şükela:  tümü | bugün
  • bir insan lakabı.

    sene ikibinküsür. yer odtü işletmenin büyük bir amfisi. ders calculus. konuu? ııı. ne bileyim bakmıyorum bile.

    neredeyse herkes 1.sınıf. geneli hazırlık okumuş. gencecik, tazecik beyinler, körpe bedenler. e bizimki de bünye, bi yere kadar.
    (o sırada iç ses: eeeh yeter lan, başlarım alfaya da sonsuza da) etrafı kesiyoruz, çay kahve.. bi de tahtada yazanları deftere geçiriyoruz.
    konuyla alakam yok. sıfır! alfa sonsuza gidiyor geliyor, ben tahtada gördüğüm şekilleri yazıyorum. karşıdaki güzel gözlere bakıyorum. yeşil mi desem, mavi mi desem, ne desem! bilemiyorum. amfi büyük, gözler uzak. ama ikide bir bana bakıyor. gerçekten de "allah özene bezene yaratmış" cinsinden, o derece.. hatun bana bakıyor resmen, alfa mı kalır akılda! dört işlem yapacak durumda değilim..
    (o sırada iç ses: vallaha bakıyo)

    sonraki ders bizim arka sıra haşarıları bazı arkadaşlar güzellik yarışması yapıyor kendi çaplarında. amfinin en güzelini bulacaklar. bir de tartışmasız benim hatunu seçmezler mi? bana da gazı köklemezler mi? köklerler azizim.

    aldım rüzgarı arkama, gittik nescafe makinesine ders arasında . hatun sırada, ben arkada. fordçu gibi oldu şimdi okuyunca. yok öyle değil. insan gibi sıradayız. sıra da uzun ama.
    dişisine çiftleşme çağrısı yapan erkek tavus kuşu misaliyim.
    "kahveyi alana kadar alfa sonsuza gidicek ya" diyorum. matematiksel bir giriş. ya çok gülecek ya da iğrenç bulacak. başka seçenek yok.
    (o sırada iç ses: hah kikirdiyo. tamamdır!)
    "eved sıra uzun bik bik bişeler" diyor. "sıranı bana ver, ben de sana kahve ısmarliyim" diyorum. gülüyor ve kabul ediyor. kahve içiyoruz, konuşup gülüşüyorz falan. tam içeri giricez: "kahveni nerde istersin" diyorum. "ısmarladın ya?" diyor.
    "aaa bunu saymam" diyorum.yine gülüyoruz, paso gülüyoruz.. ders çıkışı çarşıda buluşmak üzere sözleşiyoruz.

    bunu gören arkadaşlar durur mu? mimkin değil. sürü misali yanıma toplanıyo. ne konuştunuz lan iki saat, güldünüz felan!! diyolar. ne bileyim hatırlamıyorum, çıkışta buluşcaz diyorum. oha diyolar. maşallah de lan diyorum, nazar değecek.

    netekim, nazarın kralı değiyor azizim. değmez olur mu..güzel manzaralı mekana geçip şekil şekil oturuyoruz. başından beri heyecanlıyım ama hiç belli etmiyorum. cool takılıyorum. belki de belli ediyorum ne bileyim. birden üzgün ve ciddi, suçlu ve vakur bir havaya bürünüyor bizimki.
    (o sırada iç ses : aha sçtık!)
    önce beni biraz övüyor, (o sırada iç ses: daha da sçtık), hoşlandığını söylüyor. ama uzun süredir bir ilişkisi olduğunu vesair! gerisini dinlemedim. onca kesişin, iş atmanın mantığını anlatıyor ama ben alfama atlamış sonsuza gidiyorum..kalkalım diyorum, yürüyelim biraz..bişeler konuşuyor. sözünü kesip "peki" diyorum. "zaten ilk ve son görüşmemiz, bari güzel geçirelim" diyip gülümsüyorum zoraki. tek yanağımdan öpüyor ve gidiyor..
    (o sırada iç ses : ne iş? duygusal köpek! zırlican mı lan, noooldu?)

    akşamında arkadaşlar durur mu, ha bire soruyorlar. ne oldu? noldu noldu!! noldu lan!

    - elinin körü oldu.. yaşandı bitti saygısızca! (gülüşmeler)

    (o sırada iç ses: bidi bidi sıs lan sen de!)
  • orijinal adi yasandi bittidir, saygisizca yoktur. ama kollektif bilincte boyle yer etmesi dogaldir.
  • sene bayağı geçmiş, burak kut adlı bebek yüz ilk pop albümünü yapmış, bir popüler bir popüler... sonra zaman geçmiş, rock albümü yapmaya karar vermiş. bu albümün çıkış parçasının sloganı: yaşandı bitti saygısızca, aldatmanın tadına varınca, doğru söylesen kimin umurunda... diye devam etmiş. bu şarkıyla birlikte kasette burak kut'ta fena halde patlamış. gökten 3 elma düşmüş, hala bulunamadılar...
  • ısrarla 'aldatmanın dibine varınca' diye devam ettirdiğim burak kut şarkısı. hatta ilk zamanlar yuh dibe kadar ne yapmışlar böyle diye düşünüyordum. doğrusunu öğrenmeme rağmen yanlış bir şeklide söylemeye de devam ediyorum.