şükela:  tümü | bugün
  • zaman zaman kaybettiğim şey
  • çok zengin olup dünyayı gezmek, aile kurmak, sonuna kadar hedonist yaşam, başkalarına yardım etmek, bir icad yapıp dünyanın kaderini değiştirmek, ünlü olmak falan diye sıralarız ama ortak noktası sonunun ölüm. yani bir sike yaramıyor. öldükten sonra oo ne güzel istediğimiz yaptım diyebilecek miyiz o da meçhul. allah inancın varsa hadi cennet falan olayları ile ölüm bir şekilde anlamlanıyor yoksa inancın iyice boku yiyorsun. herkes kendini kandırıyor. neden bunları düşüneyim bir kere geldim dünyaya şu anda hissettiklerime bakarım, algılarımla hissettiklerimi yaşarım kafasında. ne güzel en doğrusu bu aslında. valla ben kendime hayatım boyunca sordum ama bir cevap alamadım. yok galiba ne bir yer görmek, ne zenginlik, ne sahiplik duygusu, ne aile. evet aşık olduğm çok sevdiğim kadınlar oluyor ama bir yanda kafamda hep bir amaçsızlık var. intihar riskini almadığım için bu gerzeklikler. bir insanın yaşama amacı intihar etmek olmalı. kendi özgür iradesi ile bu saçmalığı bitirmek.
  • ölme fobisinin insanlar üzerinde vuku bulmuş halidir.
  • (bkz: didişimcilik)
  • biyolojik olarak: üremek ve türünün devamını sağlamak.

    felsefi olarak: ???
  • kendimi bildim bile yasamin anlamini ve amacini sorgular dururum. olmadigina ikna olup bu durumu kabullendikten sonra bir bosluga dusecegimi dusunuyordum. dusmedim.

    neden ve nasil oldugunu bilmiyorum; ama ben kendimi bildim bileli ne istedigimi biliyordum. ne istedigimi bilmesem bile ne istemedigimi biliyordum. "ileride ne yapmak istedigimi bilmiyorum." diyorlardi sinif arkadaslarim. benim icin belliydi. resim yapmayi cok seviyordum ve cizgi roman cizeri olmayi istiyordum. biraz daha buyuyunce buna japonya'ya gidip okumak da eklendi. soz gelimi, yuksek lisans yapmaya daha lisedeyken karar vermistim. universitenin ilk lisans dersinin ilk gununde, sinifa giren hocayi gordukten sonra doktora yapmayi da istedigimi anlamistim. bazi seyler benim benim icin hep belliydi; cunku yasamda cok temel bir seyi, calismayi ve ogrenmeyi yasama amacim haline getirmistim; cunku calisip ogrenirken bundan buyuk bir keyif aldigimi fark etmistim. insanlara ders calismayi sevdigimi ne zaman soylesem tuhaf karsiliyorlardi. oysa kendimi, toplumu olusturan insanlari, dunyayi ve bulundugumuz evreni anlamak beni inanilmaz heyecanladiriyordu. ne zaman yeni bir sey ogrensem tuylerim diken diken oluyordu ve gidip birilerine anlatiyordum.

    universite yasamim yalnizca ders calismakla gecmedi tabii. hazirligin ikinci doneminde bir topluluga katilip orada da calisip insanlarla tanismaya basladim. buyuk bir heyecanla gitmis olmama karsin toplulugun kidemlilerinin yeni gelenlerle ilgilendikleri yoktu. iletisime acik olsam da cekingen bir insandim. birileriyle tanismak icin girisimde bulunmayi beceremiyordum. yasam iste; karsiniza kimi cikaracagini bilemiyorsunuz. etkinliklerden birinde yanima bir kiz denk geldi. o kizla oylesine iyi anlastik ki etkinliklerden sonra toplulukla birlikte gittigimiz yemeklerde masanin en sonunda oturup kendi aramizda konusur olduk. iki cekingen, iki utangac olarak digerlerinin bizimle ilgilenmemelerine uzulur dururduk. ne adimizi soran oluyordu, ne de bizimle sohbet etmek isteyen. bu kiz bana bir gun "biz boyle olmayalim." dedi. "olmayalim. biz yeni gelenlerle ilgilenelim; uzulmesinler." dedim. inat ettik ve toplulugu birakmadik. bir sonraki sene toplulugun tanisma toplantisi icin bolumlerin onunde kurulan masalarda biz de sirayla beklemeye basladik. ben dersim oldugu icin ilk gun bekleyememistim; ama bu sozunu ettigim kiz ilk gun topluluk baskaniyla beklemisti. gunun sonunda yanlarina gittigimde "tamarix sana bir mujdem var." dedi sevincle. saskinlikla "neymis mujde?" diye sordum. "resim dersi vereceksin!" dedi. "gelen herkes 'resim dersi olacak mi?' diye sordu. biz de olacagini soyledik." dedi. "ney ney ney!! ben yapamam! mumkun degil yapamam. insanlarin karsisina cikip resim anlatamam. utanirim ben!" diye feryat ettim. "yaparsin yaparsin. cok da guzel yaparsin ^_^ hem herkese resim dersi olacagini soyledik bile. yapmazsak olmaz ki." dedi.

