şükela:  tümü | bugün
20 entry daha
  • dün euronews türkiye'de bir haber yayınlandı. haberin başlığı şu şekildeydi: "trump: cumhurbaşkanı erdoğan'a rahip brunson'un masum olduğunu anlattık, o da bunu kabul etti". ayrıca aynı haberde trump, beyaz saray'da rahip brunson'a şöyle diyordu:

    "seni bir süre orada tuttular, ve seni geri getirmemiz gerekiyordu. şunu söylemeliyim ki, cumhurbaşkanı erdoğan çok iyiydi. senin ne kadar masum olduğunu biliyordum, (erdoğan) onunla biraz konuştuktan sonra o da bunu kabul etti. bu yüzden ona ve türk halkına minnettarız"

    bu haberin üzerine de bugün mehmet yılmaz'ın t24'teki köşe yazısının üçüncü bölümü bu olaya ayrılmıştı. yazıda şöyle deniyordu:

    "meğerse rahip brunson, trump'ın, erdoğan'ı "ikna etmesi" sayesinde salıverilmiş ve memleketine gönderilmiş (...) trump, o günlerde erdoğan ile birkaç kere görüştüğünü ve bunun sonucunda da erdoğan'ı ikna ettiğini söylüyor. tabii "bağımsız türk yargısı" geyiğini artık buralarda bile yiyen kalmadı, amerikalı zaten yememişti. hatırlarsınız o günlerde trump, gerçekten hakaretamiz bir mektup da yollamıştı. sonra erdoğan bu mektubu alıp, geri götürdü ama resmi bir yanıt da vermedi. "bağımsız türk yargısı" ve "ekonominizi batırırım" sözlerini de bir bardak suyla içip sindirdik."

    hatırlayacak olursanız rte papaz brunson ile ilgili 11 ocak 2018 tarihinde şu sözleri de söylemişti:

    "abd bizden terörist istiyor, biz istediği teröristleri verdik. 12 tane terörist verdik 15 yıl içinde bunlara. niye? terörist diye verdik. ama biz 'bu' teröristi istiyoruz, bize vermiyor. ve bize sudan, uydurma tabirler. kusura bakma, sen bunu vermiyorsan, haa, bundan sonra sen bizden herhangi bir teröristi istediğin zaman, bu fakir bu görevde olduğu sürece o teröristi alamazsın. alamazsın"

    ama sonra brunson paşa paşa ülkesine döndü. hani 35 yılla yargılanıyordu? hani tutukluydu? donald trump bizzat 13 ekim 2018 tarihli tivitinde rahip brunson'un serbest bırakıldığını yazmış ve rte'ye teşekkür etmişti.

    bu tivitinden biraz daha önce, 10 ağustos 2018 tarihli tivit sebebiyle de ayrıca türkiye kur şoku yemiş, dolar 5'lerden birkaç gün içerisinde 7.20'ye zıplamış ve zaten ağır çekimde çökmekte olan türk ekonomisi bir tivitle adeta göçmüştü. brunson'un bu kur şokundan sonra abd'ye seve seve verildiğini gelin itiraf edelim kendimize.

    *

    ancak sorun bu noktada ekonomik değil. zaten bu yazının konusu da ekonomi değil, ki beni takip edenler zaten genelde ekonomik analiz yaptığımı bilirler. ancak burada konu, her ne kadar tamamen ekonomiyle bağlantılı da olsa, aslında bağımsız türk yargısı'nın vaziyetidir.

    bütün bunlardan ve bu yazıda değinilmeyenlerden sonra anlaşılan şu ki, hakimler doğrudan baskı ve "talimat" altında. elbette bunun yasal bir yanı yok. yani hakim veya savcıya giden yazılı bir talimat yok, nitekim hukuken olamaz da. ancak tepeden bir devlet büyüğü, bir hakimi veya savcıyı aradığı zaman, zaten hakim dediğin ayda 8-10 bin tl maaşla geçinmeye çalışan kadın veya adam, ister istemez doğru ya da yanlış kararı o devlet büyüğünün sözü üzerine verebiliyor. bunu ali babacan düzenli olarak da ifade ediyor "bizim dönemimizde hakim savcılara telefonlar gitmeyecek" diye. bu kadar uzun süre bakanlık yapmış, akp'nin eski kurmaylarından biri böyle bir şey diyorsa, kimse öküzün altında buzağı aramasın.

