şükela:  tümü | bugün
  • biriciğimiz annie hall’da yaşamın özeti şöyle anlatılıyor ve hak vermemek elde değil:
    ‘‘eski bir espri vardır, bilirsiniz. iki yaşlı kadın dağ başında bir lokantada yemek yemektedirler.
    biri, ‘lanet olsun, yemekler ne kadar da berbat’ der, ‘evet’ der diğeri, ‘üstelik ne kadar da az.’
    yani, bu benim yaşam hakkındaki düşüncemin kısa bir özetidir. hayat yalnızlık, sefillik, acılar ve mutsuzluklarla doludur ama keşke bu kadar kısa olmasaydı.’’
  • mutsuzluğa mahkum. sonuçta sonunda ölüm var. ders arasında yaşadıkların kadar varsın. erken öldüysen zaten yarım bırakıp gittin. yaşlı öldüysen de çirkin, büyük ihtimalle elden ayaktan düşmüş, çoğunlukla muhtaç, sağlıksız, köşeden ardıllarını izleyen bir köşe yastığısın. anlam ithaf çabaları 5. sınıf sitcom’larında arkadan verilen kahkaha efektiyle verilmeli. aynen mucizeyiz. heppppimiz bir mucizeyiz dua eden el emojisi. nah mucizeyiz. gururlu ve vergi veren böcek yemleriyiz. hayatımızı bir metreküp oksijenden daha önemli olmayan insanlara vakfedip vakfettiğimiz hayatlara ağlarız. günün en güzel saatlerini üç kuruş karşılığında patrona satarız. arada sırada soba sıcağı ve kestane kokusu duymak ve deniz tuzundan gözlerimizin yanması için eşşşekler gibi çalışırız. ve içinde yüzdüğümüz bok denizi azmış gibi kendimiz gibi mini mini, tatlı tatlı, gerizekalı mı gerizekalı, küçük küçük yeni bizden yapar üzülsün de ömrü gözünde büyüsün diye hayatın tam ortasına ittirip kenara çekiliriz. çünkü oksijen, insan ciğerinde bir çeşit uyuşturucuya dönüşerek onu ölüm gerçekliğinden uzaklaştırır. biz, ona da çare buluruz. biyolojik ölümü unuttuysak nefret ettiğimiz insanlarla yaşamaya, nefret ettiğimiz işleri yapmaya devam ederiz. böylece biyolojik ölüm manevi ölüme yenilir. bu sebeple pek çoğumuzun mezar taşında sonu müjdeleyen tarihle gerçek son tarihi örtüşmez. bizler, henüz tıp ilmi tarafından tanınmayan ölüleriz. bizi biz öldürdük çünkü yaşam çok değersizdi.
  • "yaşamı bilemezsin - yaşadığın, bilemediğindir:
    bildiğinde bile, neyi bildiğini bilemediğin...
    yaşamın, bilemediğin
    olacak."*
  • an üzerinden yaşanır, seyir üzerinden analiz edilir.
  • degerli oldugunu, elimden kayip giderken anladigim..
  • "insanın dili yaşamının aynasıdır; nasıl konuşursan, öyle yaşarsın."
    (seneca, "epistulae morales")
  • araya pek çok (ve çoğu gereksiz) kapı koyduğumuz, gündüz gece gidile(meye)n iki kapılı bir han...

    "yollar daha manzaralardan kaybolmadan önce insan ruhundan kaybolup gittiler: insan artık yollara düşme ve bundan zevk duyma arzusuna kapılmıyor. artık hayatını da bir yol gibi değil, bir karayolu hattı gibi görüyor. bir noktadan diğerine, yüzbaşı rütbesinden general rütbesine, zevce statüsünden dul statüsüne giden bir çizgi gibi. yaşama zamanı, sürekli artan bir hızla aşılması gereken basit bir engele indirgendi."

    milan kundera - ölümsüzlük
  • "yaşasın 1 kg. daha vermişim"
    "ooof bu yağmurda otobüs durağına nasıl ulaşırım ki"
    "çantamdaki etiformu açsam mı"
    "bir annemi arıyayım"
    bir düşünceden bir diğerine atlamaktaydı beynim.

    annemi aradım.
    babamın beni almaya geldiğini söyledi ve haberleşebilip haberleşemediğimizi sordu. telefonu kapatıp babamı aradım. yarım saate geleceğini öğrendim.
    içimden söylendim; yarım saat nerede duracaktım o yağmurda, durağa mı yürüseydim, babam madem beni alacaktı niye haber vermemişti, ya annemi aramadan otobüse binseydim boşuna oralara kadar gelmiş olmayacak mıydı vs. vs...

    annemi tekrar aradım, "haberleştik babamla" dedim... az önce içimden geçirdiğim "söylenmeler"i ona da aktardım kısmen.
    "gideyim de bari bi cafede oturayım yarım saat" diyordum ki;

    "övgü'yü kaybetmişiz." dedi.

    övgü'yü kaybetmişiz.

    övgü'yü kaybetmişiz.

    telefonu kapattım.
    tam orada, bulunduğum noktada yere çöktüm.
    alsancak'ta, akşam saat 7 sularında, bardaktan boşanırcasına yağan yağmurda yere çöktüm ve o "asi kız" için ağladım.
    yaşıtım olan... aynı mekanlarda defalarca kere bilinçli / bilinçsiz bulunduğum... mücadelesinde gidip de elini tutmadığım o asi kız için...
    ne verilmiş/alınmış kilolar, ne az önce beynimi dolduran saçma sapan memnuniyetsizlikler...
    yaşam bu kadardı işte... bir an vardın ve bir an yoktun...
    tam orada yere çöktüm ve babam gelene kadar ağladım...

    hayatın tuhaf dengesine, ölümün soğukluğuna ve bizden habersiz yazılmış "yazı"larımıza...
    seçemediklerimize ağladım...

    sevdiğin insanları kaybedebilecek olmanın ramağında durmakmış yaşam... bir kez daha anladım...

    seni seviyorum övgü.

    huzurlu uyu... seni seviyorum...
  • [...]
    yasaminda, genel cizgilerinde,
    üc tür 'sey'le karsilasacaksin;

    1- gelip gecmis seyler.
    2- gelip gecmemis seyler.
    3- gelmeyip gecmis seyler.

    bütün 'sey'lerin, gecmis ya da gecmemis,
    ya da hic gelmemis olacak.
    [...]

    (bkz: oruc aruoba)
    (bkz: de ki iste)
  • "bazı günler bana çok kısa gelen yaşam, zaman zaman çok uzun."*