    size yemin ediyorum ki anksiyete krizine girecektim. insanlarin karsisinda degil cikip bir seyler anlatmak, sinifta parmak kaldirip soru sorma cesaretini bile gosterebilen biri degildim. soru soramadigim icin yanitini bulana kadar butun kitabi okuyan insandim ben. mumkun degildi bunu yapmam; ama ikna ettiler beni. tanisma toplantisinin oldugu gun geldi catti. topluluk baskani cikip konusma yapti. ardindan diger sorumlu arkadaslar cikip kendilerini tanittilar. ben her sey bitti diye dusunurken isguzar baskan beni de davet etti. bir amfi dolusu insan var ve ben hicbir sey hazirlamamisim. ne soyledigimi tam animsayamiyorum hala ama, insanlara "cop adam bile ciziyorsaniz gelin. birlikte ogreniriz." gibi bir sey dedigimi animsiyorum. sonra herkes kahkaha atmisti.

    ben hic o kadar cok insan gelecegini tahmin etmemistim. hadi merak edip geldiler diyelim; kalacaklarini tahmin bile etmiyordum. ellerim o kadar titriyordu, ne yapacagimi o kadar cok bilmiyordum ki "ben bunu yapamayacagim." dedim kendime.

    yaptim. son sinifa gelip de derslerim yogunlasip topluluga gidemez hale gelene kadar yaptim hem de. bir donemdeki tum haftalari cikarip her hafta ne yapilacagini en ince ayrintisina olusturup ders icerikleri hazirladim. aklimda hep "biz boyle olmayalim." cumlesi yankilaniyordu. gelen herkesin adini tek tek ogrenip herkese tek tek geribildirim verdim. derslerden sonra birlikte yedigimiz yemeklerde herkesle tek tek konusup nereli olduklarini, hangi bolumde okuduklarini, hangi yurtta kaldiklarini, neleri sevip nelerden hoslanmadiklarini ogrendim. bazen o kadar kalabalik olurduk ki dugun sahibi gibi masalari dolanirdim. her hafta mail grubuna o hafta neler yapilacagini yazardim. ben, bize nasil davranilmasini istiyorsam oyle davranmaya cok ugrastim. derslerde anlatip birakmadim. bir ogretmenden ben ne bekliyorsam oyle olmaya calistim. herkesle tek tek konustup cizdikleri uzerine geribildirim verdim. kendileri ayrica cizdikleri seyleri gosterdiklerinde ilgilendim.

    ilk zamanlar sesim o kadar cok titriyordu ki devam edebilecegimi hic sanmiyordum. sonra alistim. alismaktan fazlasi oldu; cok sevdim. ogretmeyi cok sevdigimi fark ettim. sinifta herkesin onunde olmaktan rahatsiz olmadigimi, insanlarin ilgisini canli tutmak icin kendimle arada dalga gecip espriler yaptigimi, bildiklerimi aktarabilmek icin bir suru yol denedigimi fark ettim. anlatabilmek icin cok ugrastigimi ve bu ugrasidan cok buyuk keyif aldigimi fark ettim.

    yani ogrenmek kadar ogretmeyi de cok sevdigimi fark ettim. ogrettigim sey basit bir cizimdi ama, "pek iyi cizemedigimi biliyorum; ama senin guleryuzun ve bir seyler ogretme caban icin geliyorum." dediler insanlar. yasamda bundan daha guzel bir sey duyabilir miyim bilmiyorum. ellerim titreye titreye anlattigim seylerin yalnizca bir cirpinistan ibaret olmadigini anladim tam o zaman. varligimin bir anlami olabilecegine inandim.

