şükela:  tümü | bugün
  • seksen öncesi stadyum önünde edilen kavgalar neticesinde taraftar oranlarının belirlendiği dönem sonrası seksenlerin hemen hemen tamamı ve doksanların yarısına kadar türk futbol tribünlerinin durumu.
    avrupa'da küçük bir fizibilite araştırması yapan dönemin galatasaray futbol şube sorumlusu adnan polat'ın 2 ekim 1994 günü oynanan galatasaray - beşiktaş maçında beşiktaş tribünlerine sadece kapalı tribünün eski açığa yakın tarafında, yan taraftan kafesle ayrılmış bir bölüm vermesiyle bugün uygulanan 5% in temelleri atıldı.

    bu tip tribünlerde en büyük avantajı kale arkası sol taraf ve maraton/kapalı tribünün kesiştiği yeri alan takımın elde ederdi.

    sözlerime son verirken " yarı yarıya tribünler çok romantik ama " diyen göt lalelerine çıkan kavgalar sonucu gazi hatta şehit olan tribün emekçilerinden gelsin;

    gülseren - rimi rimi ley
  • nerede durarak bakıldığına göre tartışılır yarı yarıya tribünlerin iyi ya da kötü olması. tam kötü ya da tam iyi yok maalesef.

    uzun yazı sevmeyen, özetçi piçler için öncelikle belirteyim ki, birazdan yarı yarıya tribünleri savunacağım ama her ne kadar modern tribünlerin yapısını, mozaiğini, aktivitelerini beğenmesem de, şimdiki durumun bir kulüp için daha faydalı olduğunu söyleyebilirim, kabul ederim. bir de şunu söyleyeyim, fenerliyim. ancak beşiktaşlıya da, galatasaraylıya da saygım var, bir farkımız yok, aynı yoldayız. anlatacağım şeyler, beşiktaş ve galatasaray tribünleri için de geçerlidir. benim jenerasyondan, bir sürü arkadaşım var rakip tribünlerden. o tribünleri de biliyorum, aynı yoldayız, farkımız yok aslında.

    3 yıldır maça falan gitmiyorum, zaten istanbul'da değilim artık. ondan önceki 2-3 yılım da tribünlerin anasını siktiler diye söylene söylene maça gitmekle geçti, maça sadece arkadaşlarımı görmek için gittim, maç öncesi ortam için gittim, içmek için gittim. bence tribün denen şeyin anası siktiler, evet adnan polat'a hala gıcığım sırf bu ibneliği başlattığı için. gıcığım ama bliyorum ki bu zamanın getirdiği bir gereklilik. ama olsun gıcığım.

    nerden, nasıl girsem diye düşünüyorum şimdi. öyle süper yazı yazabilen bir adam değilim çünkü, belki başkası olsa çat diye çok kısa yoldan anlatabilirdi anlatacaklarımı, öyle adamlar var sözlükte, iyi yazıyorlar, kıskanıyorum. şu an yazdıklarımı okuyup da düzenlemeye de üşeniyorum, bakalım ne çıkacak. neyse, eğer varsa allah kerim, bir başlayalım bakalım.

    ilk maçıma ne zaman gittim hatırlamıyorum. babam götürürdü beni. önceden bilet alınmadığı, maça saatler öncesinden kuyruğa girildiği yıllar. 4-6 yaşlarım arası sanırım, darbe öncesi yıllar. hep inönü'de oynardı fener. babam beni omzuna alır, çocuk olduğunu görenler bizi öne alırdı. tam çakaldı babam, yoksa o stada çocuk mu götürülür? neyse. cemil'in jübilesini hatırlıyorum, beşiktaş 1-0 koymuştu bize, pozisyonu hayal meyal hatırlıyorum, herkes ofsayt diyordu. bence de ofsayttı amk. haksız yere yenilmiştik. çatalçeşme'deki apartmanın önünde arabadan indiğimde, 4. kata bağırmışım "anne ibne hakem ofsaytı vermedi" diye. tabi o zamanların fazla detayını hatırlamıyorum, yarı yarıya nedir bilmiyorum. ki o zamanlar yarı yarıya falan yokmuş, gelen kapıyo olayı var, fena mevzular oluyor, hayatın içinde her zaman olduğu gibi.

