şükela:  tümü | bugün
  • orhan veli'den bir alıntı dize.. ancak üzerine kurgulanan düşüncelerle birlikte anonimleşmiş artık..

    ve bir telaştır gidiyor… şairin dediği gibi “yaşamak değil, beni bu telaş öldürecek”… öyle bir telaş ki, bırakın ılık bahar rüzgarında saçlarımıza dans ettirmeyi sevdiğimizle doyasıya bir sohbet bile edemiyoruz çünkü vaktimiz yok. gözümüz hep saatte.. farkındasızlığımızın da farkında olmadan yarışır gibi yaşıyoruz hayatımızı. hep yetişilecek bir yerler, aranacak kişiler ve yapacak işlerimiz var… hep ertelemekteyiz yaşamı. yapmaya çalıştığımız günlük hırslara boğulan hayatlarımızı papatyalar gibi koparıp vazoda yaşatmaya çalışmaktır aslında. gizli bahçemizde açan çiçekleri tek tek yolup, dökülen saçlarımızın yanına koyarız. hep daha iyi bir zaman ve başka günlere bırakırız, yaşanacak ne varsa.

    orhan veli neyin telaşı olduğundan söz etmemiş. güzel yanı da bu zaten. neyin yada nelerin kastedildiği okuyana kalıyor. şurası muhakkak ki; çoğumuz hayatı koşarcasına ve üstelik telaş içinde yaşıyoruz.

    "sevgileri yarınlara bıraktınız." der behçet necatigil şiirinde, "kalbinizi dolduran duygular kalbinizde kaldı."

    her sabah yeni bir gün doğarken,/ bir gün de eksilir ömürden;
    her şafak bir hırsız gibidir/ elinde bir fenerle gelen!'
    hayyam da böyle özetlemiş doğan ve batan, tekrar doğan ve tekrar batan, böylece sonsuza dek süren döngüyü. barış ve huzur dolu. aslında çoğumuz için hazırdır, neden bu kadar telaşla yaşadığımızın açıklaması. ve çok da kolaydır o yanıt: hayat! hayat şartlarının bir dayatmasıdır çoğumuza göre içine düştüğümüz telaşın sebebi, kaynağı. aslında istemeyiz de, mecbur kalırız böyle.. 'geçim derdi' deriz. 'insanlar' deriz. 'oof' deriz. 'aah' deriz.

    mine g kırıkkanat, erel bleda dan öksüz ve anonim dizeler olarak nakletmiş:
    (http://www.radikal.com.tr/…4/03/03/haber_108257.php)

    'yaşamak değil, beni bu telaş öldürecek'.
    dediği gibi şairin;
    o telaşla, bırakın paris yolunda ılık
    rüzgârlara taratmayı saçlarımızı
    sevdiğimizle doyasıya bir sohbet bile
    edemedik biz...

    gözümüz saatte söyleştik hep,
    koşuşur gibi seviştik, yarışır gibi çalıştık.

    hep yetişilecek bir yerler vardı
    aranacak adamlar, yapacak işler...
    bir sonraki günün telaşı, bir öncekinin tersine bulaştı;
    başkalarının hayatı, bizimkini aştı.

    kör karanlıkta çalar saat sesi yerine;
    kuşluk vakti, kızarmış ekmek kokusu
    veya yavuklu busesiyle uyanma düşlerini
    ha babam erteledik.
    20'li yaşlardayken 30'lara kurduk saatin alarmını,
    30'larımızda 40'lara, belki sonra 50'lere...
    lakin öyle yanlış kurgulanmış ki hayat,
    kuşlukta uyanma fırsatını sunduğunda size,
    artık uyku girmez oluyor gözlerinize...

    doyasıya söyleşmek,
    telaşsız sevişmek için bol zamana kavuştuğunuzda,
    söyleşecek, sevişecek kimsecikler kalmıyor
    yanınızda...
    özenle yarına sakladığınız bir sarı lira gibi ömrünüz;
    vakti gelip sandıktan çıkardığınızda,
    bir de bakıyorsunuz ki,
    tedavülden kalkmış.
  • sanıldığının aksine orhan veli'nin değil can dündar'ın yazısıdır. 16 haziran 1999'da sabah'ta yayınlanan "ödünç hayatlar" başlıklı yaşgünü yazısının bir bölümüdür.

    orijinal yazı için: http://www.candundar.com.tr/index.php?did=3147

    can dündar'ın açıklaması için: http://www.candundar.com.tr/index.php?did=960

    edit: ilk aradığımda çıkmamıştı. açıklama sarı lira gibi ömrünüz başlığında geçmekte.
    (bkz: sarı lira gibi ömrünüz)
  • sanılanın aksine orhan veli’ye değil, özdemir asaf’ın telaş adlı şiirine aittir bu ifade.