şükela:  tümü | bugün
  • uyanıp da henüz ayılmamak, çok yorgun olmak, çok dalgın olmak, kafası çok karışık olmak ya da öylesine bir sebepten önündeki yazıyı yanlış okuyup akla yatkın olmayan bir veriyle karşılaşıp çizgi filmlerdeki gibi başını iki yana sallayıp ya da gözlerini açıp açıp kapayıp yeniden okuma hali. misal,
    iş başvuru formu doldururken, "bedeni arzularınız var mı" diye bir soru okumak, oha demek, bir daha okumak:
    "bedeni arızalarınız var mı?"
  • özlem börek salonu'nu özlem böbrek salonu diye okumak.
  • sabah yolda giderken 'anibal mezarlığı' nı 'anbülans mezarlığı' diye okuyup, ambülans mezarlığı da mı oluyormuş, bir de yanlış yazmışlar ambülansı, cık cık, demek.
  • siyami ersek hastanesi'ni siyahi erkek hastanesi diye okumak..
  • yabancı konuklarla urfa'da gezilirken, kafa sürekli diğer bir dilde olduğu için bir ciğercinin tabelasında yazan, "tavuk,but,göğüs" yazısını tavuk "but"(ingilizce olan)göğüs olarak olarak okuyup anlam verilememesi.
  • beşiktaş'ta beşiktaşlıların illa ki bildiği bir define büfe vardır. biraz kazıktır o ayrı mevzu. ancak define türkçe'de de gayet anlamlı bir kelime olmasına rağmen yaklaşık 5 sene boyunca tanımlamak, belirtmek manasındaki inglizce kelime olarak okumuş arkadaşlarıma bahsederken de "difayn" şeklinde telaffuz etmiştim. işin asıl çarpıcı noktası ise kimsenin yine benden önce yaptığım bu şuursuzluğu farketmemiş olmasıydı. (şuursuzluk az kalır) bu dangalaklığı farkettikten sonra yaptığım küçük çaptaki bir araştırmanın sonucu ise hayret vericiydi: çevremde define yi define olarak okuyan tek bir insan evladı bulamamıştım. define ye en yakın söyleyiş biçimi olarak defne denmesi eğilimi vardı ama difayn diyenlerin çoğunluğu eziciydi.
  • taksime giderken unkapanı köprüsünü geçer geçmez şişhane yokuşunda sağ tarafta kocaman harflerle(zannedersem demirören grubunun) "tüp* fabrikası*" yazan tabelayı tam 6 sene boyunca(bütün bir okul süresince) türk tarişbank diye okumak.
  • ateşli piliç filmini "ateşli piç" diye okumak..