şükela:  tümü | bugün
  • evet ülkemiz kezbanlarından hayır görmeyen gencoların giriştiği yeni yöntem..beyin göçünün yanında ülkemiz millo göçüde vermeye başladı. haydi hayırlısı
  • zamanında benim de yaptığımdır. 1 aylık yurtdışı macerasında yarım ingilizce bilen halimle elin memleketinde bir italyan kıza aşık oldum.

    kendi halimde kızı kesiyorum kız arada farkediyor ama çok da takmıyor falan filan derken bir gün yolda yanıma geldi ve muhabbet etmeye başladı. o zamanlar metalci stilinde takıldığım için ''metal müzik sever misin'' diye sordu. ben de o harika ingilizcemle ''no'' diye cevap verdim. sonra kız bir iki cümle daha kurdu onları komple anlamadım zaten. sonra ben cümle kurmaya çalıştım ama o heyecanla kurduğum cümleler cümle olmak şöyle dursun kelime bile değildi. kurduğum cümlelere beden dilimle katkılar yapıyordum. biliyorsunuz beden dili bir etkileşimin en önemli kısmıdır.

    her neyse bu kızla böyle bir müddet dünyadaki hiçbir insanın anlayamayacağı bir lisan ile konuştuktan sonra. aklıma harika bir fikir geldi. o fikri de şu cümleyle karşımdaki güzeller güzeline ilettim: ''dinner''

    evet bu güzel, nazik, romantik ''öğle yemeği'' davetim kız tarafından da onaylandı. yemeğe gittik ordan çay içmeye vs derken biz bununda sevgili olduk. çıkma teklifim de hala aklımdan çıkmaz. şu güzel cümlelerle ifade etmiştim: ''i love you''

    velhasılı kelam beden bili önemli hacı. elimle kalp yapa yapa dolanıyordum ortalıkta ne güzel. ingilizceye ne hacet.

    not: ''senden güzel çiçek yok ancak yine de sana bu çiçeği vermek istedim''in ingilizcesi lazım olur belki diye söyleyeyim: ''flower''
  • ingilizceyi geliştirir
  • doğru bir tavsiyedir. bence de edinme!
  • daha kolaydır. nedenini merak edenler msj atabilir
  • türkçe konuşan insanları bile yarım yamalak dinlediğim yetmezmiş gibi üstüne bir de ingilizce konuşma özürlü -çok iyi bildiği kelimeleri ve kalıpları bile duraksamadan ya da hatasızca söze dökememek ciddi bir özür bana göre- bir insan olarak birkaç kere denediğim şey.

    hepsinde de sordukları bazı soruları deeev yanlış anlayıp saçma sapan cevaplar verdiğimi ya da cümlelerimin gramer hatalarından geçilmediğini gözlerinde okuyordum adeta. adam bir an boşluğa bakıyor ama çaktırmamaya çalışıyor ya, işte o saniyelere bayılıyordum. bense hiçbir şey olmamış gibi ingilizcenin ebesini bellemeye devam. iyice mantık sınırlarının dışına çıkmaya başlayan konuşma bir süre sonra "ses tonun çok güzel"e bağlanıyordu ki karşılıklı hiçbir şey anlamadığımızın resmi gibi. iletişim kuramıyorsan ses tonuna odaklan. güzel bir teselli.

    neden beni anında düzeltme gereği hissetmediklerini hep merak etmişimdir. ben yanlış bir şey söyler söylemez "şöyle demek istedin herhalde." diye sözümü kesmiyor ya da "ben onu sormadım şunu sordum." demiyor da üzerinden biraz zaman geçince tekrar soruyor ajasj nezakette everest.

    biri konuşurken benim ana dilimi böyle katletse ona bu kadar nazik davranmazdım. sevimli filan da bulmazdım.