şükela:  tümü | bugün
3932 entry daha
  • bir yakınımın başına gelmiş, beni dumurlardan dumurlara sokmuş olaydır.

    ozan (the teenager) yıllar yıllar önce ege’de bir tatil beldesinde, müzik aletleri satan bir mağazada çalışarak yaz tatilini değerlendirirken; bir gün mağazaya bir adam girer. adam gitar teli almak ister. gitar telleri de mağazanın bir köşesinde, ulaşılması biraz külfetli bir yerdedir. telleri oradan almaya üşenen ozan, mağazada gitar teli olmadığını söyler ve adamı gönderir.

    bir süre sonra mağazanın telefonu çalar. arayan, müzik mağazasının diğer şubesinden bir çalışandır. efsane soruyu sorar:

    -ulan erkin koray‘a gitar teli yok mu dedin?*
  • size bugüne kadar aldığım en tuhaf hediyeyi anlatayım.

    bu hediye sevgilimden olsa; mesaj vermeye falan çalışıyor derim ama bunu hediye eden o dönemin ilçe defterdar yardımcısı. yemin ederim..

    bu hediye erkek bir defterdar yardımcısından olsa; bir şey imâ etmeye çalışıyor der, kafa göz dalarım ama bunu hediye eden 55-60 yaşlarında bir kadın.

    sene 2002. anadolu otelcilik lisesini kazandığım dönem. hâla öyle mi bilmiyorum ama o dönemde bu okulda okumak için kazanmak yeterli olmuyordu. bir de eğitimcilerden kurulu kalabalık bir heyetin önüne çıkıp; mülâkata girmeniz gerekiyordu ve her 10 kişiden sadece 1 tanesi alınıyordu.
    haliyle deli gibi de torpil ve adam kayırma dönüyordu.

    babamın bir arkadaşının aile dostuymuş bu kadın. kendi çocuğu da bu liseden mezun olduğu için okulda epey sözü geçermiş.
    gittik ricada bulunduk, yardımcı olmasını falan istedik. sağolsun kabul etti.

    o rezil mülâkat başka bir entry'nin konusu ama size şöyle anlatayım.
    40 kişilik kel ve göbekli bir o ses türkiye jürisinin önüne çıktığınızı hayal edin.
    bir düşünün; turizm lisesine girmeye çalışıyorsunuz ve sizi seçmekle görevli adamların turizmle alakaları "antalya çok güzel yaaa, ruslar falan" seviyesinde. iğrenç bir ortam. adeta günümüz türkiye'sinin 2002 fragmanı.

    neyse..

    torpil sağlam yerden ya, rahat rahat girdim içeri. ne onların sordukları soruların bir önemi var, ne de benim verdiğim cevapların. kazananlar daha şimdiden belliydi ve kağıtta ismim yazıyordu.
    'hacı naaaaaber' diye girip, 'gömüşürüz brooo' diye dışarı çıksam farkeden bir şey olmayacaktı. sonuçlar yarın açıklanacaktı ve ben şimdiden o okulun öğrencisiydim.

    nitekim öyle de oldu. kazandım. 300 kişilik kazananlar listesinin 3. sırasındaydım.
    şimdilerde turizm okuduğum için çok pişmanım ve meslekle alakam "antalya çok güzel yaaa, ruslar falan" seviyesinde. ama o gün gerçekten çok mutlu olmuştum.

    nasıl da hevesli ve çalışkan bir öğrenciyim bir görseniz. sırf bana yardımcı olan o kadını mahçup etmeyeyim diye; örnek öğrenci modunda takılıyorum sürekli.
    (bkz: apartman yöneticisi olacak sanki pezevenk)

    ilk dönemin sonunda onur belgesi alan 3 öğrenciden biriydim. nasıl mutlu ve nasıl gururluydum anlatamam. koşa koşa defterdarlık binasına gidip, kadının odasına girdim.
    onur belgesini ve karnemi uzatıp teşekkür ettim.
    "sizin sayenizde pınar hanım. sağolun, çok sağolun."

    gözleri doldu kadının. ağlamaklı oldu, başımı okşadı ve ekledi.
    "asıl ben teşekkür ederim genç adam. başaracağını biliyordum. pazartesi bana tekrar uğrar mısın? sana bir hediyem olacak."

    nasıl heyecanlandım anlatamam. o haftasonu neredeyse hiç uyuyamadım. bilgisayar, playstation, bisiklet, belki de motosiklet. ölüyorum meraktan.

    pazartesi günü arkadaşımı da yanıma alıp; erkenden defterdarlığa koştum. bütün ihtimallere hazırlıklıydım. o dışarıda beni bekleyecek, ben içeri girip hediyemi alacaktım. eğer bilgisayar falansa ağır olurdu çünkü, tek başıma götüremezdim.

    içeri girdim, selam verdim ve karşısına oturdum. meraklı gözlerle hediyemi bekliyorum.

    - beni çağırmıştınız pınar hanım.

    çekmecesini açtı, içinden gösterişli bir hediye paketi çıkardı.
    belli ki küçük ama değerli bir şeydi. saat, parfüm, altın künye, belki de para.

    - güle güle kullan canım benim.
    + teşekkür ederim.

    odadan çıkar çıkmaz paketi açtım. dünyam başıma yıkıldı. üzgün bir surat ve bozuk bir moralle arkadaşımın yanına gittim.

    - ne almış? bilgisayar mı?
    + boxer.
    - ohaaaa köpek olan boxer mı?
    + ne köpeği amk. üstünde mavi beyaz kalpler bulunan, pembe bir don. bildiğimiz paçalı don.
    - ahaha. hani bakayım.
    + çöpe attım.
    - ben dedim sana bilgisayar almaz diye. ahaha
    + lan sus valla döverim.
    - ahahaha. hadi yürü internet cafeye gidelim, yeni bilgisayarlar gelmiş.
18 entry daha