şükela:  tümü | bugün soru sor
  • allah kimseyi yaralamasın amma velakin, yarayla dalga geçenin de yarası kabuk tutmasın.
  • shakespeare'in romeo ve juliet'inde romeo'nun kurduğu cümle. tek başına dahi çok etkileyici.

    her insan, hayatında onun yaşadıklarını küçümseyen bir diğerine denk gelmiştir. öyle denk gelişlerde kafka'nın şu yazdıklarını hatırlıyorum:

    “ormanda yolunu yitirmiş çocuklar gibi terk edilmişlik içerisindeyiz. önümde durup bana baktığında, ne sen benim içimdeki acıları anlayabiliyorsun, ne de ben seninkileri. ve senin önünde kendimi yere atsam, ağlasam ve anlatsam bile, biri sana cehennemi sıcak ve korkunçtur diye anlattığında cehennem hakkında ne bilebilirsen, benim hakkımda da ancak o kadarını bilebilirsin…”

    ben'in haricindeki herkes ben'e karşı öteki konumunda. ben kendimi ötekiye anlatmaya çalıştığım zaman çoğunlukla boşa kürek çekiyorum çünkü benim yaramın, gördüğüm zararın onun için bir anlamı yok. ancak benimle bir bağ kurarsa, bu acıma, sevgi, şefkat, kin, nefret ile olabilir, o zaman benim yaram onun için bir anlam ifade etmeye başlar fakat anlam ifade etmesi çoğunlukla kavrayışı beraberinde getirmez. anlamak da çözmeye yetmez ama bu başka bir konu.

    öncelikle bu cümlenin her insanda karşılık görmesi bakımından bir geçerliliği olduğunu düşünüyorum fakat ben yalnızca yaranlanmamış olanın değil, yaralanmış olanın da yarayla alay ettiğini gördüm. acı yarıştırmak durumunu es geçeceğim, daha büyüğünü yaşadığını düşündüğü için ötekinin acısını küçümseyeni de es geçeceğim. gözlemlediğim kadarıyla insanın geldiği bir radde var ve o raddeden sonra kişide acıya karşı duyarsızlaşma başlıyor. buna hissetmemek de diyebiliriz belki ya da alışmak, kanıksamak da diyebiliriz belki. hangi kelimeyle ifade edersek edelim, o raddeye gelen insan farklı sebepleden ötürü acıyla alay etmeye başlıyor. bu farklı sebepler çekilen acıyı anlamsız bulma ya da onu kaldırabilmek için alaya başvurma yöntemini kullanma olabilir. her ne olursa olsun birisinin acısıyla alay eden, onu küçümseyen, anlamsız bulan biriyle karşılaştığım zaman, "acısını anlamıyor" demeden önce onu bu raddeye getiren şeyi sorgulamaya çalışıyorum. bu duyarlı bir insan için oldukça can sıkıcı, biliyorum ama öyle. ben de o noktaya birkaç kez geldim fakat hissettiğim şey alay etme isteği değil şefkatti. karşımdakinin acısına aşinaydım, yaşadığım bir şeydi ve geçecekti. o an içinde bulunduğu durum belki anlamsızdı ama o öyle hissediyordu ve belki bende geçen onda geçmeyecek ya da onu farklı bir yöne sürükleyecekti çünkü başta dediğim gibi o, ötekiydi.

    neticede hissettiğiniz noktada bilmenin pek bir anlamı kalmıyor. o yüzden burada yine kafka'nın sözlerine dönüyorum: "ormanda yolunu yitirmiş çocuklar gibi terk edilmişlik içindeyiz." acı, karşılık bulmayacak bir sığınma isteğini doğurur çünkü ama kime?
  • "...bak nasıl da sararıp soluvermiş tanrıça kederden, sen ondan daha güzelsin diye..."
  • sen aydınlatırsın geceyi filminde cemal karakterine hayat veren ali atay tarafından yorumlanmış şekline bayıldığım shakespeare’a ait olan söz.