şükela:  tümü | bugün
  • 1 ay sonra gelen edit:

    dolandırıcı ile olan ses kaydımız eski konuşmalarımız her şeyi buldum. resmen kendimi keriz gibi hissediyorum. buraya koysam şu olayı okuyanlar o konuşmaları dinleyince krize girer. ben sinirden güldüm. eğer eklemek istersem ekleyeceğim ses kayıtlarını da çok sinirliyim sözlük!

    üst edit: olayın soruşturmasının sonucu ve dava sonucu kağıtlarını en aşağıya ekledim. sonuna kadar okuyun :)

    sizin için biraz absürt komedi tadında ama benim için gerçekten acı dolu bir anı. olay şöyle geçiyor. bu arada anlatacağım olayda 3 anı bulunmaktadır. sonuna kadar okuyan oha diyecektir buna eminim.

    aylardan aralık arkadaşımla birlikte ps4 konsol ilanı görmüştük. ilan öyle bir ilandı ki ilanı koyan kişi gerçekten gel beni al diye bağırmamız için koymuş. istediğimiz her şey o ilanın içindeydi ve fiyatı çok uygundu. arkadaşımla birlikte hemen almaya karar verdik. ilan sahibine mesaj attık. kendisiyle anlaştık. hemen konuştuğumuzun ertesi gününe cihazı alabileceğimizi söyledik. o ise peki olur dedi. biz o zaman x üniversite şehrindeyiz bize cihazı satan kişi izmir'de oturuyordu. öncelikle söylemek istiyorum çocuğun sesi çok mülayim geliyordu çocuk o kadar nazikti ki çocukla para bile konuşmak istemiyordum pazarlık bile yapmak istemiyordum bu çocuk izmirli lan bir kere demiştim adamdır demiştim.

    ertesi gün olmuştu. çocuk bize mesaj atmıştı ben ptt'ye gidiyorum cihazı kargoya vermeye gidiyorum sizde dışarı çıkın isterseniz cebe havale yapın demişti. ben size kargo kağıdını atmadan cebe havale yapmayın demişti. (bu arada en başından beri havale/eft olmaz diyordu borçları varmış atarsak banka paraya el koyarmış öyle diyordu.) tamam demiştik. hatta çocuğa da şöyle demiştik kardeş bizde 50 tl çıkmadı içinden istersen cihazın kablosu varsa sende durabilir hdmi kablosu vs. gerçekten çıkmadı demiştik çocukta olsun o 50 tl'yi de sonra atarsınız demişti. çocuk gözümüzden gerçekten melek olmuştu. çocuk bize kargo formu doldurup atmış. tc kimlik numarasına kadar gözüküyordu forumda her şey vardı. oha demiştik helal olsun. çocuk harbiden doğru söylüyormuş demiştim. ama işte o an benim cihazı birlikte aldığım ev arkadaşım bana şöyle dedi:

    -'oğlum ya dolandırılıyorsak hemen gelişti her şey.' demişti.
    ben kendisine ne olabilir abi demiştim çocuk her şeyi attı işte ne dolandırması. bu arada o an dolandırılcağımı bilsem yine de o parayı gönderirdim çünkü öyle bir ilandı ki her şey istediğim gibiydi dolandırılcağımı bilsem yine de bir dakika tereddüt etmez o parayı gönderirdim öyle cazipti.