    sonrasında ilkokuldan lise sona kadar çocukluğum şaşkınbakkal'da geçti. herkes fenerliydi. biraz beşiktaşlı, çok az da galatasaraylı vardı. kimin hangi takımlı olduğu hiç farketmeden fenerin maçlarına kaçardık, abi ve amcalardan rica eder bizi içeri sokmasını isterdik. abiler amcalar bizi maça getirmiş gibi girerdik içeri, o zamanlar çok dikkat etmezlerdi kapılarda o tür şeylere, yol geçen hanıydı kapılar. tabi aslına bakarsan, kulüp için zarardık ama kulübün de umrunda değildi. biraz daha büyüyünce bilet alarak girmeye başladık. tabi bu bilet almadan girdiğimiz maçlar, senede 2-3 tane en fazla, güzel havalarda, boş maçlarda.

    sanırım 85-86 sezonunda ilk defa bilet alarak maça gitmeye başladık. amınakoyim, fenerin en sikik zamanları. hep siyah yıllar. siyah beyaz televizyonlu yıllar gibi, karanlık günler. bjk paso koyardı bize. çocuğum, ağladığımı çok bilirim. mallık işte. fener seyircisinin futboldan ümit kestiği, basketbola sardığı yıllar. veletiz, spor ve sergi sarayına giderdik. orasının atmosferi bambaşkaydı. tezahüratlar, her şey daha net. karşındaki adamı da görüyorsun, senin benim gibi adamlar. tamam küfür ediyoruz onlara ama onlar da senin benim gibi insanlar. amcalar var, abiler var, bizim gibi okuldan kaçmış piçler de var aralarda. spor ve sergiyi sevmiştim, tribün ortamı iyiydi. cebimde üç kuruş para olurdu, anca yeterdi yola, maça. spor ve sergide milletin aşağı düşen atkısını, bayrağını falan, demirlerden inerek alırdım, onlar da bana su, yiyecek falan ikram ederdi. çoğu zaman tek giderdim spor ve sergiye, uzak olduğu için kimse gelmezdi. tek bir velete de abiler, amcalar yardımcı olurdu. haraç bile vermedim, ki o zamanlar fenaydı ortam. cevat vardı, boyu benden biraz uzun, ama herkese göre çok kısa, ona bile vermedim lan haraç. eleman acaıdı bana onun için vermedim tabi, küçücük çocuktan haraç alıcak hali yok. neyse, karanlık zamanlar, pek hatırlamak istemiyorum ama beni tribünlere bağlayan zamanlar işte. bir süre devam etti o karanlık zamanlar.

    sonrasında 88-89 sezonu geldi. kadıköy'de her maça gittiğim ilk sezon. büyük keyifdi, ne güzeldi şampiyonluğa oynamak. o sezon, inönüye de gittik, sami yen'e de. en güzelleri de sezon öncesi spor yazarları kupasıydı. hava güzel, sabahın köründe çıkarsın evden, hatta kaçarsın. mecidiyeköy'e giderken, o sikik ikarus sanki uçağa binmiş gibi keyif verir. stdın önünde boşalır otobüs, bir otobüs adam, galatasaralılara pis bakışlar atarak bizim bölgeye doğru ilerler. bazen kovalarlar, kaçarsın. bu işlerde kovalamak da var, kaçmak da. stada girersin, saatlerce beklersin. akşam 4 de başlayacak maça sabah 10 da girersen ne olur? içerdekilerle akraba olursun, çok güzel muhabbet döner. bizden yaşça büyük olanlardan, ki herkes büyüktü bizden, hikayeler dinlersin, yaşça küçük olduğun için maymunluk yaparsın, eğlendirirsin milleti.

    eski tribünlerde yiyecek içecek işi çok önemlidir. büfemsi bişiler var ama çok pahalıdır içerde, ve yerinden bir kere kalktığın zaman yerini bir daha bulamayabilirsin. öyle bu benim koltuğum olayı yok. tahtalar var kırık dökük, göt göte oraya oturuyosun, kalktığın an, o bi götlük yer kapanır. neyse, büfelerin dışında, bir de elinde sepetle dolaşan pide ayran meyva suyu diye bağıran tipler vardır. elden ele gönderirler ürünü (ürün ne amk?), parayı da elden ele alırlar. ama bunu yapması için senin yakınlarına gelmesi lazımdır. öncelikle gözler keskin olacak. herifi uzaktan seçeceksin. gözden kaybetmeyeceksin ki, göz teması kurup, işareti çak. yoksa birileri senden önce davranır, pide ayran meyva sucu başka yere yönelir. bunu en kolay yolu, benim gibi veletleri, piçleri göndermektir. gönderirsin, alır gelir. bi pide de ona alırsın tabi, ya da su alırsın, bişii alırsın, çekirdek verirsin.

