şükela:  tümü | bugün
  • yaş ilerledikçe herkesin farkındalığının aynı oranda artmadığı.
  • olgunlaşma düzeyinin yaşadığın hayatla ilgili olduğunu ,
    insanların salt iyi ya da kötü olmadığını,
    önceliklerinin değiştiğini ,
    gençlikte olduğu gibi affedici olamadığını ya da kendini geçmişte üzüntüden kahrettiğin şeylerin aslında komik olduğunu,
    yalnızlığın çevrendeki kalabalıktan daha evla olduğunu ,
    mutluluğun arayışla değil kendin yaratabildiğin bir şey olduğunu,
    mücadele gücünün arttığını,
    ve seni sen yapan şeylerin yaşadığın süreçler olduğunu farkedersin.
  • yenilikçi olamıyorsan gelenekçi oluyorsun.
  • kendin için en doğru karar diye bir şey olmadığını, yaşanılan her tecrübenin bakış açınızı değiştirdiğini, isteklerinizi daha kolay yönetebildiğinizi, dünyanın aslında çok da büyük bir yer olmadığını, istersen her şeyi yapabileceğini yada yapmayacağını anladığın ve en önemlisi büyümenin yaş ile değil de öğrenerek olduğunu fark ettiğin andır.
  • mutluluğun sağlıkla doğru orantılı olduğu gerçeği
  • ergenken ve safken karmaşık ve soyut temeller üzerine kurulu olduğunu düşünülen hayatın ve bu hayatı yaşayan insanların aslında tek boyutlu olduğunu fark etmenin getirdiği iç sıkıntısı. her geçen yıl hayatın aslında barınma, beslenme ve sikişme üçgeninden fazlasını olmadığını daha çok görme, yaşayabilmek adına bu materyal düzene bağlanmaya çalışma, bağlandıkça ruhunun iyice boşalması ve bu kısır döngünün getirdiği anlamsızlık, boşluk.
    varoluş sıkıntısının en büyük motivasyonudur bu boşluk, içinde asla dolmayan, dolmayacak olan koca bir boşluk.
  • yaş büyüdükçe sıkıntılar da büyüyor.
  • 'hayatta iki büyük trajedi vardır. biri istediğini elde edememek diğeri etmek.'*

    ilk yıllarda trajedin istediğini elde edememek oluyor. sonra zaman geçiyor ve istediğini elde ettikten sonra yaşadığın acının tadına bakıyorsun. bu ilkiyle kıyaslanamaz.
    sonra tekrar başa dönüp bu sefer elde etmek için çabalayacağın yeni bir şey arıyor ve hiç bulamıyorsun.
  • zamanın su gibi akıp giderken senin de rüzgarda bir dal parçası gibi oradan oraya savrulman. daha da kötüsü çoğu zaman bu duruma son vermek için gereken gücü kendinde bulamaman.
  • kabuğun değişse de ruhunun hep aynı kalması, din dil ırk renk farketmiyor. insan yedisinde neyse yetmişinde o'dur diyen boşa konuşmamış.