    neyse parayı gönderdik. biz hemen çocuğa gönderdiğimizi söyledik. peki kardeşim gelmiş numara. bende kargo kağıdını verdim. kargo numarasını eve geçince gönderirim demişti. peki demiştik. heyecanla eve gidip ps4 oyun fiyatlarına bakıyorduk şu oyunu mu alsak şu oyunu mu alsak diyerekten. işte ps4 plus üyeliği nasıl alsak diye konuşuyoruz çünkü online oynamak istiyorduk. her neyse bu heyecanları yaşarken parayı atmamızdan 3 saat sonra telefondan çocuğa mesaj atmak için telefonu elime aldım kargo numarasını atmasını isteyecektim. işte kalbimin en hızlı attığı o anlardan birine geldik çocuk beni engellemişti bembeyaz bir sayfa görünüyordu fotoğrafında :( hemen arkadaşıma söylemiştim o da baksın diye onu da engellemiş :( gözüm doldu o an. allahım ne yapacağız biz diyoruz kendi kendimize ben titriyordum hayatımda ilk defa üşümek dışında titremiştim o an. böyle bir şey hiç yaşamamıştım. sanki aldatılmış gibi hissediyordum. sanki en sevdiğim insan beni aldatmış gibiydi. değişik duygular içerisindeydim. ama her şey yeni başlayacaktı...

    hemen dışarı çıkmıştık arkadaşımla ''o çocuğun anasını *******, o kim lan o kim bitti lan o'' tepkileriyle hem yürüyerek hem koşarak bulunduğumuz öğrenci mahallesinin karakoluna gitmiştik. orada ki karakoldaki polis:

    - biz buradan bir işlem yapamayız gideceksiniz savcılığa suç duyurusunda bulunacaksınız dilekçe yazacaksınız demişti.

    peki demiştik. eve gitmiştik. eve gider gitmez. dolandırıcıların telefon numaralarının yazıldığı bir web sitesi bulmuştuk oraya bu şerefsizin numarasını yazmıştık ve açıklama yazmıştık aşağısına. bu şerefsiz dolandırıcıdır ps4 satarak dolandırıcılık yapmaktadır. bu adamdan başka dolandırılan varsa ya da bu adamdan cihaz alacak varsa bu numarayı arasın diyerek kendi numaramızı yazmıştık.

    ertesi gün erkenden uyanıp cebe havale yaptığımız bankanın şubesine giderek cebe havale işleminin dekontunu istemiştik çünkü dilekçeye koymamız gerekiyordu. birde ne görelim dolandırıcının adı soyadı gözüküyor. bu arada yanlış hatırlamıyorsam bize t.c numarası vermişti cebe havale yaparken ama kullanmamıştık galiba kullanmışta olabiliriz bilmiyorum. bunu belirtiyorum çünkü ilerde neden belirttiğimi anlayacaksınız. dolandırıcının adı olduğunu düşündüğümüz adı hemen facebook'ta arattırmıştık o ada dair yalnızca bir hesap vardı zaten ad ve soyad kombinasyonu çok ilginçti hiç kimsede duymamıştım. adı saner'di. hemen adama mesaj atmıştık sen bizi dolandıran adamsın adını bulduk sana şimdi dava açmaya gidiyoruz demiştik. adam hemen bize numarasını atmıştı. bu arada yoldayız adliye sarayına gidiyoruz. adamın numarasını aradık bize şöyle demişti:

    -'kardeş ne ps4'ü ne dolandırması ben asıl dolandırıldım bundan 1 ay önce 850 lira param gitti siz kimsiniz ne diyorsunuz' diye bize merakla sormuştu. bizde durumu anlatmıştık. ve meğersem o bizi dolandıran adamın onu dolandırdığını öğrenmiş olduk ve dolandıran adam bu adamdan t.c numarasını almış ve milleti bu adamın t.c numarası ile dolandırıyormuş :). biz bu durumu dilekçede belirterek suç duyurusunda bulunmuştuk.

