şükela:  tümü | bugün sorunsallar (1)
  • yeni mezun olduğum, işsiz gezdiğim günler. sabah 6'lara kadar dizi izliyor akabinde yatıyor, akşam dört gibi kalkıyorum. bir yandan da internetten istemeye istemeye iş bakıyor kendi kafama gore eleme yapıyorum. bir iş gözüme çarptı ve bölümüm ile ilgili olduğu için gidip başvurmak istiyorum. ilk anneme söylüyorum böyle böyle bir iş var diye ertesi gün beni saat üç gibi uyandır da gidip başvurayım diyorum. bak hele bak sen ogle üçte uyanıp iş görüşmesine gidecem. kadın çıldırdı tabi doğal olarak benden adam olmazmış. haklı öğle üçte kalkıp, dörtte iş görüşmesine mi gidilir...

    ertesi gün üç gibi uyandım, saç sakal birbirine karışmış vaziyette iş başvurusuna gittim. annem evden çıkarken mutfaktan bağırıyor lan bir sakalını kes bari, hizbullahlar gibi iş görüşmesine gidiyon diye... onu dinlemeden kapıyı vurup, çıkıyorum...

    adamların ofislerine gittim ve müdürün odasına daldım. kapıyı açmam ile iki tane takım elbiseli adam ayrı masalarda bana bakıyordu. biri müdür diğeri yardımcısıymış. adamlara bakıyorum baya oturaklı, olgun kişiler. kendimi tanıttım ve başladım okuduğum okulları anlatmaya. onlar soruyor ben cevaplıyorum müdür de ajandaya hakkımda notlar alıyor.

    o anda çat kapı çaldı ve hurra içeriye 6-7 kişi daldı. iyiki doğdun sesleri ile bağırış çağırış ortalık karıştı. lan noluyoz demeye kalmadan müdürün o gün doğum günü olduğunu anladım. pastalar, çerezler, çikolata, viskiler ile müdürün üstüne atladılar. ben ise tamamen olayın dışında kaldım, içimden şansımı sikeyim sesleri geliyor. sırayla adamın doğum gününü kutladılar ben garip gözler ile insanlara bakıyorum.sonra öğrendim ki bunlar müdürün eski çalışma arkadaşlarıymış, adamı unutmamışlar ve ofisine gelip bu şekilde bir kutlama hazırlamışlar.

    masalar kuruldu, çerezler açıldı, çikolatalar ortaya döküldü, viskiler bardaklara dolduruldu. bir elime bir tabak antep fıstığı , diğer elime viski bardağı tutuşturdular, ağzıma ülker antep fıstıklı çikolata verdiler. lan biraz evvel çok ciddi bir ortam vardı adama eğitim hayatımdan bahsediyordum birden ben bu hale nasıl geldim diye kendimi sorguluyorum.

    ortamda makara on numara, biraz evvelki ciddi görünümlü adam gitti yerine belden aşağı fıkra anlatan adam geldi. bir yandan da bana dönüp olum rahat ol bak burda herkes abi kardeş, yabancı yok diyerek rahat olmam konusunda beni uyarıyor. lan daha beni göreli yarım saat olmadı ne zaman bu kadar kaynaştık. ben ise yok ben rahatım diyor muhabbeti dinliyorum. şaka maka biraz zaman geçtikçe ortama iyice alışmaya başlıyorum. müdür, önündeki bilgisayardan youtube'a girip bülent ersoy şarkısı açıyor ve bütün herkes aynı anda söylemeye başlıyoruz. baktım ortam iyice meyhane havasına döndü ben de dayanamayıp söylemeye başlıyorum. sonrasında herkes susuyor ve şarkıyı sadece ben sölüyorum. millet efkarlı bir şekilde beni dinliyor.şarkıyı bitiriyorum, millet alkolün de etkisiyle ayağa kalkıp beni alkışlıyor. lan olum diyorum ben buraya iş görüşmesine gelmedim mi bu olanlar da neyin nesi? rahmetli kemal sunal'ın filmlerinden hallice bir olaya şahitlik ediyorum.

