şükela:  tümü | bugün
  • yoksulluğu, mahrumiyeti kabul etmek anlamına gelir. kişinin vicdan rahatlatması, bu rahatlamayı satın almasıdır. bu anlamda dilenciye para vermeye benzer. vicdan satın alırsın. dua satın alırsın. (ben allah olsam tövbe haşa, çok sinirlenirdim buna. zırnık sevap yazmazdım.) dilenciye para vermek nasıl ki onu dilenmekten kurtarmak şöyle dursun, tersine dilenmeyi ekmek parası kazanma yöntemi, meslek olarak devam ettirmesini sağlıyorsa, yardım kampanyaları da yoksulların yoksul kalmasına yarar.

    hele de bir kampanya dahilinde yapılıyorsa bu sadaka işlemi, sözkonusu kişiler dilenmediği için daha büyük miktarda vicdanı satın alabilirsin. üstelik de belgeli, ispatlı, reklamlı bir şekilde. herkesin gözü önünde olunca, davullu zurnalı olunca daha bir kıymetli olur, verdiğin paraya değer satın aldığın "ürün".

    şirketler dışında bir de ünlüler yapar bunu. göstere göstere, bağıra çağıra. halkı ne kadar çok sevdiklerini yarıştırırlar. "lan iki şarkı söyledi, ciplerden inmiyor kaltak/pezevenk" diyemeyelim diye. sempati satın almak için. bir ara bunu kurumsallaştırmak adına böyle "şarkı söylemesi sucks! ama hikayesine on puan veriyorum." diye puan bazında değer biçen, yoksullukların, sefletin yarıştırıldığı yarışmalar bile çıkmıştı. jüriler ağlayıp filan zemzemde yıkanmış gibi akça pakça oluyorlardı gönlümüzün gözünde.

    neyse, diyor muyum ki "sadaka vermeyelim, yardım kampanyasına katılmayalım. çünkü elleri ayakları tutuyor, çalışsınlar. çünkü hayat yan gelip yatma yeri değildir." hayır, demiyorum. ben diyorum ki, kızlar okula kampanyasına iki mesaj gönderdin diye kadın hakları adına birşey yaptım zannedip için rahatlamasın diyorum. ibrahim tatlıses yüz tane okul da yaptırsa aynı ibrahim tatlıses, yüreğin yumuşamasın diyorum. deniz feneri'nin hesabına bulgur parası yatırınca sosyal adalet adına birşey yaptım diye ferahlama, ferahlayama diyorum. gerçekten birşey yap eşitlik için, o zaman vicdanın rahat olsun, yoksa da olamasın diyorum. mesela sosyal güvenlik yasa tasarısı kabul edilmesin diye yırtınsan, bırak sokağa dökülmeyi, evinde kendi kendine ağlasan bile daha samimi, daha gerçekçi. onu diyorum.
  • ülke genelinde, artık sorgulamamız gereken ve çaktırmadan devletin görevlerini bize yıkma aracı olmuş toplumsal ve aslında çok hayırlı bir hareket..

    bu girişten, sakın yardım kampanyalarına karşı olduğumuz neticesi çıkmasın. maksadımız, artık cılkı çıkmaya başlamış ve devlet tarafından acizlik gösterisi haline gelmiş bir hareketi eleştirmektir.

    gündem malum, van depremi. allah kimseye böyle bir acı yaşatmasın. deprem dün oldu ve her taraf yardım kampanyası kaynıyor. kızılay numaralar veriyor, bazı belediyeler kampanya organize ediyor falan filan..

    aga, van şehri kaç kişidir? kaçta kaçı yıkılmıştır? türkiye cumhuriyeti, 2011 yılında, hala bu ölçekte bir depremden iki saat sonra kampanya hesap numarası dağıtır halde mi olmalıydı? devletin bütün bakanları, başbakan eşliğinde oraya akmış, bir yetkili çıkıp "beyler sağolun, depolarımızda malzememiz var, kasamızda paramız var, bütün imkanlar seferber edilmiş durumda, biz hallederiz, siz sadece hayır duası edin" diyemez miydi?