    aradan bir hafta geçmişti ya da geçmemişti. akşamın köründe bizi bir numara arıyordu. telefonu açmıştık telefonda konuştuğumuz kişiler çapa tıp fakültesinde okuyan 3 öğrenci kendileri bizi arayıp aynı kişinin kendilerini dolandırdıklarını ve 900 tl paralarının gittiğini söylemişlerdi. çocuklarla en az 1 saat konuşmuştuk. adam bildiğiniz nitelikli dolandırıcı idi. dolandırmadığı adam kalmamış memlekette. çocuklarla birbirimize adamlarla konuşmalarımızı bize attıkları fotoğrafları atarak olayı teyit etmeye çalışıyorduk ve gerçekten aynı kişi dolandırmıştı. ama işte o an o an çok önemli bir detayı farketmiştim dolandırıcı bize attığı gibi o çocuklara da kargo formu atmış ama asıl noktaya geliyorum :) dolandırıcı doldurduğu kargo formunun altındaki boş kargo formunun barkod numarasını gizlemeyi unutmuş. bize attığı kargo formunda kendi eliyle orayı kapatmıştı yarısı gözüküyordu. o kargo formu ise ne işe yarıyor derseniz, gönderilen kargonun hangi ptt şubesinden çıktığını gösteren bir numaradır kendileri. çocuklara bu barkod numarasını sorguladınız mı diye sorduk. kendileri hayır sorgulamadık dediler. hemen internetten ptt sitesini açtık barkod numarasını sorguladık ve kargonun ''izmir karşıyaka'nın tuna mahallesinde ki ido iskelesinin karşısındaki ptt şubesinden çıktığını öğrendik.'' işte o an işte o an bir umut yeşermişti içimizde. ve çocuklarla bir şey kararlaştırmıştık çocuğun ilanını sahibinden.com'dan her gün bulana kadar arayacağız. çünkü yine ilan koyacaktı bu belliydi. bunu demiştik. bu adamın ilanını görürseniz adama mesaj atın demiştik bizim tüm numaralarımızı engelledi siz mesaj atın demiştik. şerefsizin bizi dolandırdığı numara ise kapalıydı whatsapp'ta son görülmesi baya günler geçmişti o yüzden ilanını bulmamız şarttı.

    -aradan 2 gün geçmişti ve çocuklar bizi aramıştı ilanı bulduk ilanı bulduk diyerek heyecanla. o an içimizde tekrar bir umut yeşermişti. ve işte o an içimizden dedektif gadget çıktığı an olmuştu. çapa tıp fakültesinde okuyan çocuklara akıl veriyorduk şöyle yapın şöyle yapın diyerek. bu çocuklar dolandırıcıya tekrardan cihazı almak istediklerini söyleyerek mesaj attılar. adam hemen cevap vermişti. işte yine güven kazandırmaya çalışıyordu vs. ve yine ptt'den atacağını cebe havale istediğini söylemişti çocuklara. çocuklara biz şunu söylemiştik:

    -''adamdan şunu isteyin kendisi ptt'ye gitsin ve cihazı oradan çekerek sizi görüntülü arasın yüzü gözükmesine gerek yok o an ptt'de olduğunu kanıtlasın bizde öyle parayı atacağız deyin dedik.''

    çocuklar aynen böyle dedi bunu demelerini istedik çünkü dolandırıcı onlara eski fotoğraflardan fotoğraf atar ve ptt'ye gitmeyebilirdi. peki bizim planımız neydi? bulunduğumu üniversite şehrimizden kalkıp izmir'e gitmekti :) çocuklara bilet alıp kendilerinin de gelmelerini istedik ama sınavları olduğunu ve gelemeyeceklerini söylediler. siz gidin demişlerdi. yalnız bırakılmıştık anlayacağınız ama olsundu sıkıntı yoktu biz gözü karartmıştık. çocuklar dolandırıcıyla yarın saat 12.30'a anlaşmışlardı dolandırıcı 12 buçukta ptt şubesine giderek onları görüntülü arayacaktı.

    evet şimdi bizim arkadaşımla otobüs bileti almamız gerekiyordu ama gidip ne yapacağımızı inan bilmiyorduk çocuğu sıkıştırıp dövüp cihazı almayı planlıyorduk ama arkadaşımda bende dünyada ki en korkak insanlar olabiliriz. kavgadan bihaberiz kavgayla hiç işimiz olmaz kendi halimizde insanlarız. ben zaten kavga bakımından dünyanın en korkak insanıyımdır. hala merak ederim hangi ruh haliyle buna giriştiğimi.

