şükela:  tümü | bugün
  • sabahattin kudret aksalın öykü kitabı
  • bir a. şen şiiri.

    aşkın bir gelişi vardır
    alıkoyamazsın
    sen
    benim bütün yolları gitmelerim oldun
    su yüzlü bir sensizliğin işi bu
    halbuki hiç yoksul olmadım ben
    ama sen

    günlük tüketim malzemelerinin arasında aşk
    kullandığın bir ruj gibi mesela
    sürüyorsun dudaklarına sonra
    sonra bitiriyorsun bırakıyorsun bir kıyısızlığa
    şimdi bir pop çağıdır
    çerez olan benliklerimiz

    tükenmiyor ki içimdeki aşk
    hep
    çok öpüşümlük
    çok sevişimlik

    içi deniz dolu zarflar gönderiyorum durmadan
    buluşuyorum
    buluşuyorsa su bardaklarında papatyalar ve gelincikler
    geri dönüşümsüz tek kullanımlık bardaklar
    ince kırılgan ve atımlık işte
    bir otobüs yolculuğu bardağı gibi
    bir yoksul rakı içiş bardağı gibi
    yüreğinde ayrılabilecek bir benlik yer işte
    küçük ama bilinmez uzun
    ben söyledikçe bu sözleri
    iyi sözlerle güzelleşmiş kadınlar gibi oluyorsun
    sonra
    önce ışığı yaslanıyor gökyüzününün
    sonradan söndürüyor ışıldaklarını gözlerinin

    ben hergün taşırım kendimi
    taşıyamadığım da olur bazan
    o zaman
    bir günüm eksik ömürden
    ben aşmışım sevgiyi
    bundan sonrası delilik
    deliyim

    ah
    gök döküyor sularını
    yağmur
    ana avrat demiyor ıslatıyor hepimizi
    zamansız su oluyor herşey
    ah
    ne kadar çatısızız
    ne kadar mavi
    ne kadar bakarsan o kadar gökyüzü

    ben yorgun düşmüşüm seni anlamaktan
    seviyor bir çok insan
    seviyor
    muş gibi oluyor
    onlar sevmiyorlar güzelim
    olmamış bir hamlıkla
    boğazlarında duruyorlar kendilerinin
    senin benim hepimizin
    yokluklarıyla gidiyorlar bir bedenin üstüne
    varolmaya yokolmaya
    aşk ki hapsetmez hiç bir bedeni
    ayrıksıdır aşk
    özgürleştirir
    onlar severler saygısızca
    kendileri için isterler seni
    sadece kendileri seviyor diyedir aşkları da
    aşk ki bencil olmadı hiç bir zaman
    hiç bir zaman hapsolmadı hapsetmedi kendini bedende
    ne kadar özgürüm
    ne kadar aşk
    ki sevdim seni
    balıkçı selo nun yoldan geçen kıza zilli demesi gibi sevdim
    işsiz bir çocuğun çok güzelsin abi demesi gibi sevdim
    beyoğlunun rakı içişi gibi sevdim

    bildiğim bütün meyva adlarını saydım
    çıkmadın
    gelmedin
    hayat ertelediklerindir dememek için
    kuyusunda uyutmamak için bir suyu
    akmak için

    şimdi
    bütün kadınları sevişmeli
    bütün kadınların hüznünde yer almalı
    bütün aşları aşklamalı

    su yüzlü bir sensizliğin işi bu
    yaralıyım
    yuvasına dönüyor yaralı hayvan
    ............
  • murathan mungan 'ın şiirlerinde hem gerçek hem metaforik anlamıyla sıkça kullandığı varlık.

    "boydan boya göğsümü geçen yaralı hayvan
    adadım yüreğimi ardından giden aya"
    (bkz: eşkal üzerine bir şiir)

    "odam, yaralı hayvan
    gecenin gümüş alaşımında gölgelenen eşyalar "
    (bkz: gece ve müzik)

    "bodrum’da zıpkın yemiş bir yazdan
    çıplak yara göğsümüze dizilmiş deniz kabukları
    içimizde bir türlü yatışmayan
    yaralı hayvan"
    (bkz: hey joe)
  • sevgi dolu dokunusla iyilesebilecek kadar derin yaralara sahiptir. farkindaligin, yalin gerceklerin, caresizligin ve buna ragmen bitmeyen bir tutku ile denemekten vazgecmemin sonucunda olusan yaralar kabuk kaplar, zirh zamanla kalinlasir, zirhin altindaki kalbin sesi sessizlesir. ancak sevgi-li-nin yaninda, ancak sevgi dolu dokunuslar ile birbir soyunulur , ancak yaninda usumeden, cirilciplak kalabildigi sevgilinin yaninda insana donusebilecek, yaralari iyilesebilecek olan hayvandir.
  • tehlikelidir.kaybedecek şeyi olmadığını düşünür, bu yüzden saldırganlaşır. hayvan öldürücüleri * ve insan avcıları,bu yüzden göz koydukları hayvanı veya insan ruhunu ilk darbede öldürmeye çalışırlar.
  • çimenlere hasta bacağı ile serilmiş yatan köpekçik. yanına yaklaşır yaklaşmaz öyle ürkerek uyandı ve koşmaya çalıştı ki aklıma gelince istemsiz gözlerim doluyor. onun ürkekliğinde bütün yaralar kanadı. bacağını toparlayıp koşmaya çalışırken insanın yaralarından kaçmaya çalıştığı zamanlarını hatırladım. ürküp derhal uyanıyorsan da koşup kaçamıyorsun. hayvan topalladıkça ve uzağa gidemedikçe ne çok şeyle hesaplaştım. hangi hallerim aklıma geldi bilmiyorum. ama köpeğin o hiç ses çıkarmayan acısı benim kulaklarımda çınladı. bazen siz kıyamazsınız birşeye birine, mesela bu köpek belki de hiç kimseye saldırmamıştır ama bacağındaki o yara merhametsiz bir karşılık olur bazen. halbuki yaralanır yaralanmaz kaçıp en uzağa gitmek isterken köpek bir adım bile öteye gidemiyordu. tıpkı insanın uzaklara giderek kaçamadığı yaraları gibi.

    biz önce hayvana ve bitkiye ait olan bütün alanlara saldırdık hiçbir köpeğin öyle bir insana saldıramayacağı kadar büyük bir aç gözlülükle. sonra topraktan yürüyecekleri yolları asfaltla kapladık toprağın nefesini kese kese. yetmedi şimdi o asfaltların üzerinden yine bir köpeğin gidemeyeceği bir hızla giderek hayvanlara çarpıyoruz. ne yazık ki insan olmak bazılarında kaplama gibi duruyor zira çarpıldıktan sonra hayvanları öylece bırakıyoruz. yerinden kalkamayan o hayvan ben yanına yaklaşınca can havliyle uzaklaşmak istedi. evet bence de taşlanmıştı çünkü ürkekliği bundandı. hiçbir hayvanın olamayacağı kadar korkunç olmak, bu nasıl bir duygu?
  • dexter 3. sezon 12. bölümde şöyler der;

    --- spoiler ---

    yaralı bir hayvanı her koşulda öldürmeniz gerekmeyebilir. bazen dikeni çıkarmanız yeterli olacaktır.

    --- spoiler ---