    ya bi yerlere gelicem de gelemiyorum pide ayran meyva sucudan. 5-6 saat beklersin tribünde. tribünlerin yavaş yavaş dolmasına şahit olursun ve maça 4 saat kala büyük ihtimalle tribünler dolar. işte şenlik o zaman başlar arkadaşlar. çok zevkli bir şeydir, oturan tribünün bir anda gaza gelip ayağa kalkması, ortada hiç bir sik yokken. lan oturuyosun, pideni yiyosun, tam birileri güzel birşey anlatıyor, bir uğultu olur bir anda tribünde, herkes ayağa kalkar, tezahürata başlar. maçın başlamasına 4 saat var amk. tezahürat da şimdikine göre farklıdır. öyle bi yandan maça bakıp, yalandan el çırpma falan yok. zaten sıkılmışsın, bi atraksiyon lazım. tabi karşı taraf da boş durmaz, onlar da hemen ayaklanır ve yarış başlar. kim kimin sesini kesecek, kim kimin nefesini kesecek. öyle şimdiki gibi 50 bin kişi, 1500 kişinin sesini kolpadan kesmiyor. her şey denk. hoş fener yine biraz fazla olurdu, sığmıyoruz diye bağırırdık ama yine de çok yakın sayıda adam var. zevkli olurdu. sonunda herkes yorulur, herkes çöker, dinlenme süreci başlar, taaa ki orospu çocuğunun teki çıkıp tekrar tribünü galeyana getirene kadar, hayda tekrar bağır bağır. büyük abiler olurdu, işi bilen, susun derdi maçta bağırırsınız. olur mu öyle şey? ezilecek miyiz rakibin karşısında. adamın yüzünü görüyosun hemen yanda, o bağırırken sen susacak mısın?

    maç başlama saatine yakın ortalık çok şenlenir, gerilim artardı. küfürün haddi hesabı yok. çok önemli bir şey daha vardı ki, artık hiç olmayan. o da, rakibin tezahüratına düzgün karşılık vermekti. o zaman da belli başlı gruplar vardı, lafı gediğine oturturlardı. rakip yeni bir tezahürat mı yapmış, hemen buna yeni söz yazılır, yanıt verilir. tüm tribün hemen kapar 5 dakkada yapılan yeni sözleri. ama karşı taraf da boş durmaz, lafı koyar. aramızda konuşurduk, bak iyi cevap verdiler diye. sonra bizimkiler kasar, daha da güzeli ile yanıt verirler. bu böyle gider bir taraf yoruluncaya ya da cevap vermede tıkanıncaya kadar. yani sadece kavga değildi yarı yarıya tribün, ayrı bir kültürdü.

    bizi siken internet oldu. tribün kültürünü siken internet, forumlar oldu. demokrasilerde kuvvetler ayrılığı vardır ya, o zamanlar da kulüplerdeki kuvvetler ayrılığının bir köşesinde de tribün vardı. tamam tribünlerin hataları oldu, tribünlerin her zaman hatası var, ama tribünlerde saflık daha fazlaydı o zamanlar. internetten gaz almış, hayatında rakip trübünü görmeden onlara düşman olmuş bebelerin sesi yoktu hiç bir yerde. bebe bendim, abilerin amcaların sözü geçerdi tribünde. yaşım 15, nasıl yorumlayabilirim ki zaten? yorumlayabildiğimi zannederdim ama pek söz hakkımız yoktu, iyi ki de yokmuş. yorumlayabilecekler yorumlardı, biz dinlerdik. 20-25 yaşındaki adamlar da, tirüblerdeki 30-40 yaşındaki amcaları dinlerdi. işte o zamanlar, tribün tepkisi şimdiki gibi sulu değildi, saf tribünün, maça gelen adamın tepkisiydi. şimdi ise ağzı olan konuşuyor. ardahan'daki fenerli ile her maça giden fenerlinin arasında fark var. tamam hepsinin sevgisi ayrı ama herkes her konuda yorum yapmayacak, işin boku çıkar işte o zaman. hayatında maça gitmeyen adam, forumda kfy, çarşı avatarıyla abuk subuk yorum yapmayacak, düşmanlığı körüklemeyecek. amınakoyim, ardahan'dasın, nerden biliyorsun fener tribünlerinin tüm tribünlerden iyi olduğunu? neyse...