    şimdi anlatmaya devam ediyorum ama yukarıda entry'nin başında bahsettiğim bu olay 3 acıklı olay barındırmaktadır olayının 2.olayını anlatıyorum...

    izmir'e gideceğimizden çocuğu dövmek istediğimizden hemen çevremizde izmir'de yaşayan arkadaşlarımıza mesaj attık izmir'e geleceğiz böyle böyle durum var gelir misin demiştik. arkadaşlarımızın hiç biri olur dememişti. umudu kesmiştik. asıl yaşadığımız şehir olan istanbulda'ki arkadaşlarıma ulaşmaya çalışıyorduk bu sefer. istanbul'da serhat adında bir arkadaşım vardı çocuk deli dolu serseri bir çocuk bunu aradım. anlaşılan bir şeyler çekmişti değişik değişik cevaplar veriyordu. neyse serhat görüşürüz demiştim telefonu kapatmıştım. ardından başka bir arkadaşım vardı adı kubilay. kubilay kimdir?

    -kubilay o vakte kadar 12 yıllık arkadaşım olan bir aralar her günümüz birlikte geçen evime çağırdığım evine gittiğim kardeşim dediğim bir arkadaşımdı. kendisine durumu anlatmıştık ve kendisi izmir karşıyakalıydı en büyük avantajda buydu zaten ve baya tanıdığı vardı karşıyakada. kendisine kendimin dolandırıldığını söylemedim ev arkadaşım dolandırıldı onun için gidicez gelir misin demiştim. rezil olmamak için kendimi söylememiştim neden söylemediysem... neyse kubilay bize:

    -'tamam at uçak paramı hemen gelicem' demişti. otobüs bileti alalım demiştik yok kanka olmaz şimdi işteyim sabah erken çıkıcam işten demişti kendisi hemşir'dir. ve hastanesinde nöbetçiydi o gün o yüzden sabah erkenden uçak bileti almamızı istemişti. tamam demiştik biz biletini alıyoruz o zaman. bileti alacakken bize bileti siz almayın benim 'x' bankasında indirim durumum var siz bana parayı atın ben buradan alıyım demişti ve kubilay'a parayı atmıştık. ne olsa beğenirsiniz onca yıllık arkadaşım bizi dolandırmıştı parayı gönderdikten sonra bizi engellemişti. otobüs biletini de almıştık o an kesin gitmemiz gerekiyordu. ağlayacaktım tekrar ağlayacaktım. otobüse binmiştik. arkadaşımla kara kara düşünüyorduk. ne yapacağız abi biz demiştik nasıl olacak demiştik. adeta tutuşuyorduk. zaten adamı avlamaya giderken daha avlanamadan kendimiz avlanmıştık yıllardır tanıdığım arkadaşım tarafından...

    neyse sabah 6.30 olmuştu izmir'e gelmiştik. otogar'dan bir minibüsle karşıyaka'ya geçmiştik. hayatımızda ilk defa izmir'e gelmiştik. ne biliriz ne ederiz. kara kara düşünüyorduk. uykusuzduk. uyuyamamıştık. açtık. gördüğümüz ilk simitçiden:

    -abi iki simit alabilir miyiz?
    +onun adı simit değil gevrek.

    adımımızı karşıyaka'ya attığımız ilk anda aldığımız tepki buydu günün ne kadar boktan geçeceği bu olaydan belliydi zaten.