    biraz önce bey dediğim adama müdürüm aç şurdan ferdi'yi azcık ferdi dinleyelim ya diye istekte bulunuyorum, adam beni kırmıyor ferdi tayfur'un koparma gülleri şarkısını açıyor. ben yine başlıyorum söylemeye herkes beni dinliyor ahhh ulan ahh be diye feryatlar ile bağırmaya başlıyor. benim viski bitiyor, adamlar durmadan dolduruyor. müdür ikinci şişeyi marketten aldırmak için kapıcıya telefon açıyor. içimden ulan diyorum ben hafiften kaçayım hava karardı, ama ortama bakıyorum bırakmak istemiyorum. zaten biliyorum gitmek istesem de adamlar bırakmayacak ortamda şarkı söyleyip insanları efkarlandıran adam pozisyonundayım. o anda kendimi binlerce kişinin karşısında önünü ilikleyip uzun hava okuyan ıbrahim tatlıses gibi hissediyorum.

    zaman deli gibi akıyor, kapıcının getirdiği ikinci şişeyi açıyoruz. bir yandan da birbirimize sarılıp fotoğraflar çekiliyoruz. biraz evvel iş görüşmesi ortamında beni sorguya çeken adamla şimdilerin selfie'sini çekiyoruz. tabi saatler önce gördüğüm o müdürden eser yok, ceketini çıkarmış, kolları sıvamış, kravatını sıyırmış.

    ee bu kadar fotoğraf çektik şunları facebook'a atalım diyorlar ve teker teker beni listelerine ekliyorlar. attıkları her fotoğrafa etiketleniyorum ve bir anda facebook arkadaş listeme 6-7 kişi olarak dahil oluyorlar. ya ben bu ofise ne diye gelmiştim, iş görüşmesi içindi sanırım. ara ara da bu gerçeği aklımdan çıkarmıyorum.

    bir yandan annem arıyor ama ortamda o kadar gürültü var ki telefonu açıp konuşamıyorum. sekizinci araması sonucu telefona cevap veriyorum, ortamdaki bülent ersoy şarkılarından meyhanede olduğumu zannediyor ve '' olum sen adam olmucak mısın hani iş görüşmesine gidecektin bugün, saatlerdir içiyorsun değil mi'' diyerek fırça kayıyor, susturamıyorum. tabi doğal olarak anlayamıyor, bilmiyor, aklına bile gelmiyor iş görüşmesine gittiğim yerde müdürler ile içki masasında olduğumu.

    ikinci şişenin de bitmesi sonucu müdürün hadi çorbacıya gidelim daveti ile herkes ayaklanıyor ofisten çıkarak iki taksi ile çorbacının yolunu tutuyoruz. tabi taksinin camlar açık müdür kolunu dışarı çıkarmış ''bir ihtimal daha var o da ölmek mi dersin'' şarkısını söylüyoruz.

    çorbacıya gittiğimizde iki masayı birleştiriyor ve kelle paçalara gömülüyoruz. abi ben doymadım ya diyip müdürden ikinci tabağı sölemesini istiyorum. işgörüşmesine gittiğim anda benim için bir bey olan adama önce müdürüm sonrasında abi dediğimi farkediyorum ve kafamın da kıyak olması sonucu aldırış etmiyorum.

    çorbaları da içtikten sonraa müdüre hesabı kitliyor ve mekandan ayrılıyoruz. taksiler çağrılıyor ve güzel bir vedalaşmanın ardından evin yolunu tutuyoruz.

    sabah uyandığımda facebook'a giriyorum ve dünki yaşadıklarımı fotoğraflara bakarak hatırlamaya çalışıyorum. onlarca fotoğrafta etiketlendiğimi farkediyor ve kendi kendime tebessüm ederek lan bu adam ilk başta çok ciddi bir adamdı diyerek müdürün o fotoğraflardaki hallerine bakıyorum. sonrasında bu adamlar beni çoktan unutmuştur diyerek kafamı yastığa koyup yeniden uyuyorum.

    saatler sonraa bir telefon ile uykudan uyanıyorum ve telefonu açmam ile birlikte '' evraklarını hazırladın mı, adliyeden sicil kaydı ve sağlık raporunu yarına kadar bize ulaştır olum'' talimatı ile karşılaşıyorum. ee müdürüm ben işe alındın mı diyorum lan sen olmasan bize kim ferdi şarkıları söyleyecek diye bir cevap alıyorum.

    hemen evrakları temin edip, ertesi gün teslim ediyorum ve işe alınıyorum...

    nur içinde yat müdürüm, üzerimde hakkın çok, seni çok özlüyorum...

