şükela:  tümü | bugün
  • yaşamak işi ya da bir emir kipi.
  • edip cansever yaşam kelimesi yerine kullanıyor bu kelimeyi.
    yaşamımız demiyor da yaşamamız diyor.
  • "aldanacaksan gecelerinde, kara gecelerinde

    aydınlık dünyaların şen insanlarına.

    yanılıp içini açacaksan,

    derdini gizlemeden durmayacaksan,

    yaşama!" *
  • ölme zamanı gelmezden önce yaşamanın zorluğu ile, ölme zamanı yakınlaşmışken yaşamanın zorluğu..

    sağlık kaybı zorunlu bir uyanış/aydınlanma da olabilir.

    "yaşamabırak, üzülmene bak!"
    bu ters psikoloji veya ters eşikaltı mesaj. tersiyle yaşam onaylama. hatta o "üzülmeyi bırak, yaşamana bak" tan daha fazla onaylayıcı ve sağlam.

    [zahitlikten de vazgeç, saflıktan da. dert lazımdır, dert. iş, düşkünlüktedir.

    kimin derdi varsa, dilerim dermanını bulmasın. kim derde düşer de derman ararsa, dilerim gebersin, yaşamasın!]feridüddin attar - mantıku't-tayr

    "bir acı çığlığı, kendisini doğuran acının belirtisidir. ama acılı bir şarkı hem acının kendisi, hem de acıdan başka bir şeydir. ya da varoluşçu sözlükten yararlamak isterseniz, bu acı yaşamaz (varolmaz) artık, vardır. iyi ama, diyeceksiniz, ya ressam bir ev resmi çizerse? ama yapıyor zaten, yani düşsel bir ev yaratıyor bez üzerinde, yoksa bir ev imi değil. ve bu şekilde ortaya çıkan ev, gerçek evlerin bütün iki-anlamlılığını kendinde taşır." jean-paul sartre - edebiyat nedir

    "sepeti arabaya koyup tırmanıyor, bacağı dar eteğinin altından upuzun beliriyor: yeryüzünü yerinden oynatan o kaldıraç; yaşamanın uzunluğunu ve genişliğini ölçen o çap pergellerinden biri." william faulkner - as i lay dying

    "onunla beraber olan kadınlar normal kadınlardı, sadece başka türlü bir yaşam olabileceğinin farkında değillerdi. hepimizin, dünyadaki herkesin gerçekten hasta olduğunu ve bir tek onun sağlıklı olduğunu, her şeyi doğru şekilde anladığını, hissettiğini, tek saf insanın o olduğunu düşünüyorum. yaşamaya karşı değil, sadece yaşamın bu türüne karşı olduğunu düşünüyorum. (...) korkmakta haklıydı. zaten bu adamın haklı olmadığı bir şey var mı? dünya hakkındaki bilgisi herkesten on bin kat daha fazla. korkusu yerindeydi. yanılıyorsunuz, bundan sonra frank bana kendi isteğiyle yazmayacaktır." milena jesenska - briefe an milena (max brod'a)

    (bkz: yaşamak/@ibisile), yaşam/@ibisile
  • yaşamanın kapsamı üzerine bir deneme

    yaşama, çoğu insanın ne olduğu üzerine düşünmediği bir konu. nedir yaşama, yaşamaktan anladığımız nedir gibi sorulara verilecek cevaplar, birkaç saniyelik eslerle, genel geçer meselelerden ibaret şeylerin söylenmesi olacaktır en fazla. bunun nedeni, gerçekten de kimsenin böyle ciddi bir konu üzerine neredeyse hiçbir zaman düşünmemesi, hayatın anlamı ile yaşamanın kapsamını özdeş sandığı için, kendisi için anlamlı olan ne ise yaşamayı da içerik olarak o kabul etmesinden ileri gelmektedir. sanki yaşam, dünyada olup biten her şeyden azâde, yalnızca insanın kendi bakışına indirgenmiş gibidir, dolayısıyla ortaya şöyle sakat bir mantık çıkmaktadır: şu işleri bitirelim ve artık yaşayalım, çocukları okul servisine bindireyim ve sonra yaşamaya başlayım, mesaim bitsin, iznim gelsin de artık yaşayayım vb. burada aslında gerçekleşen şey, yaşamanın kapsamının daraltılması ve böylece yaşama alanının sınırlandırılmasıdır.