    yaşanan afet, gerçekten bir ülkeyi seferber edecek kadar büyük müdür yoksa birileri "lan hazır millet arasında para topluyor, sesimizi çıkarmayalım, kâr kârdır" mı diyor? marmara depremini anladık, çok büyüktü, bayağı yıkım olmuştu, uzun zamandır böyle bir hazırlığımız yoktu, tedbirsiz yakalanmıştık falan filan. fakat ondan sonra bayağı afet geçirdik. iyi kötü bazı organizasyonlar da yaptık. hala van gibi bir şehrimizin başına gelen bir afeti, bu devlet örgütü tek başına ve ilk anda sırtalanamıyorsa, allah korusun daha geniş çaplı bir depremde kime güveneceğiz?

    siz ne derseniz deyin arkadaş. bu devlet, işi iyice tembelliğe vurdu. nerede bir sıkıntı olsa vatandaştan yardım kampanyası bekler hale geldi. hani hep eleştirdiğiniz diyanet işleri başkanlığı var ya..cuma namazları cami çıkışlarında toplanan paralarla yapılıyor ne yapılıyorsa. kapısında para toplanmadan cuma namazı kılamaz olduk yıllardır.

    öğrencilerimizi okullara kaydederken, okul müdürlerinin kayıt parası istemeleri ise bambaşka bir macera. vaktin birinde yeğenimi kaydetmek istediğimiz okulun müdürünün söylediği cümle ise hala aklımda "devlet bize fotokopi kağıdı bile göndermiyor, ne lazımsa bu topladığımız paralardan kendimiz alıyoruz"...

    yaptığımız her işlemden vergi veriyoruz. bunun karşılığında birçok hizmeti eksik aldığımız gibi bir çok hizmetin de bedelini ayrıca cepten ödüyoruz.ulan bari afetlerin yükünü de bu devlet çeksin. ha, biz yine yardım kampanyaları yapalım ama sevaba ortak olmak için olsun, panik halinde sağa sola saldırmayalım.

    vaktin birinde, kapalıçarşı mescidinde namaz kılıyoruz. esnaftan bir abimiz geldi ve şöyle dedi "bilmemne kur'an kursundan geldiler, bir amfi için para istediler. 300 milyon (bundan onbeş yıl kadar önce) tutuyor. para önemli değil, ben karşılıyorum zaten..ama cemaatimizden rica ettiler, siz gönlünüzden geçeni verin, sevabına ortak olun, üstünü ben tamamlayacağım zaten"... hafızam beni yanıltmıyorsa öğrenci halimle ben bile birkaç kuruş atabilmiştim. devlet böyle olmalı. bir afet oldu mu cenaze sahibi gibi herşeyi üstlenmeli..devletin bakanı, bürokratı afetin birinci saatinde banka hesap numarası vermemeli televizyondan.
  • tarafımca ufak çaplı da olsa yapılmıştır.

    sınıfımdaki çocuklara bir katkınız olsun ister misiniz? köyde görev yapan bir anasınıfı öğretmeniyim. kiminin önlüğü, yakası, montu, ayağına giyecek bir çorabı bile yok... sınıfımzda oyuncağımız, perdemiz, doğru düzgün hiçbir malzememiz yok. onlara bu eksikliklerini hediye etmek isteyen arkadaşlarımdan cevap bekliyorum. biz de miniklerimin hayal güçlerinden geçen resimlerle size teşekkür edelim, ve fotoğrafımızı yollayalım :)) ilgilenenlerin bana ulaşmasını rica ediyorum.
  • bir ülkenin gelişmesi önündeki en büyük engeldir.bu gün bizde bir aş evi kurulduğu vakit vay anasını ne güzel toplumsal dayanışma yardımlaşma derler,avrupa'da ise vay anasını ekonomimiz geriye gidiyor halk artık aş evinden yemek zorunda derler.olay budur.
  • sözlükte sol frame'de bu aralar sık sık gördüğüm zavallılık.

