şükela:  tümü | bugün
  • kotu gunler kitabi'nin yazari bradley trevor greive'in bir kitabi. her sayfada sayfanin buyuk bir kismini kaplayan hayvan resimleri, resmin altinda ise hayatin anlamina dair kisa cumleler. sirf icindeki resimler icin bile alinabilecek sirin bir kitapcik.
  • emre kongar'ın denemelerden oluşan bir kitabı.

    denemeler genelde kongar'ın, üniversiteden istifa ettiği dönemi takiben yaşadıkları, yök'e olan eleştirileri, ailesi ile gençlik ve çocukluk dönemlerini konu edinmekte, son derece akıcı ve keyifli bir üslupla okunmaktadır.

    emre kongar'ın kendisi de, okuyucuya yaşamın anlamının sevgi ve üretimden oluşmakta olduğunu söyleyerek, güzel de bir öğüt vermektedir.
  • cem akaş'ın 7 adlı romanını hatırlatan tamlama.
  • yaşam içinde var olma çabalarından kaynaklı merak duygusu.

    aslında şu soruları sormakla başlamak istiyorum. yaşamın anlamı nedir? bazıları para peşinden, bazıları aşk peşinden, bazıları kariyer... bu kadar farklı şeylerin peşinden giden farklı farklı insanlar varsa hangisi gerçekten yaşamın anlamının peşinden gidiyor? hem yaşamın anlamını kim biliyor ki? diğer yandan, kazara yaşamın anlamını bulmuş olsak da, bulduğumuzun gerçekten yaşamın anlamı olduğunu nasıl bilebiliriz?

    -üzgünüm bazı soruların yanıtı hiç bir zaman verilmez. ama gene de şu denebilir, saydıklarım ne tek başlarına yaşamın anlamıdırlar ne de yaşamın anlamı bu tür tikel anlamların toplamıdır. zaten yaşamın kendisinin bir anlamı yoktur, anlam ona bizim kendimizin kattığı bir yorumdur...
  • hayatın sizin için ne süprizler hazırladığını değil ondan neler koparabileceğinizi düşünmeye başlamakla yakalanabilir olandır.

    kişi kendine yapabileceği limitlerde küçük küçük hedefler koyarak başlamalı eylemlerine, aşamaları geçtikçe ve belli bir başarı yüzdesi yakaladıkça dozajı arttırmalı hedefleri büyütmeli asla umudunu kaybetmemelidir, umudunu kaybetmemesi için yapması gereken ise zamana saygı duymayı bilmekle mümkün. bu yaşamın anlamını yakalayabilmek için çift bilinmeyenli kolay çözülebilir basit bir öneridir.
  • yaşamın anlamı "yolculuktur" ve "yolda olmaktır" belki de. varılacak hedef değil, hedefe giden yoldur yalnızca.
    anlatılan bir anekdot durumu daha iyi açıklayabilir ;

    yaşamın anlamını kavramak için dünyayı dolaşmaya çıkan bir genç, gezdiği
    ülkelerden birinde ünlü bir bilgeyi ziyarete gitmişti. gezgin genç,
    bilgenin yaşadığı evde, tüm duvarların kitaplarla kaplı olduğunu gördü.

    fakat evi dikkatle gözden geçirdikten sonra , yerde bir kilim, duvar
    dibinde yatak olarak kullanılan bir sedir, ortada ise bir masa ve
    sandalyeden başka evde hiçbir eşyanın olmadığını gördü ve merakla sordu:
    "neden hiç eşyanız yok?" dedi. "koltuklarınız, kanepeleriniz,
    büfeleriniz.. .. onlar nerede?"

