şükela:  tümü | bugün
  • bir cok insan icin uzaklarda kalmis bir sey.
    hele maddi anlamda bir yardimlasmadan bahsediyorsak o zaman esamesi bile okunmayan bir olgu.

    oyle ki, gecenlerde girtlak kanserine yakalanan ve maddi durumu olmayan bir arkadas icin baslatilan yardim kampanyasina katilan insanlarin azligi, yardim etmek fiilinin bizler icin cok uzaklarda kalan bir kavram oldugunu daha iyi anlamama vesile oldu.

    kendi eglencemiz icin bir gecede onlarca milyonu gozden cikarabilen bizler, bir insanin hayata donebilmesi icin ceplerinden 5 milyon lira bile cikaramayan varliklar olmusuz da haberimiz yokmus. 300 kisilik iki firmaya mail yolu ile bildirilen yardim kampanyasina katilimci sayisinin 5 kisi olmasini baska bir sekilde izah edemiyorum.

    isin trajik boyutu, bu 300 kisilik gruba ayni sekilde,
    "su tarihte bogazda yemege, oradan da bir bara eglenmeye gidiyoruz, katilmak isteyenler lutfen bildirsinler." seklinde bir mail atsaydik katilim sayisi bundan epey fazla olurdu sanirim.

    biz insanlar yoksullara acir, onlarin dertlerine deva olacakmiscasina bitip tukenmez polemiklere girer, yorumlarda bulunuruz. hirsizliklarin, cinayetlerin nasil onune gecilebilecegi, insanlarin nasil ferah bir hayat surebilecekleri hakkinda hepimizin bir fikri vardir ve mangalda kul birakmamacasina atip tutariz, is gercekten bir seyler yapmaya gelince de ortalarda gorunmez,
    kendi insanligimizi unutur ve fakat insanlarin olusturduklari toplumun ferahi icin soylevler duzmeye devam eder, fikirler beyan ederiz ancak acinasi bir sekilde toplumu feraha kavusturmak icin once kendi unuttugumuz yonlerimizi canlandirmamiz gerektigini asla dusunemeyiz, ya da dusunmek istemeyiz.

    5 cocugu olan ve sigortasi bulunmayan, oto yikamaciligi yaparak ailesinin hayatta kalmasina ugrasan bir insanin olmesine goz yumariz. sonra o kisinin cocuklari basi bos ve yoksul bir sekilde buyuyup, yanlis yollara saparak duzeni bozarlarsa, nefretlerimizi uzerlerine kusar, bir kacini taksim meydaninda sallandirmak isteriz. cunku bizim bu olaylarda hic sucumuz yoktur, bizler sutten cikmis ak kasiklarizdir.
    (bkz: yazik)
  • guzel istir, hos istir, icinizden gelerek yapiyorsaniz verdigi tatmin hicbir sey ile karsilastirilamaz ama etrafta oyle zehirli mantarlar turemistir ki bu mantarlar artik yardim etme isinin de cilkini cikarmis ve yardim etmeyi, yardim kuruluslarina uye olmayi bir sosyal cap genisletme, hatta cemberi asip da kendilerine birer sosyal daire yaratma araci olarak gormektedir. sosyal sosyal sosisler gotursun sizi insanlaridir.

    olaylar soyle cereyan eder genelde. malum yaz aylari da geldi, aman heryerde bir davet, hepsinin de bir kilifi var, yok malezyadaki pandalara bambu ormani yaptiralim, yok kobralari kisirlastiralim gibisinden uyduruk misyonlu dernekler…