    karşıyaka'ya indiğimizde en iyisi bir karakol bulalım demiştik. ve karşıyaka'da bulunan o ana caddede olan karakol vardı. hatta onun da yanında ptt vardı. sabahın köründe karakolda olaylar vardı. bir otobüste bir kızı sevgilisi rahatsız etmiş kızın ailesi gelmiş çocuktan şikayetçi olmuş kızın ablası çocuğa seni öldüreceğim diyordu. içimiz nasıl kararmıştı. hayat görmemişiz amk demiştik. neyse adliye'de verdiğimiz dilekçenin aynısını karakol'da tekrardan yazdırmışlardı. ve oradaki komiser mi amir mi ne olduğunu bilmediğimiz biri olayı dinlemişti. bizim o dediğimizi yazan kişinin yanında dinlemişti bizi. ve bize ''yankesicilik ve dolandırıcılık büro amirliği'nden'' sivil polisleri yanımıza vereceğini söyledi dolandırıcının saat 12:30'da belirttiğimiz şubeye geleceğini söylediğimizden.

    çok sevinmiştik. artık tutunabileceğimiz bir dal vardı. dua ediyorduk. ama sevinçliydik iyi bir şey olmuştu. bizde o vakti bekliyorduk ve çapa tıp fakültesinde okuyan çocuklardan bize gelecek telefonu bekliyorduk. karşıyaka'da bir mcdonalds vardı oraya girmiştik saat 11.30 gibi. en pahalı menüleri söyleyerek yemek söylemiştik. tam yerken daha yemeğe başlamamışız bile tam. çapa tıp fakültesinde okuyan çocuklar bizi aradı. adam şubeye gidiyormuş yarım saate orada olacakmış hadi çabuk çıkın demişti. heyecandan ne yapacağımızı bilememiştik. hemen yediklerimizi bırakıp karakola yol almıştık. aldığımız onca şeyde orada çöp olmuştu. direk karakola gitmiştik. sağolsun oradaki amir mi komiser mi olduğunu bilmediğimiz abi ve yanında 4 polis bizimle birlikte o belirtilen ptt şubesine gidiyorduk. ve o sırada yanımda anlamadığım tipte bir adam yürüyordu önümde ve arkamda. önemsememiştim poliste değillerdi yani karakoldan çıkarken yanımızda yoklardı. neyse yola devam ediyorduk 5 dakika'ya ptt şubesine varmıştık. benim arkadaşım polislerin bir kaçıyla dışarıda bekliyordu. ben ve 2 polis içerideydik. tabi ben 2 polis sanıyordum sadece. yanımda bulunan o arkamda bulunan adamlardan biri de ptt şubesinde arkama oturmuştu. ve ptt'de otururken bana 'bu çocuğun çantası vs. fotoğrafı var mı?' demişti. adam meğersem polismiş :). bende var abi demiştim fotoğrafları göstermiştim. ve adam direk bize çocuğun ptt'den cihazı attığı bir fotoğrafı gördü. fotoğrafta tavan gözüküyordu ptt'nin tavanı. adam hemen fotoğrafın tavanıyla bulunduğumuz ptt'nin tavanını karşılaştırmıştı. ve evet doğruydu. gerçekten o şubeden yollamıştı o an boşu boşuna gelmedim oh demiştim. bu arada arkadaşım da çapa tıp fakültesindeki öğrencilerle konuşmaya devam ediyor dışarıdan polislerle birlikte...

    aradan vakit geçiyordu ve içeri bir çocuk girmişti fenerbahçe çantalı bir çocuk içeri girmişti. bu arada çocuğun da fenerbahçe çantası vardı attığı fotoğraflardan görmüştük. benim kalbim tık tık atıyordu. çocuk önümdeydi. nasıl heyecanlıyım. polisler çocuğa bakıyor ben çocuğa bakıyorum yapacağı hareketi bekliyoruz çantayı açıyordu. aha dedim dolandırıcı bu şerefsiz ama nasıl heyecanlıyım. kendimi tutamayıp çocuğa uçacaktım. ama ne yazık ki o çocuk değilmiş... biz hala içeride bekliyorduk saat 13:00 olmuştu. hala çocuğun geldiği yoktu o an içeride ki komisere bir mesaj gelmişti benim arkadaşımın yanında bekleyen polislerden dışarıdakilerden yani. ''bu çapa tıp fakültesinde okuyan çocuklar, dolandırıcıya 'hangi ptt şubesine gideceksin?' diye sormuş ve yanında bir çok soru daha. ulan ulan ulan içerideki komiser abi bile çıldırmıştı yahu böyle soru mu sorulur çocuk şüphelenmiş belli ki gelmiyor demişti. ve umudu kesmiştik diğer polislerin yanına gitmiştik. dışarı çıkmıştık. olayı tartışıyorduk bu çocuklar niye hangi ptt şubesine gideceğini soruyor biz biliyoruz zaten buraya geleceğini diyoruz. bu arada polisler bizi o kadar sevmişti ki cihazı da alırsınız paranızı da alırsınız demişlerdi. nasıl sevinmiştik halbuki...