    aslında bu kampanyalarla hiçbir sorunum yoktu, ta ki şu gerçeği fark edene kadar: insanlar bunlara katılarak, bunlara para aktararak veya bunların çağrılarını yaparak kendilerini bir şey yapmış hissediyorlar. işte zavallılık burada. bu denli kısıtlı, dar, kumsalda kum tanesi olamayacak bir organizasyon için çalışmış olmak vicdanlarını rahatlatıyor; sosyal sorumluluklarını yerine getirdiklerini zannediyorlar. işin tehlikeli yanı da bu. çünkü eğer vicdanınız rahatsa, elinizden geleni yaptığınıza inanıyorsanız başka bir şey yapmazsınız. oysa yapılacak çok şey, yürünecek çok yol, devrilecek çok devran var.

    bunları söylerken sözlükteki hiçbir şeyi beğenmeme timine de dahil olmak istemiyorum. yardım kampanyasının başlatıldığı insan için çok şey fark ediyordur belki. bu olaya klasik "deniz yıldızı-okyanusa geri atan adam-bunun için fark etti ama" hikayesi penceresinden bakmak da mümkün. ama bu pencereden baktığımız zaman kendimizi bir işe yaradığımız ilüzyonundan korumak güç.
  • son zamanlarda artan kampanyalar. bir cesit gerçeklik bukucu ve kimi zaman can kurtarıcı.

    toplumsal uçurum giderek buyuyor. yoksulluk çok elit dünyaların kapısına gelip dayanmış durumda. yoksulların sesleri artık sırça kosklerin camlarını sarsıyor. bu kötü bir şey. lakin bu bizim algildagimiz bir kötülük değil. bu sesler insanlari sorgulamaya iter. birileri için hiç iyi bir şey değil bu. düzen bozulabilir, anarşi kol gezebilir.

    ışte yardım kampanyaları tam burda devreye giriyor. tepeden bakan sorunu çözmek yerine vicdan rahatlatan üst dil içerikli kampanyalar vicdanlar için bir gaz sibopu etkisi gösteriyor.

    toplumsal yardımlaşma yaratmak çok zor degil. bunu 3 y kuralı ile formüle edebiliriz. yerel yatayve yavaş. bu yavaş hız anlamında değil daha ziyade emin ve kararli olmak adına kullanılıyor bir anlık heves değilde süreklilik arz eden durum.

    yerel olmak aynı zamanda genel ile bulusmak adına önemli. bakmamızı değil görmemizi sağlar. çevre içinde sorunlar çözüldükçe çember genişler.

    yataylik toplumu bütün kesimiyle kapsayan cok sesli, çoğulcu bir ortam için mühim.herkes kendini eşit derecede ifade edebildiği bir ortam çözüm yaratma adına daha kapsamlı olur.

    yavaşlık ise hemen çözüldü hissi yerine sırada ne var sorusu ile daha fazla sorunla muhattap olma getirir ki mühim olan bu.

    eymen bebek örneğini henüz yasadik. çok ivedi bir hususu aynı ivedilikle çözüme ulaştırmaya çalıştık. şüphesiz bundan cassey jones'un emeği büyük. zira kullandığı dille bu işte hepimizin sorumluluk sahibi olduğumuzu hissettirdi. kampanyayı hepimize sahiplendirdi. kendi ifade ettiği gibi o bir köprü idi. bunu çok başarılı bir şekilde yerine getirdi.

    ışte yardımsever olmanın yolu burdan geçiyor. hepimiz köprü olmalıyız bu kah toplumla olur. kah yetkili kurumlarla. siyasiler ile köprüler kurmaliyiz. aynı şeye inanmasak da aynı amaçlar için beraber hareket etmeliyiz.

    atıl ve umursamaz hale gelmiş kurumları meşgul etmeliyiz. sorumluluğu bir kisimın üzerine yıkmak yerine beraber cabalamaliyiz. o zaman sadaka devletinden sosyal devlete gecebiliriz.
  • (#70176564) şuraya da bırakayım yardımsever biri görür belki...