şükela:  tümü | bugün
  • öncelikle aramaya inandım; fekat bulamadım. her neyse...

    bizim halkımızda en çok işe yarayan şey budur.

    mesela siz öğretmensiniz diyelim; geçip veliye diyorsunuz ki "senin oğlun buraya geldiğinde tek bir sayı bilmiyordu, ben ona koskoca alfabeyi öğrettim. üstüne okumayı, sayıları birbirine çarpmayı öğrettim." diyorsunuz ve bu veli size minnettar oluyor.

    ya da şöyle bir örnek vereyim. lokantaya yemeğe gidiyorsunuz. adamlar yemeği getirirken şöyle diyor "birader bak nasıl aç haldeydin biz olmasak halin yamandı."

    bir başka örnek vereyim de pekişsin; uzak bir ülkede yaşıyorsunuz. bu ülkede a şehrinden b şehrine gitmeniz gerekiyor. o ülkenin kralı çıkıp diyor ki; "bu yolu senin rahatın için ben yaptırdım. bak senin için nasıl çalışıyorum."

    ve siz hepsinden mutlu olarak ayrılıyorsunuz.

    söyleyeceklerim bu kadar.
  • siyaset ve bürokraside çok fazla yaşanır bu. madem örnekler üzerinden gidilmiş, biz de örnek verelim.

    1) siyaset: adam çıkıp diyor ki yol yaptık, köprü yaptık. millet de alkışlıyor. babasının hayrına yapmış sanki. dünyanın vergisini topluyorsun. 10 topluyor, 3'ünü harcıyorsun. diğer 7'si nerde allah bilir. alkışlayanlara "kardeşim yol yapmak, hastane yapmak zaten bunların görevi değil mi" dediğinde "eskiden niye yapılmıyordu" diye savunma geliyor. garip.

    2) bürokrasi: bir devlet dairesinde işiniz var diyelim. ukala memur, uğraşmamak için işi yokuşa sürüyor, bugün git yarın gel diyor. siz de yalvarıyorsunuz; uzun yol geldiğinizi, bir daha gelemeyeceğinizi falan anlatıyorsunuz. o da öff püf ederek işlemi 2 dk. sürmeyen evrağınızı hazır hale getirip veriyor. siz de elleriniz önünüzde bağlı iki büklüm teşekkür ediyorsunuz, allah razı olsun diyorsunuz. sanki insiyatif kullanmış da probleminizi çözmüş gibi. oysa zaten yapması gereken bir işi, saçma sapan bahaneler sunup erteliyordu. siz ısrar edince vazifesi olan günlük işini yaptı. siz de ona minnet duyuyorsunuz.

    bunu kırmamız gerek. belki de toplumsal açıdan en büyük hastalıklarımızdan biridir bu.
  • almanya'dan emekli olup düzce'de ikamet eden teyzemlerin istanbul'da satın aldıkları evin suyunu açtırmaya gittiğimizde bir iski memuru tarafından yapıldığına şahit olduğum tuhaf bir davranış biçimidir.

    aramızda şöyle bir diyalog geçmiştir:

    i: iski memuru
    d: dart marul

    d: gerekli evrakları getirdim, su açtıracağız.
    i: ev sizin mi?
    d: hayır ev teyzemlerin. almanya'dan geliyor onlar bilmezler, o yüzden ben yardımcı oluyorum.
    i: anladım. yalnız teyzenizin nüfusu istanbul'a kayıtlı değil.
    d: nasıl yani?
    i: normalde nüfusunuzun buraya kayıtlı olması lazım suyu açabilmem için ama hadi işiniz görülsün* (işte başlıkta bahsi geçen "lütuflaştırma")
    d: (iç ses) ne diyo lan bu değişik?

    memurun bu söylediğini doğru kabul edecek olursak, benim iki ayrı şehirde iki ayrı evim olamayacak... istanbul'daki evime gelecek olsam, suyu kullanabilmem için nüfusumu da istanbul'a almam gerekir. hal böyleyken de, diğer şehirdeki evimin suyu kesilecek. niye? çünkü nüfusum artık orada değil, istanbul'a aldırdım... diğer şehirdeki evime geri dönerken de yine nüfusumu oraya taşıyacağım belli ki... eh yoksa nasıl olacak değil mi? öyle ya, nüfus kaydı olmadan su açılmıyor (!).

    yok yaa yemin ederim ki başka ülkede yaşayamam...
  • (bkz: akepe sen misin)

    .
  • insan birey olarak haklarını bilmediği zaman karşıdakinin yaptığı eylem. ayrıca hakkı olan şeyi aldığı için minnet duymakın kardeşidir.

    akpnin yaptığı temel propagandadır.

    yol yapmak inşaat yapmak vs. iş değil. dışarıdan gelecek paraya hayvan gibi bağlı olduğumuz için, üretime değil tüketime dayalı ekonomimiz olduğu için önünde sonunda patlayacak bir sistem var türkiyede.

    yapılan yollarda kullanılan arabaların yarısından fazlasının sahibi halen bankalar, insanlar borç içinde lüks yaşıyorlar. olmayan parayı harcıyorlar. sıcak para akışı bittiği zaman, o inşaatlar da götünüzde patladığı zaman anlaşılacak ama iş işten geçmiş olacak.