    birkaç klişeden yola çıkalım, yıllardır bitmeyen 'yemek yerine kapsülle beslenme düşü' ve 'ışınlanma meselesinin artık bir şekilde hâlledilmesi talebi'. elbette daha hızlı sonuç almak, hemen pratiğe geçmek gibi imkânları vaat etmesi açısından bu tip gelişmelerin gerçekleşmesi hepimizin temennisi fakat konu gereği, bu örneklerdeki odak noktamız bir atılımın ilerici ya da gerici niteliği değil, insanların bu istekleri karşılığında ne umdukları. her şeyi pratik bir hâle getirme düşleri, temelinde kendi kendimize sınırlandırdığımız yaşama alanımızı genişletme isteğimizin bir dışavurumu aslında. yemek yapma sürecini, yaşamanın kapsamına dâhil etmeyerek sınırlandırılan alanın, kapsüllerle beslenme talebiyle tekrar genişletilmesini arzulamak gibi bir absürtlük söz konusu. bu noktada üşenilen ya da yapmak istenmeyen ama yapılaması zorunlu olan her şey için "bu da yaşamaya dahil" cümlesi/tavrı anlam kazanıyor. 12 saat yolu kim çekecek, tamam ama yaşama zaten bu, o yaşamaya dahil. çaba, isteyerek ya da istemeyerek sarf edilen her türlü çaba bizatihi yaşamanın kendisi zaten. çabayı, yani hareketi en aza indirgeyip en çok faydayı elde etme girişimlerinde ortaya çıkan tatminsizlik, yaşamanın niteliğini belirleyen faktörün çaba sarf etmek olduğu bilgisini bilmemekten kaynaklanıyor. hile ile kazanılan müsâbakanın, kazananı rahatsız etmesinin ahlaki bir nedeni olduğu kadar; kolay elde edilen her şeyin, elde edilme sürecindeki kolaylıkla doğru orantılı olarak ucuzlaşması gerçeğinin yarattığı bir tatmin olamama rahatsızlığı da var.

    bu noktada konuyu biraz daha derinleştirelim. orwell'ın 1984 romanı ve benzer distopyalar, bu dünyanın aslında başka bir gezegenin cehennemi, toplum denilen şeyin de bir tımarhane olabileceği tezleri normalde insanlarda bir dehşet uyandırmalı iken, "adam çok doğru diyor" yorumundan öteye gitmek istenmediği gibi, çaresizce başları öne eğip, ibret ya muhammed, ibret ya ali edebiyatından ibaret kalmak da jabası, titası. kaçıştaki konfor, sadece insanları felâket/skandal karşısında uyuşturmuyor, aynı zamanda yaşamanın, bizzat yaşayanın elleriyle niteliksizleştirilmesini de beraberinde getiriyor. normalde, içinde bulunulan duruma bakıldığında, her sabah biraz mekik, şınav falan çalışıp, mümkünse koşu/yürüyüş yaparak zindelik ve güç depolamak; düşmanı tespit etmek ve bir mücadele stratejisi belirlemek; algılarınla oynandığını artık bildiğin için her konuda kendi fenerini yakabilmek amacıyla okumak, araştırma yapmak; haftada iki üç gün pompa, biraz içki ile boğulmayı engellemek gibi basitçe oluşturulmuş bir çizelge doğrultusunda ilerlemek olanca rasyonelliği ve gerçek anlamdan yaşamayı işaret eden niteliğiyle karşımızda dururken, böyle bir zeminde bulunmaktan herkes canhıraş bor biçimde kaçıyor. dolayısıyla en kolaya doğru bir akım yakalamanın cehenneminde savrulup duran milyarlarca tatminsiz insan, neyi niye yaptığını bilmiyor, neyi niye istediğini de bilmiyor, aslında yalnızca biyolojik olarak var ama o beşerî bir canlı olduğunu zannediyor, buna bir trajedi diyebilirdik ama değil, üzgünüm.

    bilinçli çaba ile yaşama mefhumu arasındaki doğrudan ilişkiyi gözden kaçırmak sonucunda, kendi ellerimizle sınırlandırdığımız yaşama alanının azabından başka bir şey değil sorunumuz. ayrılığın da sevdaya dâhil olması gibi, yaşamanın kapsamına da birçok şeyi dâhil ettiğimiz zaman ancak gerçek bir adım atabiliriz. sevmediğin işte çalışmak, istemediğin bir ilişkiyi sürdürmek, tercih etmeyi bir kenara atıp sürüklenmek gibi belâlar, önce hepsinin yaşamanın kapsamına dâhil olduğu bilinciyle ağırlaşır, bunları olaya dâhil etmediğinizde aslında yaşamanızın kendisi olan şeyleri modelden atmış olur, dolayısıyla özgürleşmeye zorlanma gerekliliğini bertaraf eder, sonuç olarak özgürleşemezsiniz. bu yük beni delirtir kaygısı güdecekler için, delirmedikleri yaşamlarına, delirililmemiş yaşama bakmaları yeterli olacaktır.