şükela:  tümü | bugün
17 entry daha
  • geçen gün "arctic" adında, ismiyle müsemma bir kuzey filmine denk geldim. mads mikkelsen başrolde. kuzey kutbu'nda mahsur kalan bir adamın yaşam mücadelesi anlatılıyor. film genel olarak "eh işte" diyebileceğimiz seviyede. ancak overgård'ın verdiği yaşam mücadelesini düşündüğümde, ben olsam, yaşamaya bu kadar istekli olur muydum, bilemiyorum. ancak ne olursa olsun, hayatta kalma istenci hep başrolde. her şeyden önce geliyor o kalbin vurması. bu biyolojik bir şey, bir kader sonuçta. önünüzde yaşanacak takribî yıl sayısı 30 ya da 1 olsun; fark etmiyor. eninde sonunda inanç, insanlığın çoğunluğunda akıl zemininde bulunuyor ve akıl, can havli tarafından yenildiğinde, inanç da yenilmiş oluyor. ölüm, hakkında hiçbir şey bilmeyip hiçbir şeyine inanmadığımız bir karanlık oluveriyor. inanç özümsenmiş olsa böyle olmayacak elbette.

    her biri belirli şekillerde ve kendine has bir tarzda dizilmiş milyarlarca karbon, hidrojen, oksijen ve azot atomu içeren maddelerin en basiti bile, son dereceye kompleks bir yapıya sahip. en ufak bir bozunum, her biri yeniden bir araya gelebilmek ve yapısını korumak için belli bir "mücadele" veriyor (bkz: entropi). bedenimiz de tıpkı bu atomlar gibi, evrenle doğuştan uyumlu ve onu algılamak için var. doğal olarak farkında olmasak da, her saniye vücudumuz, virüs ve mikroplarla savunma hücreleri arasında, her gün yüzlerce kanlı savaş yaşıyor. yani farkında olmaksızın yaşamaya meyilliyiz. yaşamak için çaba sarf ediyoruz. sadece, film izleyebilecek kadar rahat olmamız biraz bizi sarsabiliyor, o kadar. :)