şükela:  tümü | bugün
  • bu şarkıda "ah yine o gurbet bestesi" derken kastedilen beste de hiç şüphesiz enginde yavaş yavaş'tır. nerden varıyorum bu sonuca? enginde yavaş yavaş'ın gurbet acısı üzerine yazılmış gerçekten de içli bir eser olmasının ötesinde, bir alt dizedeki "günün minesi soldu" sözleri notalarla birlikte birebir bu şarkıdan alınıp yarası saklım'ın içine monte edilmiş, çok da güzel, çok da başarılı olmuştur.
    bir de aklıma gelen böyle şarkının içinde geçen şarkı, ya da şiirin içinde geçen şarkı da diyebiliriz aslında, levent yüksel'den dinlediğimiz orhan veli şiiri dedikodu'daki "ya o, mualla'yı sandala atıp, ruhumda hicranın'ı söyletme hikâyesi?" vardır. burda kastedilen şarkı da herhalde "dertliyim, ruhuma hicranimi sardim da yine" diye giden, "üzgünüm leyla, ahhh leyla" kısmı en iyi bilinen eserdir. bakın, inanılmaz enteresan, ben de şimdi fark ettim, enginde yavaş yavaş da, üzgünüm leyla da saadettin kaynak bestesi ve vecdi bingöl sözleri.
  • şarkı düş bahçeleri albümünde yer almış..
    acıklıdır firaklıdır...
    yalnız bu şarkıyla ilgili en bozum olduğum hadise, serçemin bu şarkıyı ülya yawşar zırtapozuna vermiş olmasıdır. rezil olmuştur şarkı, şarkı söylemek ana mesleği olmayan, müsvedde dilinde...
    (iyi de lacrima ve tsan chan bana yazacak şey bırakmamışlar ki. napiim ben de yawşara sataştım.. güzide sözlük yazarı arkadaşlarımın ikisine de ayrı ayrı hörmet ederim...)
  • hülya avşar da söylemişti bu şarkıyı..
  • arto tunçboyacı'nın o enteresan vokallerini barındırır.
  • saklı olduğu için gayet yarasıdır bu
  • saklı olan yara aslında insanın kalbindedir. bu şarkı ne zaman dinlense o kalp acımaya başlar.
  • en güzel sezen aksu sarkısı. sonunda buna karar verebildim.
  • sarki olarak guzelligi bir yana ifade sekli olarak da cok derin olandir. yarasini saklayan ama onu hissettiren, yarama degme der fakat onun icinde hapis degildir. naif bir asalet vardir bu insanlarin duruslarinda. hayranlik ve saygi uyandirir. sizi ceker.
    bir de surekli yarasini teshir etmeye calisanlar vardir. kesik kollarini ve bacaklarini teshir eden sokak dilencilerini animsatirlar bana.
    devamli duyarsiniz:cok yalnizim, cok yara aldim, cok mutsuzum, cok zayifim vs. bu sekilde bir temsil iliskisi icinde nasil bir yaradan soz edilebilir ki, bu insanin surekli dile getirecegi bir durum degildir. bu tipler vakum gibi enerji emerler. kendi varoluslarina saygilari yoktur, acima beklerler. oysa bir yaranin en son bekleyecegi seydir acima. bir seye acimak onu kucuk gormektir, mazisinde onca sey yasamis bir yara kucuk gorulmeye dayanabilir mi?

    zamanla yarasi saklilarin, gulen gozlerindeki kirilma noktalarini gorursunuz, bir sarkida ya da bir siirde gozlerinden gecip giden anlarin belirsiz izlerini surmeye calisirsiniz. onlardan biri icin geceler boyu yazarsiniz, bir gun yazdiginiz her seyi aceleyle gozlerine bile bakamadan onune atip kacarsiniz. bir gece size hikayesini anlatir, dinlersiniz. kelimeler siir gibidir, yaraya daha cok yakistigi icin. o geceden sonra bir daha asla yarasini acmaz ama bilirsiniz. ve bildiginizi unutursunuz...iste ondan sonra artik gozlerine korkmadan bakabilirsiniz. cunku onu en ciplak haliyle gordunuz.