    gelgelelim bu uyduruk nedenler icin nasil para toplayacaklar? bir cuma aksami ickilerimizi bogaz’a karsi reinada icerken efendim gonlumuzden kopan yardimi da yapacakmisiz. ne anladim ben bu isten simdi? bu insanlar mantiktan mi yoksundur, yoksa beni salak yerine mi koyuyorlar. nasil yani? oyle abidik gubidik yerlerde bir sise ickiyi minimum 400 milyona acarlarken benim cebimde yardim etmeye para mi kalir, gelin de ondan sonra siz bana yardim edin. bir grup yardimsever pitircigin oyle yerlerde biraktiklari toplam para, kesinlikle toplanan paranin bilmem kac katidir. su isi bir yerde kahve icerken, oralarda biraktiklari parayi da yardima devretseler daha hos olmaz mi? olmaaaaz, olur mu hic? olmazsa zaten o iste bir bit yenigi, bir fil isirigi arayacaksiniz efendim….
  • (bkz: help yourself)
  • kişinin yardıma ihtiyacı olduğunu görüp yardım etmek incelik falan filan gibi güzel sıfatlarla nitelenebilirken,
    kişiye devamlı yardım adı altında müdahale etmek hayatına tecavüzdür.
  • ihtiyacı olduğunu düşündüğünüz bir canlıya yaptığınız ,duyguların hakim olduğu ama düşüncenin de desteğinin olduğu harekettir. sizde onda olmayan bişey vardır, onu ihtiyacı olanla paylaşırsınız ya da elinizdekinin tümünü verirsiniz.bugün biraz yorgun düşünceli çıktım işten karşıdan çingeneler (2-3 kadın ve 2-3 çocuk) geliyordu,galiba birisi hamileydi.dilenmeleri beklenen insanlar dilenmiyorlardı,bir yere otururlar herhalde diye önyargım oluştu ki ,çok kısa bir süre içinde nasıl olduğunu bilmiyorum yardım etmem lazım diye bir his oluştu.para istemiyorlardı,belli ki ihtiyaçları vardı.bu düşünceler oluşmadan 2 sn içinde aklıma çantamdaki kurabiyeler geldi,tam yanımdan geçiyorlardı ki hızla kurabiye kutusunu çıkardım ve uzandım,onlardan da en ufak oğlan bana doğru uzandı ve aramızda bir bağ oluştu,gülüyordu mutluluktan, küçük küçük kahkahalar atarak annesinin yanına katıldı,içlerinden bir hanım sade bir teşekkür etti.çok basit ama çok yoğun duygu içeren bir andı.
  • çok hali olan bir eylemdir...

    şöyle ki; bir ses, "abi bir el atsana ağır tek başıma taşıyamam" der. kişi gider el atar. bu bir yardımdır.

    şöyle ki; bir ses, "komşu çok halsizim, benim çamaşırlarımı asabilir misin?" der. kişi gider çamaşırları asar. bu da bir yardımdır.

    şöyle ki; bir ses, hafif (yüksek de olabilir) ağlamaklı, " ama ya ben ne yapacağım şimdi" der. kişi fikrini söyler, o an hangisi doğruysa, gerçek de olabilir, pembe yalan da olabilir, gelişi güzel de olabilir. ortada bir huzur oluşmuşsa bu da bir yardımdır.

    şöyle ki; bir ses, "ekmek alacak bile param yok, çocuklarım aç vs." der. kişi imkanları çerçevesinde madde (ekmek, yemek, para) verir. bu da bir yardımdır.

    ve unutulmaması gereken şudur; konu yardım ise, bir elin yaptığını diğer el bilmemelidir ki, yapılan yardım ruha yaraşır olsun...
  • ne ekersen onu biçersin faydacı atasözüne bulaşmak istemiyorum ama bu yardım etmek eyleminin böyle bir getirisi var.

    iki saat önce ev sahibim kapımı çaldı. televizyonu bozulmuş, gel bir bak dedi.
    baktım, uydu kumandasının av tuşuna yanlışlıkla basmışlar, ne kadar açıp kapasalar da düzeltememişler. ekranda tüm zamanların en gişe yapan filmi karınca çiftliği.
    bastım tuşa tekrar, bir daha böyle olursa bakın böyle böyle yapın dedim, çıktım katıma.
    yirmi dakika sonra tekrar kapım çalındı. karşımda yine ev sahibi, elinde bir tabak ızgara çinekopla :)
  • (bkz: ruhsal orgazm)
  • ''doğrusunu söylemem gerekirse ben pek hayırsever bir insan değilim. yardım isteyen insanlarla pek diyalog kurmak istemem bunun genel sebebi yaşadığım çevredeki dilenciler. özellikle masal anlatan dilenciler bu açıdan benden tam bir vurgun yaptı. bir şeyler anlatıp para isteyen insanlara nedense hayır diyemiyorum. hele ramazan ayında insanlar gerçekten soyguna çıkıyor. önüme çıkan her insan bir şeyler istiyor, kimisinin kabasakal mezarlığında cenazesi var parası yok, kimisinin zengin çocukları var ama hayırları yok. hepsinde bir para gayesi var ama.

    işte bu yüzden babaannem yaşındaki bir kadını önce duymamış gibi yaptım. zaten saat çok geç olmuştu acilen yürüyüşümü yapıp eve dönmem lazımdı. param pulum da yoktu. fakat kadın ısrarla ‘’oğlum bi bakar mısın?’’ diye seslenince parasızlığımdan mütevellit döndüm, ‘’buyur teyze’’ dedim. dilencileri azıcık tanıdıysam kendisiyle göz bağı kurmayan insanlara dönüp 2. defa ‘’bi bakar mısın?’’ demezlerdi.