    bilge, bu soruya karşılık olarak kendi bir soru sordu gezgin gence; "senin
    de yalnızca, sırtında taşıdığın küçük bir çantan var, yavrum" dedi. "peki,
    senin eşyaların nerede?" gezgin genç, kendini savunurcasına yanıtladı bu
    soruyu: "ama görüyorsunuz.. .. ben yolcuyum." ünlü bilge, hak verircesine
    güldü: "ben de öyle, yavrum" dedi. "ben de öyle....."
  • yaşamın anlamı gece duyumsanır ve sorgulanır. kimse bunu öğle yemeği sırasında tartışmaz. yaşam gecenin konusudur.
    (bkz: cehenneme övgü)
    (bkz: gündüz vassaf)
  • ''keder ve budalalıktan başka yaşamın anlamı var mıydı?''
    http://www.youtube.com/watch?v=iwm-c0rbhly
  • bilinmeyen... tüm bu koşuşturmacalarımız tutunmak için kenarından köşesinden hayata. içgüdüsel olarak varmamız gereken noktaya ilerliyoruz. mümkün olduğunca, yaşayabildiğimiz kadar uzun, devam ettirmeye çalışıyoruz benliğimizi. bir amaca hizmet ettiğimize ya da bir amaca hizmet ettiğini düşündüğümüz bir bütünlüğe aidiyetimize inanıyoruz. aksini düşünmenin ızdırabının da farkındayız. tanrı bir gün çıksa ve dese ki, "ben yalnızca evreni yarattım, sizler ise kendiliğinden geliştiniz ve yok olup gideceksiniz, tüm sıkıntılarınız tüm mutluluklarınız tüm çileleriniz ve tüm yaşadıklarınız, o çok özel olduğunu sandığınız her bir an yok olup gidecek", manasızlığımızın amaçsızlığımızın en derininde boğulurduk. geride bıraktıklarının anılarında bir süre daha yaşayabilmekle avunmak bile bu korkunçluğun acısını hafifletmek için kendini kandırmadan ibaret. fakat yine de bir amaç uğrunaymışçasına kandıralım benliklerimizi, başka çaremiz yok çünkü. insanın söyleyebileceği düşünebileceği en beyaz yalan bu çünkü. tüm bu karanlığı bir nebze olsun aydınlatmak için bir meşale yakmak gibi. nereye gideceğini bilmeyen insanın, yolaldığı mağarasında kendi eline tutuşturduğu bi meşale misali...

    yaşama anlamları kavramlar, değerler, kişiler, fikirler ve duygular üzerinden veriyoruz. bu sebeple öznel olarak subjektif manalar yüklüyoruz. fakat asli ve büyük olanı gerçekten bilemeden, tüm bu bilinmezliğimizde, nasıl da "öyle"sine yaşayıp gidiyoruz, nasıl da kabullenmişlik var "kısacık" hayatlarımıza, düzene "boyun eğmişlik" nasıl bu derece güçlü açıklamakta zorluk çekiyorum. kafayı yememek için çok aşırı bir süreç yaşam, katlanmanın yolunu nasıl bulduk, düşünmemeyi nasıl becerdik, takılmamayı nasıl öğrendik hayret verici. evrenin sonsuz boşluğuna nasıl adapte olduk, gökzüyüzüne asılı bir toz zerresindeki bakteriler misali yaşamlarımızı, ayaklarımızın bastığı bu küreye olan bağımlılığımızı nasıl da sindirdik ve "öylecesine" yaşamayı öğrendik, çok acı bir rol yapma kabiliyeti bu...

    iyi ve kötünün savaşı ise varlığımızın aslı, doğru söylüyor ise kutsal metinler, savaşın kazananı yoktur. yozlaşma, yıpranmışlık ve empati her iki tarafın da kaderidir. savaşa başlayan maalesef suça bulaşmadan duramaz. kötüyü alt etmek için bile kötüleşmek gerekir. iyiliği salt kötülük ile yenemezsin iyi birşeyler göstermeden. o sebeple tanrı, kendi yarattığı bu düzende mutlak iyi kalmayı başaramamıştır, başarısız olmuştur. gönderdiği ne var ise insan için, kendi mağlubiyeti açıkça ortadadır. o halde açıkça, iyi ve kötünün savaşı bir anlam yüklemek için yetersizdir algıladığımız bu büyük ihtişama ve "özel"liğe.

    eğer birgün bulunursa yaşam amacımız, bulunursa hayatlarımız ile hizmet ettiğimiz, o gün yolun sonuna varmışlığın getireceği yeni amaçsızlık denizinde boğulmadan yapabilir miyiz bilmiyorum, ama en azından yine "umursamıyomuş" gibi yapabileceğimize eminim.
  • (bkz: 42)