    neyse o ido iskelesinin önünde beklerken dışarıda polislerle birden bir telefon gelmişti arkadaşıma arayan çapa tıp fakültesinde okuyan çocuklardı. adam bizi ptt'den görüntülü arıyor şuanda ptt'de koşun çabuk demişlerdi. polislerle bunu duyduk hemen heyecanlandık nasıl bir koşuyoruz ama nasıl sanarsınız suçlu kovalıyoruz. evet aslında suçlu kovalıyoruz :). o an tam ptt önüne yaklaşırken polislerden biri bize siz dışarıda durun çocuk kaçarsa siz tutarsınız demişti. ahahaha gerçekten bunu demişti. lan gülsem mi ağlasam mı ? neyse biz dışarıda beklemiştik. ama hiç bir şey yoktu çocuk falan yoktu. polisler hemen karakolun yanındaki ptt şubesine baktırttı karakoldaki polislere. onlarda bakmıştı yoklardı. belli ki çocuk başka bir ptt şubesine gitmişti. çapa tıp fakültesindeki çocuklar ısrarlar sıra numarası alıp fotoğrafını atmasını istemişti dolandırıcıdan çünkü o sıra numarasında hangi ptt şubesinden çıktığı görünüyordu çocuk 20 dakika cevap vermeyip 20 dakika sonra atmıştı o fotoğrafı çünkü çocuk bulunduğu şubeden uzaklaşıp atmak istiyordu nedense? meğersem denizbostanlı şubesine gitmiş çocuk yani tuna mahallesindeki ptt'ye 25 dakika uzaklıktaki şubeye gitmiş... hemen oraya da yunus yolladılar polisler. ama orada da yoktu. zaten artık dolandırıcı cevapta vermemeye başlamıştı. anlayacağınız türkiye'nin en iyi fakültesini kazanmış kardeşlerimiz olayın içine sıçmıştı. ulan dolandırılırken sormadığın soruyu dolandırıcı olduğunu öğrendiğinde mi soruyorsun?

    neyse biz uykusuz bir şekilde karşıyaka'da işbankası vardı iskelenin orada. orada oturuyorduk ne yapsak diye düşünüyorduk. ne yapalım gidip bilet alalım demiştik. dönelim demiştik. şimdi o yukarıda bahsettiğim 3.acıklı olaya giriyoruz. evet hepsi aynı gün yaşandı arkadaşlar...

    otogara gitmiştik. otogara giden minibüste uyuya kalıyorduk öyle uykuluyduk. ayakta duracak halimiz yoktu. otogarda bilet aramaya başlamıştık. tam bilet ararken bir ses duymuştuk:

    -'gardaş gelin gardaş ne ariyisiniz ne istisiniz?' diye seslenen ilginç türkçeli bir adam.
    +bilet arıyoruz abi 'x' şehrine.
    - gel gardaşım yarım saat sonra var hemen alın demişti. bilet iki kişi 100 tl idi.

