şükela:  tümü | bugün soru sor
  • merak edilesi schrödinfer (google'da aratmadan aklımdan yazdım) kitabı yaşam nedir. mikrobiyoloji bilimine öncülük etmiştir denmektedir.

    http://www.idefix.com/…asp?sid=i6463l8dwn1n8kbzy8k3
  • kesinlikle bilimsever herkesin okuması gereken kitap. öncelikle istatistik fiziğinin öneminden bahsedip, neden atomlar çok küçük ya da biz neden çok büyüğüz gibi felsefi sorularla evrimi çok güzel anlatıyor. evrimle fiziği-kimyayı birleştirip nedensellik bağlantılı güzel bir evrim teorisi sunuyor. darwin ve lamarke'ı eleştirdiği çok güzel noktalar var. felsefi anlamda da güzel yazıların bulunduğu kitap. kesinlikle okunması gerekmekte.
  • gökyüzünde dünyayı yaşarken sonsuz özgürlüğümle birlikte, yaşamı arıyordum ne olduğunu bilemeden... bir su damlasıydım, güneşin ışıklarında renklerle oynayan, karanlıklarda yıldızlarla konuşan... mutluydum rüzgarla birlikte maviliğe savrulurken, mutluydum kuşlarla kanat çırparken, mutluydum gökkuşağı olup renkleri saçarken...

    takılmışken bir bulutun peşine, görürdüm yaşayanları yeryüzünde... hepsi zamanla koşar gibi, hep bir şeylerin peşinde... bazen bir kuşun kanadına karışır, uçardım onunla, rüzgâra karşı çığlıklarla birlikte.

    yaşamı sorardım kuşlara, nedir diye? özgürlük derlerdi bana... göklerde özgürce kanat çırpabilmek, rüzgâra baş kaldırmak. ama yağmur yağdığında özgürlükleri elinden alınır, ağırlaşan kanatları daha fazla çırpınamazdı damlalar karşısında... sığınırken bir kaya kovuğuna, özgürlüklerini teslim ederlerdi yağmura, sessizce...
    karıştım bir gün yağmur damlalarının arasına, gücü hissedebilmek için... toprağa karışmak istedim, çoğalmak istedim, azgın bir nehir olup akmak istedim, deniz olmak istedim, yaşamı bulmak istedim, yaşam olmak istedim... terk ettim gökyüzünü güneşe veda edemeden... altımda gittikçe büyüyen yeryüzü beni kendine doğru hızla çekerken daha da büyüdüm, çoğaldım. koşmaya başladım bir an önce toprağa kavuşabilmek için. yaşamı hissedebilmek için... yaşam olabilmek için...

    toprağa ilk dokunuş, ilk sarılış... sıcaktı toprak, gökyüzünün olamadığı kadar... beni sarmaladı şefkatle, beni içine aldı sevgiyle...
    sevdim onu... seviyorum dedim yaşamayı seninle birlikte...toprağın
    derinliklerinde, karanlık sıcaklıklarda güveni hissettim... zaman
    geçtikçe büyüdüm, çoğaldım... yerimde duramaz hale geldim...

    güneşi özledim... yıldızlara merhaba demek istedim... terk ettim
    toprağı. sıcaklığını, şefkatini. bir sabah çiçekler açarken gökyüzünü
    gördüm yeniden... öylesine mavi, öylesine sınırsız, öylesine özgür...

    aktım, gittikçe büyüyerek... beni sarmalayan toprağa dokunarak
    aktım... nereye gittiğimi bilemeden... sadece yaşamı öğrenebilmek için aktım... benimle çiçekler açtı ağaçlar da, topraktan otlar fışkırdı delicesine... ben onlara yaşamı sunarken, cevap veremediler bana
    yaşam nedir diye sorduğumda... büyümek istedim... daha hızlı akmak, denize kavuşmak istedim... aktım gökyüzünün görünmediği ıssız ormanların arasından, yıllardır kımıldamaktan korkan taşları peşimde sürükleyerek, başkaldırırcasına ... başakların rüzgârla dans ettiği ovalara geldiğimde duruldum... onları seyredebilmek için yavaşladım... sordum uçuşan kelebeklere yaşamı... rüzgarla dans mı diye?.. cevap vermediler bana... denizi aradım uzaklarda, görebilmek için köpürdüm, taştım ona bir önce dokunabilmek için.

    sonra bir sabah, daha güneş ışıklarını serpmeye başlamamışken dünyaya, uzaklarda maviliği gördüm... gördüm orada canlılığı, başkaldırmışlığı, hasreti... kavuşmak istedim bir an önce, sarılmak istedim... koynuna girmek istedim bir sevgili gibi... yaşamı istedim ondan... dokunduğumda denize, balıklar kaçtı benden, suyum karıştı denize... bir oldum onunla...

    ufacık bir damlaydım, bulut oldum, toprak oldum, deniz oldum,
    okyanus oldum. kapladım dünyayı canlılığımla. dalgalarla oynarken derinliklere karıştım... derinliğin sessizliğinde güzellikleri buldum... yaşam gizlenmiş güzellikler midir diye sordum denize? cevap alamadım... insan olmak istedim... yaşamın ne olduğunu öğrenirim diye...

    aynı toprak gibi sıcak ve karanlık bu yer bana güven verdi, huzur
    verdi... zaman geçtikçe, yerime sığamaz hale geldim... güneşe
    sarılmak istedim... yıldızları görmek, denizle konuşmak istedim...
    yaşamı insanlara sormak istedim... ışıkla tekrar kavuştuğumda
    özgürlüğümü hissettim yeniden... küçük bir su damlasıyken
    gezdiğim gökyüzünü yeniden görebilmek mutluluk verdi...

    büyüdüm zamanla... diğer insanlarla birlikte, zamanla birlikte... sordum insanlara yaşam nedir diye?.. cevap veremediler... bir gün aşık oldum birisine, neden diye sormadan kendime... bir kuş gibi özgürce, bir nehir gibi delicesine akarak, bir deniz gibi sınırsızca sevdim birisini...
    o zaman anladım ki; yaşam sevgidir...
    sadece sevgi.
  • (bkz: isim)
  • elden kayan sabunun klozete düşmesidir, kaybettin mi bir daha bulamayacağın bir şeydir hayat
  • pan yayıncılık tarafından 2018 yılının başında türkçe'si tekrar basılan güzel kitap.
  • evrendeki entropiye karşı gelen sistemlerdir.
  • astrobiyologların üstünde bir hayli düşündüğü soru.

    bildiğimiz tek yaşam dünya üzerindedir. dolayısıyla bizi canlı yapan şey nedir sorusuna cevap bulmakta zorlanıyoruz ama başka gezegenlerde yaşam arıyorsak dünya'dakine benzetmekten başka çaremiz yok. benzetmek için de güçlü sebeplerimiz var.

    öncelikle; dünya'daki yaşam karbon, azot ve hidrojendir ve kimyasal etkileşimler sıvı su içinde gerçekleşir.

    -karbon, dna gibi karmaşık ve milyarlarca atomdan oluşan şeyleri oluşturma yetisine sahip -bildiğimiz- tek elementtir.

    -karbon ayrıca kolay tepkimeye girer.

    -tepkimeler için gereken ortam için sıvı su en idealidir. dolayısıyla suyun olduğu yerde yaşam olma ihtimali yüksek.

    -elementler, bildiğimiz kadarıtla evrenin her yerinde aynıdır ve ametaller tüm canlı materyalinin %90'ını oluşturuyor. canlı arayışımızda bu bilgiyi de kullanmak zorundayız.