    2002 yılı. yeni stad var. galatasaray maçı. galatasaray tribününde, aynı benim gibi düşünen, futbol ve tribün konuşmaktan çok zevk aldığım iki arkadaşım var. salak fenerliyle konuşmaktansa, adam gibi gs li bjk li ile konuşmayı tercih ettim her zaman. bilmeden atan tutanı sevmem. şimdi istanbul'dan uzaktayım, dışarda maç izlememeye çalışıyorum. salak salak yorumlara katlanamıyorum. daha geçen hafta trabzon'a koyduğumuzda, gözümden süzülen damlayı anlayamazlar. fener en büyük taraftar değil mi dediklerinde, evet diyorum. başkası çarşı en büyük diyor, ona da evet diyorum. evet, hepsi süper, gerekirse hepsi orospu çocuğu. ama o iş uzaktan anlaşılamıyor, hepsi karışık işte. neyse ya, 2002 yılı, 6-0 lık maç. galatasaraylıları polis dışarı attı. haklı ya da haksız o ayrı konu. acayip üzüldüm. arkadaşlarımla maçı konuşmadım 1 ay kadar. onlar hariç, tüm galatasaraylıların amına koydum, çünkü onlar da bize yapıyorlar aynısını, işin zevki burada. ama o 6-0'ı çok büyük keyifle yaşayamadım. rakip tribün yok, 6 atmışsın. buruk zafer... 6 yı yarı yarıya tribünler varken yaşamayı öyle çok isterdim ki.

    galatasaray rakibim, beşiktaş rakibim. hepsine saygı duyuyorum. küfür de ederim, onlar da bana küfür eder. tribünde küfür edilir. kahvede, vapurda, okulda küfür edilir. hayatın gerçeğidir bu. küfürsüz hayat olabilir belki, başka bir evrende, başka bir boyutta. küfür ederim arkadaş, bu bir kültürdür. amın oğlu esteban, güzel bir kültürün ürünüdür. küfür etmek ayrı bir şeydir, nefret etmek ayrı, bunu iyi anlamak lazım. şu an internette, biribirini görmediği, diğer tribünü görmediği için birbirinden nefret eden bir nesil yetişiyor. yarı yarıya tribünler olsa, aynı ortamda tezahüratlarla biribirlerini tartsalar, o zaman görecekler ki karşısındaki de insan ve en az onlar kadar iyi. ama maalesef o ortam yok.

    çok dağıttım konuyu sanırım, toparlayayım biraz. şükrü saraçoğlu stadını sevemedim bir türlü ama gereklilikti, çağın, para kültürünün bir gereği idi. mutlaka olacaktı. ama adnan polat olmasa, belki 3-5 sene daha yarı yarıya tribünleri görecektik, o zevki yaşayacaktık. adnan polat %5 olayını başlattı da ne oldu siz karar verin... para olayı, külüpler için kazanç, büyük ve modern stadyumlar ile başladı. galatasaray ne kazandı hacı %5 yaparak? şu zamana kadar bi sik kazandığını sanmıyorum. aynı şekilde fenerin de yeni stad yapılana kadar kayda değer bir kazancı yok. ha, olaylar engellendi belki biraz, ki o da tartışmaya açık bir konudur.

    başımızda denizli var. şampiyon yap bizi, götümüzden sik bizi. herkes çok severdi o zamanlar bunu, ben de severdim. o zamanlar hala inanıyodum tribüne. tribünün etkisine. antep maçının devre arasında herkes hüngür hüngür ağlarken, ki o ağlamanın sebepleri sadece maç değildir, tribün dinamikleri içindeki elinde güç tutan bazı oropunun evlatlarınıdır, maçın çevrilebileceğine hala inanıyorduk. ikinci yarı fener patladı, tribün patladı. tribünün patlama sebebi şampiyonluk inancı, takıma güç verdiğimizin inancının yanı sıra, bazı orospu çocuklarıydı. ama takımın patlama sebebini ise o zaman tribünün patlaması olarak değerlendirmiştik. ben artık öyle düşünmüyorum, bazı arkadaşlarım hala öyle olduğunu düşünüyor.