    05.02.2014 :(

    debe editi: özelden gelen onlarca başsağlıgı dileklerine teşekkürler. bir insanin öldükten sonra bile güzel anılar ile hatirlanmasi harika bir olay. kendisi de sağlığında hep bundan bahsederdi. hakkinda kötu soz edeni duymadim, gormedim. harika bir adamdin guzel insan.
  • arkadaşımın amsterdam'a giden bir tanıdık arkadaş grubu merak edip otel odasında mantar yemişler. 4 kişilik gruptan 1 tanesi anında mantar kafasına girerken diğer 3'ü bize bir şey olmadı ya deyip dışarı çıkmaya karar vermişler ve tribe giren 1 kişiyi odada tek başına bırakmışlar.

    bu 3 arkadaş dışarıda gezerken odada kalan arkadaşları yarım saat sonra telefonla aramış ve "abi ben çok fazla hayal görmeye başladım her yerde cüce görüyorum beni çarptı bu fena otele geri gelin demiş" bu 3 kişi 5-10dk daha takılıp geri dönmüşler ve otelin lobisinde yüzlerce cüce görmüşler. noluyoruz amına koyim falan derken bir öğrenmişler otelde o akşam cücelerin aralarında düzenlediği bir konferans varmış.

    bizimkiler daha sonra diğer arkadaşlarının kaldığı odaya çıkmış ve kapıda bir polis görmüşler. hayrola nedir diye sormuşlar ve polisin dediğine göre "odada kalan son çocuk hala hayal gördüğünü zannedip bir cüceyi kucaklamış, odaya getirmiş ve dolaba koyup seni arkadaşlarıma göstericem" deyip cüceyi kaçırmış. cüce de çocuktan şikayetçi olmuş.
  • evimizin önüne açılan börekçiye ilk zamanlar soğuk bakmıştım. ancak bir süre sonra ara ara uğramaya başladım.

    gel gelelim 25 yaşlarındaki börekçi eleman çok ilginç bir insandı.

    bazı sabahlar son derece asık suratlıydı ve nemruttu.. "günaydın", "iyi günler" dememe asla yanıt vermezdi. yüzü hep yerdeydi... kimseyle göz göze gelmezdi. ama böreği güzeldi işte. güler yüzlü olmasa da olurdu.

    bazı sabahlar ise güleryüzlü olmasa bile saygılı ve konuşkandı. dükkana girer girmez "günaydın" ya da "hoşgeldiniz" derdi. böreğimi uzatırken "buyrun efendim" derdi. bazen müşterilerle şakalaşırdı. hayret ederdim.

    sizin anlayacağınız, adamın bir günü bir gününe uymuyordu.

    iş öyle bir duruma gelmişti ki, artık fal tutmaya başlamıştım. adam sinirliyse günüm kötü geçecekti. iyi tarafına denk geldiysem her şey güzel olacaktı. "acaba bu sabah nasıl" diye sırf meraktan daha sık börek almaya başladım. işyerinde elimde leş gibi kokan kıymalı börek, "dünün en beğenilen entryleri"ni okuyordum. iş arkadaşlarım "sen börek sevmezdin" deyip duruyorlardı. bense börekçiye hayret ediyordum.

    ta ki o güne dek.

    o sabah yine kahvaltı yapamadığımdan börek almaya karar verdim. evden hızla çıkıp börekçide aldım soluğu. içeri girince sinirli bir şekilde taaak taak diye börek kesen bizim elemanı gördüm. canım yine sıkıldı. bu sefer bambaşka bir suratsızdı. "bana bir porsiyon kıymalı" dedim. yüzüme bile bakmadı. o, böreğimi keserken tam arkamdan başka bir ses duydum:

    "hoşgeldin abi, nasılsın?"

    dönüp baktım.

    adam ikizmiş lan!