    bir başka örnek de burhan kuzudur, ki anayasa komisyonunun üyelerinden birisidir. kuzu "hakimi aradım ama baskı yapmadım" demiş bir hukuk profesörü ve milletvekilidir. konu ise iranlı uyuşturucu tüccarı zindaşti'nin serbest bırakılmasıdır. bu konu hakkında gerek hsk nezdinde, gerek adli makamlar nezdinde ayrıca soruşturmalar devam etmekte. film gibi olay. kuzu'nun baskısı, hakimin kapalı çarşı'da bir çanta rüşvet aldığı iddiası, zindaşti'nin salıverildikten sonra kayıplara karışması, savcının itirazı üzerinde tekrar yakalama kararı çıkmasına rağmen halen bulunamaması, zindaşti ve diğer uyuşturucu baronları arasındaki kan davası, zindaşti'nin başka bir uyuşturu baronunun türkiye'deki avukatını öldürtmesi... yeni bir susurluk aranıyor ise o olay bence budur. neyse.

    *

    yargı dünyanın hiçbir yerinde mutlak bağımsız değildir. buna aihm'i de dahil ederek söylüyorum. bazı kararlar siyasi olarak verilir. ancak yargının siyasallaşması farklı bir boyuttur. türkiye'de yargı siyasallaşmıştır. bu benim görüşüm. ancak biz bunu akp iktidara gediğinden beri söylüyoruz. özellikle fetö hakimlerinin sürekli olarak hakim ve savcı yapıldığı yıllarda ergenekon-balyoz gibi kumpas davalarında da biz bunu söylüyorduk. rok'un "heykelini dikeceğiz" dediği ergenekon savcısı zekeriya öz bugün almanya'da sürgün hayatı yaşıyor. zaten darbe teşebbüsü sonrasında fetö hakim ve savcıları ihraç edildi, kimileri hapse girdi, yerlerine ise çoğunlukla akp'li avukatlar, biraz da yeni mezun tecrübesizler dolduruldu. hatta 15 temmuz 2016'dan sonra mahkemelerde o kadar hakim yoktu ki, 1 sene içerisinde neredeyse hiçbir mahkemede doğru düzgün duruşma yapılamadı, yapılanlar da ertelenip durdu, dosyalar ilerlemedi.

    netice itibarıyla eskiden fetö hakimleri vardı, şimdi "siyasallaşmış hakim" klasmanına girecek çokça hakim var. bunun üç sebebi var:

    1) aman başımız yanmasıncı tayfa.

    2) zaten evveliyatında da akp'li olup, fırsattan istifade boşluğu dolduran akp tandanslı eski avukatlar.

    3) hakimler savcılar kurulu. bu kurul, idari işleri düzenleyen ve yargı erkine tâbi bir kurul aslında, ancak başında yürütmenin adalet bakanı var. e nasıl olacak o iş? hani kuvvetler ayrılığı? dolayısıyla bir hakim veya savcı, ters bir şey söylediği zaman kendini türkiye'nin başka bir yerinde buluyor. örnek: kılıçdaroğlu'nun man adası davası. dava açıldıktan hemen sonra, sosyal demokrat biri mahkeme hakimi olduğu için hemen hakimin ataması başka bir mahkemeye yapılır, hakim idare mahkemesinde hsk'nın idari işleminin iptali davası açar, hsk kararını iptal ettirerek eski mahkemesine iadesini ister, hsk ise bu atamayı hakimin eski mahkemesinin sıra numarası olarak farklı numaralı bir mahkemesine gerçekleştirir (örneğin eskiden istanbul 3 asliye hukuk mahkemesi hakimiyse, sonrasında istanbul 12 asliye hukuk mahkemesi gibi - mahkemeleri afaki söylüyorum). işte hsk'nın gücü ve hakimler ve savcılar üzerindeki etkisi budur.

    sonrasında da işte yukarıda anlatıldığı gibi, ya da osman kavala'nın veya selahattin demirtaş'ın hukuki süreçleri gibi, ya da bugünkü musa orhan haberi gibi garabetlerle karşılaşmaktayız.

    bana masal anlatmayın.

    sıkıntı, münferit siyasi kararlar değil, yargının bir bütün halinde siyasallaşması ve yürütmenin kuvveti altında ezilmesidir.

    kalın sağlıcakla,

    *

    (bkz: hazine garantisi/@dragonlady)
5 entry daha
hesabın var mı? giriş yap