    bence uzun süre boş işler peşinde koştuk, boş şeylere inandık. güzeldi, zevk aldık ki hala eski tribünü isterim ben, sahaya çok etki ettiğine inanmasam da. takım için çok kavga ettik, çok taşlandık, çok taşladık. caddede dövdüğümüz galatasaraylı ve beşiktaşlının haddi hesabı yok. bazılarına üzüldüm ama gereksiz cengaverlik yapmasalardı, olaylar kavgaya ile daha doğrusu dayak yemeleri ile sonuçlanmazdı. gereksiz hareketler aslında bizim yaptığımız. ama aklı olan rakip takım taraftarı eğleneceği yeri bilsin. evet, saçma, insanlık dışı ama öyle. herkesin bir çöplüğü vardır. rakibe saygı duyacaksın, onun özeline de saygı duyacaksın. bu saygı bazen gönülden olmayabilir, o zaman zorla olur. birşeylerden korkmak da bazen saygıyı tetikler. dünya toz pembe değil, hayatın gerçekleri bunlar, yapılması gerekenler... bir gs maçı sonrası, içtiğim mekandan çıktım, para çekmek için, dönüp hesabı vericem. gs taraftarı dışarı bırakılalı 2 saatten fazla olmuş. arkamda bir tartışma duydum. iki fenerli, maçtan dönen bir gs li bulmuşlar. çocuk da ne akla hizmetse, hala kızıltoprakta dolaşıyor. meğerse bunları çok uzağa bırakmışlar, kadıköye dönebilmiş, ordan eve yürüyor. fenerliler dövecek gs liyi. bırakın amk çocuğu dedim. sordum neden burda dolaşıyosun? anlattı, böyle böyle. tamam dedim. atkını çıkart bana ver. verdi. gs tişörtü gibi bişey vardı. onu da çıkart ver ve git dedim. veremem onu, çıplak dönemem dedi. taksi durdurdum, taksiye parasını verdim, çocuğun üstündekini de çıkartırdım, gönderdim evine. evet yaptığım orosppu çocukluğu, alkolün de etkisi var ama bazı şeylerin yapılması da lazım. anlatsın arkadaşlarına, gezmesin kimse maç sonrası gereksiz kıyafetle bazı yerlerde. döveceklerdi, daha insani şekilde çözdüm olayı. tekrar söyleyeyim, evet orospu çocukluğu...

    çok bölük oluyor ama bir konuyu daha belirtmek istiyorum. dedim ya, bizi siken internet diye, dedim ya millet birbirini görmeden düşman oluyor diye. forum morum yoktu bizim maçlara gitmeye başladığımız çömez zamanlarımız. dolayısıyla, nefret toplayacağımız, nefretle besleneceğimiz ortamımız, forum arkadaşlarımız yoktu. fener deplasmandaysa, galatasaray'ın da maçına giderdik, beşiktaş'ın da. görüyorsun işte orda, onlar da insan. yarı yarıya tribünde zaten görüyorsun, bir de tribünün içine girip pekiştiriyorsun. onlar da taraftar sen de taraftarsın. senin inandığın şeye inanıyor, senin kadar seviyor takımını, değerlerin ortak. görüyosun, adam çarşıda dolaştırmıyor kimseyi, kutsal mekanı onların, saygı duyuyorum. o zaman ben de o bebeyi gönderirip taksiye binidirip hacı... yarı yarıya tribün görmemiş ama her maça giden fanatik ne yapar? size çelişki gibi gelebilir ama şiddet, güç gösterisi var, her yerde var, hayatın her alanında var, dolayısıyla tribünde de var, sadece tarzı farklı.

    uzun oldu sanırım, biraz da karışık olmuş olabilir, şimdiden kusura bakmayın, üşeniyorum. sonuç olarak bana eskiyi aratsa da yeni stad yapısı, yeni taraftar profili kulüpler için daha kazançlı. senin bağırarar verdiğin katkıdan daha fazlasını, yeni tribünler para ile veriyor ve o parayla iyi futbolcu alınabilme şansı var, yönetimlerin kapasitesine bağlı bu. money talks...
  • kulüplerin kombine politikasından dolayı gerçekleşmesi mümkün olmayan durum. zaten şu anda federasyon yöneticilerinin de yaptıkları bakin tamamen yasakladık demek, sonrasinda %10'u serbest bırakıp taraftarlari buna razı edecekler.
  • (bkz: #47654166)