    yebe editi: 2014 ün yüzkarası soma'yı unutma.
  • iş gereği afrikalıların bile çoğunun bilmediği bir ülkeye yolum düştü fi tarihinde. ispanyol sömürgesi olarak kalmışlar yıllarca ispanyolca, portekizce ve sanırım fransızca biliyorlar. bi de hristiyanlar yöre insanları, bilgimiz bu kadar. petrolü de yeni bulmuş bir memleket, yatırım yapıyor sağa sola. avrupalı dev inşaat firmalarını memleketine toplamaya çalışıyor, türk firmalar da peşlerinden; epey kaotik bir ortam oluşmaya başlamış. daldan muz yediğin, kuş kadar sinekler olan filan garip bir memleket hülasası.

    bizim ekipte bi türk arkadaş daha var. benle yaşıt. esmer, uzun boylu, omuzlarına dökülecek kadar uzun saçlı filan. onla takılıyorum ben daha ziyade. birader afirka'da hastalıklar da bi tuhaf. giden herkes standart sıtma oluyor. mesela ütüsüz kıyafet giyersen bilmem ne böceği var, lavralarını bırakıyor tişörtüne filan. sırtından böcek çıkıyor. bi sürü gariban durum var yani. oradaki 3. günümüz bizim eleman sıtma oldu. bunu hastaneye yatırdık. elemanı yatırdıktan sonra iş bağlamaya çalıştığımızdan bi yerlerde toplantılara girdik çıktık; elemanı unuttuk hastanede. bi de aynı otelde kalıyoruz, yatacak yerimiz yok amına koyim. refakatçi filan da yok. 2 gün sonra benim aklıma geldi adamı unuttuğumuz. hastaneye gittim. herifin ecdadımı sikmesinden de korktuğumdan sigara filan aldım yanıma. vardım elemanın odasına, adam beni görünce "lan nerdesiniz amına koyim, iflahım sikildi sigarasızlıktan" dedi direk. herifin yalnız nasıl sakalı varsa 2 günde harbiden çok gür kirli sakal olmuş elemanda. hocaya dönmüşün la diyecektim ama ağzıma sıçmasından korktuğum için sustum. elemanı aldım, bahçeye indik. serumunu tutuyorum, bu da sigara içicek. lan serumu tutmaktan youldum, baktım orda bi meryem ana büstü var, oraya astım serumu. muhabbet ediyoruz.

    muhabbet ederken geçen herkesin bize, bilhassa yanımdaki arkadaşa baktığını farkettim sonra. istisnasız herkes ama, kadını erkeği herkes. lan dedim herhalde mokoko, bi bok yedik millet sike sike bayıltacak bizi. türk insanı tatsız fıkralarla büyümüş, tedirgin oluyorsun ister istemez. aradan 5 dakika geçti geçmedi karşıdan 2 tane kadın geliyor yine arkadaşıma bakarak. kadınlardan biri iyice yaklaşıp, bi elini ağzına götürdü büyük bir şaşkınlıkla. diğer elini titreyerek bizimkini uzattı ve "jesus. ha me no, jose mari, antonio reyes jesus!" filan dedi. kadın inanamıyor ama görmen lazım sevgili okur, titiriyor. 2 kadın birden ağlayarak ellerini bizim elemana sürmeye başladılar biz mala bağlamışken. arada da jesus diyorlar, ıstavroz çıkarıyorlar. bizimki hastanede beyaz entari giyip, sakalı da salınca afrikalının aklındaki isa portresine tam uymuş. bi de meryem ana büstünün yanındayız, anasını özledi herhalde diye düşündüler belki bilmiyorum. hastane avlusunda ne kadar insan varsa hayır duası almaya, şifa istemeye geldi akın akın. bizimki de ingilizce dert anlatıyor "no sir, i am not jesus. i am mehmet" diyor ama yok ki ingilizce bilen. sonra sağolsun ordaki doktorlardan biri geldi de kalabalık olaysız şekilde dağıdı. bi beyazıt meydanı cuma çıkışı atmosferi yaşanabilirdi halbuse. "tekbiiir! baba oğul kutsal ruh!" gibi filan. tam bilmiyorum.