    iyi bari demiştik uygunmuş. bileti almıştık. sonra otobüse doğru yola koyulmuştuk. otobüsün üstünde diyarbakır starx tarzı bir şey yazıyordu. arkadaşlar otobüsün içi ortadoğu cumhuriyeti gibiydi. otobüs bulunduğumuz şehirden geçiyor ve ayrıca diyarbakır'a ardından diğer şırnak vs. gidiyordu. abi ırkçılık yapmıyorum kimse yanlış anlamasın. otobüsün içinde süt doluydu değişik kokular vardı. değişik sesler çıkıyordu. suriyelisi değişik tipli insanları herkes vardı. ulan soyuluruz biz burada demiştik. ırkçılık yapmıyorum bakın. gerçekten burada ırkçılık yapma diyecek her kişi o otobüse binemezdi. korkunç bir kaos vardı o otobüsün içinde ve gerçekten iğrenç kokuyordu. eğer korona ortadoğu'dan bir yerden çıkmışsa bilin ki o otobüsle bir bağlantısı vardır. öyle bir hava kaos vardı. hemen otobüsden indiğimiz gibi çıkıp adamın yanına gitmiştik. şöyle demiştik:

    - abi biz buraya dolandırıldığımız için gelmiştik polisler bizi aradı karakola çağırdılar acil gitmemiz lazım biletimizi iade etmeniz lazım demiştik.
    +olmaz gardaş lo dalga mı geçiyiniz öyle şey mi olir ? falan demişti. abi lütfen çok önemli paramız çöpe gitcek demiştik. tamam veririm ama 30 tl eksik veririm demişti. - tamam abi ver olur demiştik.

    yine zarardaydık... otogarda bilet aramaya koyulmuştuk ama o bilet firmasının oradan geçmemek için nasıl çaba sarf ediyoruz. bilet aradığımız sırada arkadaşımla tuvalete gidiyorduk. ve o adamı görmüştük. adam bizi görmüştü şöyle demişti:

    +yalancı tırşikler sizi heç mi utanmirsiniz? tıtıtıtı.
    - nediyon abi ne yalanı işine bak demiştim.
    + sus şerefsiz.

    evet adam bana şerefsiz demişti. ama öyle uyuşuktum ki tanımadığım bir insanın bana yalancı şerefsiz demesini sineye çekmiştim.

    ardından aşağı inip otobüslerin bulunduğu alt kata inmiştik ve en erken kalkan otobüse bakıyorduk ona göre alacaktık bileti. bir tane firma görmüştük. oradaki abiye sormuştuk abi bu kaçta kalkıyor falan diye 20 dakikaya kalkacak demişti. he tamamdır abi biz hemen bileti almaya gidiyoruz demiştik. oradan şoför ve muavin hemen dur dur dur gitme demişti. sen parayı bize ver biz sizi şu ileride ki benzinlikten yarım saat sonra alalım demişti :). ne kadar demiştik abi? 100 tl ver olur demişti yok abi 70 tl var demiştik. ve 70 tl'ye 2 kişi bileti almıştık. işte o anda da hayatımızda ki ilk rüşveti vermiştik...

    peki davanın sonucu ve dava ne oldu?

    -davadan cevap tam bir yıl 2 ay sonra mı ne gelmişti. yani anlayacağınız bu tür olaylarda birini dolandırsanız yakalanmayacakmışsınız ben bunu anladım. dava sonucu şöyle oldu ilgili numaranın adresine gitmişler sinyallerden vs. kimse yokmuş. hat yabancı afgan asıllı birinin adına kayıtlıymış takipsizlik kararı kağıdı geldi sonuç olarak ve bu hatlara patates hat diyorlarmış dava sonucu kağıdında öyle yazıyor. ve davanın daha ileri gitmesi için dosyanın kapanmasını istemiyorsanız bundan sonraki masraflar size girer tarzı şeyler yazıyor kağıtta kağıtlarıda upluyorum. ek olarak karakoldan da mesajlar geldi bu süreçte en son 3 şubat 2019 da geldi hala soruşturmamız devam ediyor diye gelmişti. herhalde savcılık bu karakola yüklemiş soruşturmayı bilemedim. 3 defa soruşturma devam ediyor diye karakol mesaj atmıştı.

