şükela:  tümü | bugün
  • edebiyat, sinema, sosyoloji, psikanaliz, antropoloji, fizik, kimya, modern matematik gibi birçok sanat ve bilim dalında kullanılan bir inceleme ve anlamlandırma yöntemi. kaynağını ferdinand de saussure'un dilbilim çalışmaları oluşturur. edebiyat alanında yapısalcılık 60'lı yıllarda fransa'da roland barthes, gerard genette, algirdas julien greimas, claude bremond ve tzevatan tramotov gibi edebiyat kuramcılarının öncülüğünde gelişti.

    tahsin yücel, tartışmalar isimli kitabında yapısalcılık kavramını şöyle tanımlıyor: "yapsalcılık, öncülüğünü yüzyılımızın başlarında ferdinand de saussure'un yaptığı genel dilbilim kazanımlarının esiniyle, olguları görece bir eşsüremlilik içinde, bir yapı olarak ele alıp eklemlerini ve anlamlarını öğeleri arasında kurulan bağlantılardan çıkarmayı öneren bir yöntemdir."

    bu yöntem incelediği nesneyi bir 'yapı' olarak yani çeşitli parçalardan ve bu parçalar arası bağlanım ilişkilerinden oluşan bir bütün olarak ele alır.
  • yapısalcılık görüşünde içe bakış tekniği önemli bir rol oynar.
  • özne-nesne düalizminin altını çizen, ikili karşıtlığa dayanan ve dili doğrusal bir anlayış içinde değerlendiren bir yaklaşımdır. yapısalcılık kategorileşmeye, ikili karşıtlığa dayalı anlam yapılanmalarına ve konuşmaya önem verir. iki karşıtlık ilkesi ''öteki''nin varlığını gerekli görür.

    yapısalcıların görevi, çeşitli kültürlerin organize ettiği algılama ve dünyayı anlama niçimlerine dayalı kavramsal yapıları ortaya çıkarmaktır. (fiske, 1990) yapısalcılık, dünyanın kendisinin ne olduğunu değil, anlamlandıran insanların onu nasıl anlamlandırdıklarını keşfetme amacını taşır. böylece yapısalcılık, herhangi bir son ya da mutlak bilimsel hakikat fikrini reddeder. yapısalcı anlayış, dilin ardında her zaman bir yapı olduğu fikrini benimser. strauss'un görüşünde yer aldığı gibi söylem de her zaman bir yapıdan yola çıkar ve yapı aracılığıyla bir küme kurmaya girişir.

    edibe sözen, (söylem) -s.45-46
  • nedir diye bir bakayım dedim, herkes paragraflarca yazı yazmış. bu kimsenin bunun ne olduğunu anlamadığını gösteriyor. anlamadığın şeyi basitleştiremezsin çünkü.

    tembel olduğum için de araştıramayacağım. şahsen ne olduğu bilinmeyendir gözümde.
  • italo calvino'nun le citta invisibili'sinde, kubilay han ve marco polo arasında geçen, hatta eserde iki defa alıntılanan kısa bir diyalogla pek güzel ifade edilmiş yaklaşım/yöntem.

    eserden:

    marco polo, tek tek her taşıyla bir köprüyü anlatıyor.
    "peki köprüyü taşıyan taş hangisi?" diye sorar kubilay han.
    "köprüyü taşıyan şu taş ya da bu taş değil, taşların oluşturduğu kemerin kavsi," der marco.
    kubilay han sessiz kalır bir süre, düşünür. sonra ekler:
    "neden taşları anlatıp duruyorsun bana? beni ilgilendiren tek şey var, o da kemer."
    marco cevap verir: "taşlar yoksa, kemer de yoktur."
  • ben bunun çok ekmeğini yiyorum sınavlarda,

    konuyu hemen yapısalcılığa çekiyorsun ve söyleyecek bir ton lafın oluyor, nasıl bir şeyse her türlü konsept de çekilebiliyor ha ahahahahaha

    ikinci dönem başka bir durum üzerinde yoğunlaşmam lazım, yemezler de artık tabii. hem akademik olarak de gelişmek lazım, hep yapısalcılık eleştirisi nereye kadar?

    ama bu çocuklar da bence biraz haklılar, ben onları eleştirirken de yalnızca edebiyat olsun diye yapıyorum.

    neden mi haklılar?

    dünyanın farklı yerlerinde çok benzer genel kabuller var hatta tıpa tıp aynı tabular var.

    ki pozitivist bir çerçeveden bakarsak, hormonlar duygudurumun büyük bir payına yön veriyor. hangi şahıs tümüyle bedeninin ona yön vermesinden bağımsız bir bilince sahip ki? robotuz olm işte planlanmış da olabiliriz.

    kader tayin edecek bilgi birikime sahip değiliz ve bunun amaçları da bariz biliyorum, ama düşman olmakla da yalnızca kendinizi kandırırsınız...
  • bu amına koyduğumun kavramını / felsefesini anlayabilmek için bugün idefix'ten 380 liralık kitap aldığım olgu, şey.

    bu pazar oturup biraz roland barthes okuyayım dedim. hay demez olaydım beyin nöronlarım pil kömürüne döndü hiçbir sik anlamadım e haliyle sinirlerim bozuldu. 'seni yeneceğim istanbul' eğretilemesiyle gaza geldim ve free solo'nun kahramanı, dağcı alex ferguson'un el capitán motivasyonuyla neymiş ulan bu yapısalcılık, göstergebilim, postyapısal felsefe? duur sikecem ben bunların cemaziyülevvellerini diyerek onlarca kitap almış bulunmaktayım değerli hemşehrilerim. hepsini şöyle derinlemesine hatmeyledikten sonra siz görün bu muallak, karmaşık, zorlardan zor filozofi nasıl tatlı tatlı, bir gerizekâlıya izah ediliyormuş gibi yazılır görün. bekle beni chomsky, bekle beni baudrillard, bekle barthes, adorno bekle sevgilim. bekleyin it oğlu itler sizi.