser. cocuk eve donmeyince baba meraklanir ve oglunu aramaya, ormana gider. derin cukuru gorur, cukurun icine bakar, ama cukur karanlik oldugundan hicbir sey goremez. bir zaman sonra gunes tam tepeye gelir ve cukuru aydinlatir. baba cocugunu kurtarir, sarilip barisirlar ve beraberce eve donerler.

    metnin ilk cumlesi, "cocuk, babasiyla tartisir", "ast, uste karsi gelir" seklinde tekrar yazilabilir. cocugun ormanin icindeki yatay hareketi, ust/alt kavramlarinin zitti olarak gorulebilir ve "orta" olarak tanimlanabilir. cocugun cukura dusmesi "alt(ast)"i simgelerken, gunesin tepeye yukselmesi "ust"u simgeler. yani, "ust", "alt(ast)"a ustun gelerek ilk cumledeki durumu tersine cevirir. baba ve ogulun kucaklasip barismasi "alt(ast)" ve "ust"un birlesmesini, beraber eve gitmeleri de "orta"yi simgeler.

    analizden anlasilacagi uzere, hikayenin icerigi tamamiyle gozardi edilmis, icerisinde bulunan yapilar ve fonksiyonlar ele alinmistir. hikayedeki baba/ogul ikilisi bir yapisalci icin baba/kiz ikilisinden farkli degildir. ancak ,mesela, psikoanalitik bir okuma yapsaydik, pekala cocugun cukura dusmesini oedipal kompleks acisindan degerlendirebilir, babaya karsi gelmenin cezasi olarak dusunebilirdik. humanist bir elestirmen insan iliskilerindeki zorluklardan dem vurabilirdi pek ala.