    babam hep "bir mum baska bir mumu yakmakla kendinden bir sey kaybetmez." der. bilmenin yetmedigini, bilginin kullanilinca degerli oldugunu, su karanlik dunyada bizi aydinlatan tek seyin bilgi oldugunu ogrendim ben; ama kimsenin kimseye bir seyler aktarmak icin herhangi bir caba icinde olmadigini da gordum. sinifa gelip sohbet ederek zaman dolduran, ogrencileri ogrenmekten sogutan, ogrencilere isik olmak yerine onlari karanliga gomen ogretmenleri gordum hep. "ben cektiysem o da ceksin." diyerek bildiklerini paylasmayan insanlar tanidim. gordukce inat ettim. "ben cektiysem bir baskasinin cekmesine de gerek yok." dedim. kendime "ben boyle olmayacagim." diye soz verdim. elestirdigim seyleri yapmamak icin ugrasacagima soz verdim kendime.

    yasama amacimin ogrenmek oldugunu saniyordum ama, ogretmeyi de cok sevdigimi fark ettim. herkesten bir seyler ogrenmek ve ne biliyorsam paylasmak uzerine kurdum yasamimi sonunda. hep bir devinim icindeyim. ogreniyorum; isleyip paylasiyorum. ogrendikce kavriyor, kavradikca aktariyor, aktardikca eksiklerimi gorup yeniden ogrenmeye geciyorum.

    nereye ait oldugumu, nereden geldigimi ya da nereden gittigimi yitirdim; ama bunlarin bir onemi de kalmadi; cunku ben akiyorum. yasam icimden akiyor.

    oyle insanlarla karsilastirdi ki yasam beni, su an her ne yapiyorsam uzerimdeki emekleri sayesindedir. beni yucelttikleri ve tesvik ettikleri icindir. o kiz olmasaydi, yasamda ne yapmak istedigimi bulamayacaktim ya da cok gec bulacaktim belki de. o kiz benim o zamandan beri dostumdur. ben insanlarin birbirlerini buyutebildiklerini gordum. "cehennem baskalaridir." demis ya sartre, bence eksik soylemis. baskalari cennet de olabilir. biz baskalarina cennet olmak icin caba harcayabiliriz. iste bu yuzden iyimserim. bu yuzden umut doluyum.

    bu yuzden ogrenmek ve her ne ogreniyorsam ogretmek, paylasmak ve aktarmak uzerine kurdum yasamimi. yasamin bir anlami ve amaci yok belki ama, benim bir yasama amacim var ve bu amacta kendime bir anlam buldum.

    ekleme: icerik.
  • amaç yaşamak mi, hayatta kalmak mi? her ne kadar kelime anlamı sadece öyle olmasa da bazıları sadece nefes alıp veriyormuş gibi geliyor bana...
    yaşamıyor ve sadece hayatta kalmaya çalışıyorlar. yaşamak unutturuldu sanki artık. sadece amerikan rüyasının peşine takılmış ve daha büyük ev, daha büyük araba ve kapitalizmin kendilerine sunduğu şeyleri satın alıp diğerlerine üstünlük kurmayı yaşamak olarak adlandırmak...
    instagram fotolarinda mutlu göründüğün zaman mutlu musun gerçekten? bu mudur yaşamak? daha çok beğeni aldığında, daha çok takipçin olduğunda ve fakat o fotoğrafladığın anı gerçek anlamda yaşamayıp, sadece diğerlerine göstermek ve oradaydım, bak ben nasıl eğleniyorum demek mi yaşamak?
    kredi kartı borçlarının ya da aldığın kredinin ödemelerinin altında ezileceğini bile bile, sırf sana empoze ediliyor diye satın aldığın havuzlu villanın havuzunu dolduracağın suyun parasını hesaplamak mıdır yaşamak?
  • şimdi gelip; "yaşama tutunman için ne gerekçen var ki?" diye sorsan bana: "senin, yanımda olmasan bile hayatımda bi şekilde bulunuyor olman yetmez mi?" derdim.
  • "yaşamak acı çekmektir.hayatta kalmak ise bu acıda bir anlam bulmaktır." (bkz: friedrich nietzsche)
  • ölüm zaten gelecek. amaç yaşamanın ta kendisi olmalı. ne güzel yaşanmalı hemde; karşılaştığın her insan, her mekan, her his, her felaket, her mucize, her an anlamına ulaştıracak seninle birlikte olan 'her' 'şey' ne de güzel tecrübelenmelidir.