şükela:  tümü | bugün
  • akli dengesi çok yerinde olmayan bir askerin, albay olan alay komutanıyla arasında geçen diyalog:

    asker: sen cemil uzmanı taniyır mısın
    albay: tanıyorum evet.
    asker: işte o benim hemşerimdir.
    albay: valla mı..
    asker: tabi.
    albay: iyi bari...
    asker: bir durum olursa selamımı söyle yardımcı olur sana.
    albay: eyvallah sağolasın
  • - abi sanin kız argadaşın var mı ?
    - evet var.
    - e sikiyorsun ?
  • nuko: eee komutan da sizi dövdü tabi!
    kardeş: dövmek mi? dövmek kelimesini o dayaktan sonra tekrar tanımladık biz! bişi değil koskoca alaya rezil olduğumuzla kaldık!
    nuko: ahahaha niye rezil oldunuz be sanki bi tek siz dayak yediniz!
    kardeş: dayak attığım çocukla koskoca alayın önüne çıkıp ele ele tek bi ağızdan "hepimiz kardeşiz bu kavga ne diye"yi söyleyen bizdik ama!
    nuko: ahah haha ahahahhahahaha! ahahah hahaha???? ahahahah??? yarıldım ahaha

    aynı kardeşin, paşa şoförü değil de askeriyenin çöp kamyonlarını kullandığını öğrendiğim gün "dayak attığım çocuk" lafına yarıldım en çok.
  • askerliğin kendisi komple beni yardığı için, hafızamda bulunmayan anılardır.

    (bkz: boş zaman yoktur boşa geçen zaman vardır)
  • rütbeli biri: şu işleri yap hemen.
    asker: yapmıyorum lan.
    rb: ben ne dersem emredersiniz diyeceksin lan pezevenk!
    a: emredersiniz komutanım.
  • gece 1-3 ve 3-5 nöbetleri . uykuyu öyle bir yarar ki şafağını şaşırtır insana.
  • mal bir askerin nobeti bırakıp karşıda bankta oturan mini etekli kıza telefonunu vermek için nobet yerini bırakması daha sonra kızın bir başcavus kızı çıkması. ve durumu şikayet etmesi.
    durumu netleştirmek için lojmanın 3. katında oturan başçavuşla görüşmeye giden inzibatın 3 yerine 2 kata gidip kapıyı çalması. ikinci katta ise teror bolgesinde görev yapan bir askerin eşinin oturuyor olması ve inzibatı görünce yanlış anlayıp bayılması.
    aslında acı bir olay olabilirdi ama şükür ki birşey olmadı bayana.

    askerliğin her günü yarar aslında olmadık şeyler orada olur. 30 metre yüksekte duran bir su deposuna köpek düşüp ölmesi ve suların leş kokması da bunlardan biridir.
  • yer: hadımköy/istanbul (neresi bilmiyorum, zaten anı rahmetli dedeciğimin bir anısıdır. aklıma geldikçe gülerim.)
    tarih: 1942

    dedemiz'in bi arkadaşı var bölükte. bunun da yakın arkadaşı. kastamonu'lu. sarmısağa bayılıyor, her fırsatta yiyor buldukça. memleketten getiriyor falan. dedem de nefret ediyormuş sarmısak soğan falan ama, kalbini kırmamak için bir şey de diyemiyor.

    bi gün buna diyor ki, al bak, yeni getirdim. yerli, bizim bahçeden. dünyanın en lezzetli sarmısağı.
    yok falan diyor, ama nafile. öyle bi söylüyor ki, sanki sarımsak değil, cennet meyvesi.

    kabul ediyor haliyle, kahvaltıda 3-5 diş yiyor. ulan diyor, harbiden de ne güzelmiş bu. oturup üç baş sarmısağı hiç ediyorlar beş dakikada.

    derken içtima geliyor.

    :d:d:d

    herkes sırada tabi. çavuş geliyor, iğrenç ve ağır bi sarımsak kokusu.

    kim lan bu diyor, hanginiz?!

    çıt yok, zaten söylediğine göre çok kısık bir sesle konuşan, aşırı titiz bi askermiş.

    tekrar soruyor psyhco. yine çıt yok.
    bu iki kafadar yanyana, yemiyor tabi ortaya çıkmak.

    derken çavuş başlıyor sıradan hepsinin ağzını koklamaya. hoh yaptırıyor millete, sıra da bizimkilere geliyor ama önce bizim kastamonu'lu var.

    ta ta taaam, busted!

    döve döve bunu bi hal ediyor o kadar kişinin içinde. üstüne bi de kovuyor bunu, git yıka gel ağzını diye.

    dedemin söylediğine göre bu saniyeler hayatında bacaklarının titrediği ilk ve son an imiş.

    tam kaldığı yerden devam edeceğini düşünürken rahmetli dedeceğim, çavuş bombayı bütün siniriyle patlatmış:

    " eşşoğuleşşek, nasıl yediyse artık, kendisi gitti kokusu hala burda!!"

    rahat uyu dedeciğim:)
  • bahar gelmiş ve o gün nöbetçi çavuş olan bendenize, topçu okulu'nun bünyesinde bulunan ordu evi civarindaki çiçekliklerde, çiçekler arasındaki yabani otların temizlenmesi emri verilmiştir. hemen 5, 6 çömez asker bulunur ve söylenen yerde otlar yolunmaya başlanır. ben başlarında askerleri denetlerken, karşıdan okul komutanı'nın (kendisi tümgeneral, okulda daha üstü yok) geldiğini görüp, kimseyi uyaramadan, hemen esas duruşa geçerek, selam veririm. dileğim, uzaktan geçip gitmesidir. fakat o, bir anda yönünü değiştirip, bizim olduğumuz tarafa gelmeye başlar. ben kilitlenmiş vaziyette, bir yandan "allahım n'olur buraya gelmesin" diye dua ederek, çalışan askerlere "dikkat" bile çekemeden yaklaşmasını izlerim. yanima kadar gelir, "ne yapıyorsunuz burada?" diye sorar. karşımda topçu okulu komutanı var, cem yilmazın dedigi gibi normal bir askerin ancak 500 metreden göreceği biriyle aramda 20 cm var ve bana soru soruyor! tekmil falan vermeden "yabani otları yoluyoruz komutanım" derim. "dikkat edin ha, bunların bazıları ot gibi görünür ama aslında çiçektir, dur göstereyim" deyip çömelir ve başlar "bak bu ot, bu değil" diye otları yolmaya. ben ayakta, o çömelmiş ot yolarken, karşıdaki kütüphanenin önünde, şaşkınlıktan dona kalmış takım arkadaşlarımın gördügü, tümgenerale ot yolduran bir çavuştur. sonra da forsumdan kimse yanıma yaklaşamadı tabi, bizim dönemde adım efsane oldu...