    ispanyolca bilmediğime çok üzüldüğüm tek an o andır sevgili okur. kim bilir millet neler dedi, neler anlattı jesus'a. bizim jesus da sigara içiyor amına koyim. bi suda yürüyeyim, bi ölüyü dirilteyim yok. tövbe tövbe.
  • bir arkadaş iett'nin sitesinden paso başvurusu yapıyor. tabii önceki yılki pasosunda yer alan fotoğrafını da tarayıp gönderiyor. iett'den gelen cevaptan fotoğrafların eşleşmediği söyleniyor. arkadaş yeni bir fotosunu daha gönderiyor, ona da aynı cevap geliyor. arkadaş iyiden iyiye köpürüyor ve bu kez kendisiyle hiç alakası olmayan milan'lı futbolcu gennaro gattuso'nun fotoğrafını gönderiyor ve kabul ediliyor. arkadaş şu an gattuso'lu pasosuyla geziyor. böyle bir ülke işte burası, güler misin ağlar mısın...
  • 19-20 yaslarindayim. erkek arkadasimin babasi uzun yillar sigara tiryakisi. ne yapsa kurtulamiyor. en son careyi akapunkturda bulmus. sisli'de bir akapunktur uzmanindan randevu almis. giderken bize siz de gelin benimle dedi. ben, erkek arkadasim ve babasi sisli'deki akapunkturcunun muayenehanesine gittik. eski, kohne bir apartman dairesiydi. adam da doktor falan degil, duvarda uyduruk biryerlerden akapunktur sertifikasi olan tuhaf biriydi.

    adam arkadasimin babasini yatirdi. biz de seyrediyoruz. orasina burasina igneler soktu. sonra yarim saat bekleyecegiz dedi. gecti masasina oturdu. biz de erkek arkadasimla karsisina gectik oturduk. odaya derin bir sessizlik hakim.

    adam hic konusmadan birden masasinin altindan bir baglama cikardi. basladi calmaya. hem caliyor. hem turku soyluyor. biz aniden sasirdik. icimden oyle bir gulme geliyor ki, dudaklarimi isiriyorum, aklima kotu seyler getiriyorum gulmemek icin. kafami cevirip erkek arkadasimin suratina baktim. surat olmus domates gibi kipkirmizi. gulmemek icin dudaklarini buzmus, kafasini onune egmis. dokunsam patlayacak. adam arada baglamadan kafasini
    kaldirip yuzumuze baktiginda yanaklarimi yana gererek hem egleniyormus havasi veriyorum hem de gulme stresini biraz azaltiyorum. o yarim saat bana 10 saat gibi geldi. yarim saat boyunca adam hic ara vermeden caldi, soyledi. sonra aniden dondu, vucudunda ignelerle muayene masasinda yatmakta olan arkadasimin babasina;
    - istek var mi? diye sordu. arkadasimin babasi da yattigi yerden;
    - antalya dolaylarindan bir turku var ama ismini hatirlayamadim dedi. bunun uzerine adam;
    - onu sormuyorum sigara icme istegi var mi? dedi.

    biz orda artik dayanamadik. koptuk. sanki yillardir gulmemisim gibi guldum. arkadasimin babasi mi? hala sigara tiryakisi.
  • babam kanal d'de heyecanlı bi şekilde görevimiz tehlike 4'ü izlerken elinin yanlışlıkla kumandaya çarpması. daha sonra filme geri dönmek için atv'deki taşıyıcı filmini açması ve hiçbi şey olmamış gibi izlemeye devam etmesi.

    ilk yarım saat görevimiz tehlikeyi izledi, son yarım saattir de taşıyıcı'yı izliyo ve hiç kopukluk yaşamadı. lan iki filmin yönetmeni bi araya gelse bu derece bağdaştıramazlar filmleri. tebrikler baba.
  • can dayım son derece efendi ve bir o kadar çocuk ruhlu on numara bi adamdır.. hani bana bi dayı portresi çiz deseler o kadar iyi çizemem..

    neyse..

    o sene 2 yaşına basan kuzenım efenin plastık top ile sahalarda buluşmasına denk gelmekteydi.. can dayım standardı bozmuyor ve her zamanki yerinde, bahçe duvarının üzerinde bira içerek bizlere salça oluyordu.... iki üç dakika sonra ise karşı komşumuz neşe hanım izmirden yeni getirdikleri köpeğini bizlere göstermek için yanımıza geliyodu...