    zaten teyze de aklımdaki hakiki teyze tanımına çok uygundu. şişe dibi kalınlığındaki mercekleri saydam-kahverengi çerçevelerle gözünün önüne koymuş, gıdısı iki yandan sarkmış, adeta ben bakımlı bir yaşlıyım mesajı veren boyalı saçlarıyla bana ‘’oğlum ikbal apartmanını biliyor musun?’’ diye sordu.
    işte şimdi tam olarak bir yardım operasyonunda rol aldığımı anlamıştım. kadının derdi para değilmiş, kaybolmuş resmen. saat akşamın dokuz buçuğu. bizim mahalle de ıssız mı ıssız. ‘’teyze bilmiyorum’’ dedim. ‘’beni anayola çıkartır mısın öyleyse? benim gözlerim görmüyor oradan birilerine sorarım ‘’
    koluma girdi, koluma girdikten sonra da ‘’bacaklarım ağrıyor oğlum, yerler moloz, düşerim’’ dedi.

    yürürken evinin önünde bir yaşlı evi olduğunu, ikbal apartmanının iki blok olduğunu kendisinin b blokta oturduğunu söyledi. bir yandan da ‘’nasıl bilmezsiniz?’’ diye hayıflanıyordu. caddeye çıktıktan sonra önümüze gelen insanlara teker teker ikbal apartmanını sordu. yaşlı evini tarif etti. fakat kimse ikbal apartmanına, yaşlı evine yönelik hiçbir şey söylemedi. kolumda yaşlı bir teyze, boynumda kulaklık kalakaldım. insanlar tıpkı benim gibi, ya duymamazlığa veriyor ya da ‘’bilmiyorum.’’ deyip yollarına devam ediyorlardı. bakkala, taksicilere herkese sordum fakat bir türlü sonuç alamıyordum. daha yaratıcı bir çözümle;

    ‘’otobüse bindiğinde nerede iniyosun teyze?’’ dedim. ‘’iller bankası’’ cevabı tam aradığım cevaptı. teyze kolumda, teyze mağrur, teyze ilgiden hoşnut iller bankasına yollandık. zaten çok da uzak değildik. yolda arada bir kolumu çekiştirip ‘’burası groseri mi? burası çiçekçi mi?’’ diyerek teyit ediyordu. doğru yoldaydık.

    az biraz rahatlayınca boncuk boncuk terlerini elindeki kumaş mendille silip ‘’bir daha hayatta akşam dışarı çıkmam, istanbul’da da böyle kaybolmuştum, telefonla almışlardı’’ dedi, aslında bu akşam da dışarı çıkmak istemediğini fakat evde yemek olmayınca kebap yemek için dışarı çıktığını, kebabın iftar kalabalığından dolayı saman gibi olduğunu anlattı. ben konunun bana ne zaman geleceğini , olası öğütleri düşünürken, o akşamleyin içip içmediğini hatırlamadığı ilaçlarını anlatıyor, doktorunun ona ‘’hatırlamıyorsan iç boşver’’ dediğini söylüyordu. sanırım bacak ağrısını açıklamaya çalışıyordu.

    sadece akşam dışarı çıkmak konusunda ‘’yanına telefon olmadan çıkma’’ diyebildim. geri kalan tüm konuşması monolog halindeydi. beni pek dinlemiyordu açıkcası.
    iller bankasına varmadan içeri girdik, sanırım aradığı mahalle, istediği ortam burasıydı. önce yaşlı evini gösterdi, sahibinin bir villayı kiralayıp 4-5 çalışanla yaşlılara baktığını anlattı, sonra ikbal apartmanına az kaldığını köşeyi dönünce dibinde olacağımızı söyledi.

    meşhur ikbal apartmanının önüne geldiğimizde ‘’eve çıkınca balkondan el salla teyze öyle gideyim’’ dedim. ‘’iyi ki sana rastlamışım’’ dedikten sonra nazikçe eve davet etti, ‘’yürüyüş yapacağım teyze, eve geç kalmayayım’’ dedim. teşekkür edip eve çıktı. 4. kattan el salladı.

    meşhur ikbal apartmanını da böylelikle tanımış oldum. yeniden turgut özal bulvarına çıkarken etrafa iyice bakındım. malum burası önemli bir muhitti.
    sonra bir müddet kendimden utandım. zira bakkala yol sormaya gittiğimde kadını oracıkta bırakıp kaçma fikri bana gerçekten cazip gelmişti. gitmek istemememin sebebi sadece ve sadece boynunda gördüğüm altın zincirdi. sadece bu yüzden dilenmediğine, deli olmadığına inandım.
    ben gerçekten hayırsız bir insanım. ikbal apartmanı da çok önemli bir muhit ve yaşlılar evinde çok güzel çay yapıyorlar. teyze tamamiyle haklı."