    neşe teyze: caan merhaba
    can dayım: ooo neşe teyzecim nasılsın ver elini öpeyim..
    neşe teyze: sağol canım.. bak bu da bizim afacan (afacandan kasıt 6 aylık alman kurdu)
    can dayım: hey yavrum koç gibi adı ne??
    neşe teyze: efe.........
    kuzenim efe: efendim

    mihohohah. yav unutamıyorum can dayımın yüzünü o anda... adam bitti elindeki bira düştü falan... kuzenim efe o seneler zaten 3-5 kelime anca konuşabiliyor.. o da gitti bir köpek ismine piç oldu :)))
    neyse işte bole bi ortam gerildi.. can dayım bişi demedi geçiştirdi bole.. efeyi aldı annesine teslim etti ve peşine iki dakkalığına neşe teyzeye ziyarette bulundu... anlattığına göre neşe teyzeye dmişki ''yav neşe teyze yapma etme.. komşuyuz şimdi sen efe efe diye gezicen sokakta.. butun yaz cocuk kendini kopek sanacak allah aşına değiştir şunun adını''... neşe teyze de bi kibir yapmış ''olmaz'' demiş... araya site'nin en eskileri girdi, can dayımın çocukluk arkadaşları aradı ama nafile.. nuh dedi peygamber demedi neşe teyze..

    o akşam dayım hiç bişi demeden izmir'e gitti...

    sabah can dayımın sesi ile irkildim..

    bahçeye çıktım..

    dayım duvarın üstüne oturmuş karşı komşumuz neşe teyzeye doğru bağırıyor.. ''neşeeeee kızım sıçma oraya'' bilmemne.. yok neşe işeme falan derken komşu neşe dağılıyor.. can dayım bı yerden bi kopek bulmuş ya da almış mı ne.. adını da neşe koymuş.. tantanaya site dokuluyor.. can dayım bozmuyor devam ediyor muhabbete.. komşu neşe sinire kesiyor falan.. o esnada kopek olan efe atlıyor bahçesinden köpek neşe ye kaymaya çalışıyor.. ben bu esnada kendımı yerlere atıyorum...

    en son can dayım ''neşe kendini s.ktrtme kızım diyor'' ortalık çığlık çığlığa.. ben kaçıyorum içeriye..
  • bu memleket çıldırmış toptan delirmiş amk. normal olay yok. her olay her an ya öyle ya da böyle yarıyor. sabah son noktayı yaşadım lan. bak son nokta diyorum da öyle olmadığını biliyorum içten içe.

    hemen önümdeki arabada 3 tane üniversite öğrencisi (bu önemli ondan yazıyorum) var. sanırım önlerindeki arabadakilerle bir sorun yaşıyorlar. bir anda durdular ve öndeki arabaya doğru koştular. ben de mecburen durdum. inip baktım neler oluyor diye. gençler ''senin kullanacağın arabanın amına koyayım' diye öndeki arabanın şoförüne girişmişler. yan tarafta da bi kadın oturuyor o da çığlık çığlığa bir şeyler anlatıyor. neyse koşup ayırdık. birbirinden uzaklaştırdık. arabaya bir baktım üstünde eşşek kadar acemi şoför yazıyor. bir sürücü kursunun arabası ve içindeki cocuk ders alıyor. yandaki kadın da hocası olduğunu ve araba kullanmayı öğrettiğini anlatıyor bağıra bağıra.

    olm adamlar ''ne biçim araba kullanıyorsun?'' diye araba kullanmayı resmi yollardan öğrenmeye çalışan adamı dövdüler lan..

    nasıl olacak bu ülke olm?
  • olay işyerinde geçmektedir.

    işyerinde çalışan biri, akşam eve geç geleceğini, karısına, yemek yapmamasını, eve gelirken lahmacun sipariş vereceğini bildirir. eve gidince lahmacun söylemeyi unutmuştur ve unuttuğunu karısına söylemeye korkar. sonra şu dialoglar gerçekleşmiştir ;

    karısı: söyledin mi lahmacun?
    adam(sinirli rolüyle) : söyledim ya! gelmedi mi hala dur hemen arayayım tekrar söyleyeyim. nerede kalmış bu.

    adam korkudan, umutsuzca lahmancuyu arayıp kızacaktır.

    adam: (hiç söylemediği lahmacunlar için) nerede ya benim lahmacunlarım! kaç saat oldu gelmedi! bekliyoruz hala.
    lahmancuncu: abim şimdi çıktı hemen geliyor.