    dava kağıdı sonucu: https://hizliresim.com/yuhf2a
    karakolun attığı mesajlar: https://hizliresim.com/lsu6pc

    edit: bahsettiğim 'gevrek' olayına kolpa diyen bir arkadaş olmuş. anlattığım anımda bir yalan yok. bu anımı yaşadığım arkadaşımda sözlükte en başta ondan utanırım yalan söylesem :)
  • verecek diye eve çağırdığın kızın vermemesi, hatta daha ileri gidip seni hep abi gibi gördüm demesi
  • üniversite yıllarım. istanbul büyükşehir bursu ha yattı ha yatacak. günlerden pazartesi falan. babam telefon açtı ve para yatırayım mı falan dedi. bende, okuyan 2 kardeşim daha olduğundan, "gerek yok falan onlara yatır bana burs yatacak yarın" dedim. günlerden salı oldu burs yatmadı. cepte 2 tl falan var onla okulda sağlam bir öğlen yemeği yedim. masadaki ekmek sepetinden tüm ekmekleri yemiştim. akşamda bedava yurt fişi ile yarım ekmek arası peynir falan aldım yedim. çarşamba oldu burs yine yatmamış. yurt fişine ekmek aldım dolapta adanalı arkadaşın getirdiği salça vardı 1 ekmeğin arasına sürdüm öyle karnımı doyurdum. musluktan su içiyoruz tabi ki. bu arada musluk suyu o kadar da kötü değilmiş.
    perşembe dediler burs yatmış. belediyeye gittim 2 km sıra var sıra gelmedi. aç yurda döndüm. yemek fişini harcamıştım dolaptan salçayı öyle kaşık kaşık yedim. su yine musluk suyu. geceleri rüyamda ıssız bir adadayım ve megan fox mayo ile denizden çıkıp bana doğru koşuyor bende heyecanlanıyorum ve ona koşuyorum sonra o elindeki adana dürümü bana vermeden geri denize doğru koşuyor. bende kadını yakalamaya çalışıyorum tam yakalıyorum bir bakıyorum elinde döner dürüm yok geri bırakıyorum. neyse cuma oldu artık açlıktan ölmek üzereyim. dolaptaki salçayı yemekten, yurdun tuvaletini adana salçası kokutmuşum.
    tekrar büyükşehir belediyesine doğru yola koyuldum. bir baktım belediyenin önünde sıra yok. ve kadının biri gişeden her gelene para sayıp veriyor ve her gişede 1 kişi falan var. birden kendimi kaybettim ve boş bir gişeye hızlıca koştum.
    tam kadına yaklaştım görünmez bir duvara çarptım yere düştüm. sağlam düştüm ama. etrafımda ışık falan belirdi. kadına bakıyorum ışıklar içinde falan ayağa son bir güç ile kalktım tekrar kadına yöneldim yine beyaz bir ışık ve kafa acısı yere düştüm. sonra bir görevli geldi kolumdan tuttu ve beni kaldırıp camdan yapılmış bölmenin etrafından geçirterek beni kadının yanına götürdü. parayı nasıl almışım lokantaya nasıl gitmişim hâlâ unutamıyorum.
    bir iskender ve yarım bir tavuğu öylece gömdüm. sonrada 250 gram falan antep fıstığı aldım. eğlene eğlene yurda kadar yürümüştüm.
  • ilk gün , gece otogara varmışım elimde 2 büyük valiz 18 yaşındayım henüz. sora sora yurdu bulmaya çalışırken valizlerle araba çarpmıştı, korkunç bir gündü.
  • kızı otobüs durağında bırakıp yurda geldim. kitap dolu bir çantayı alıp döndüm. o
    zamanlar tekerlekli valizler yoktu, en azından bu kadar yaygın ve ucuz değildi diyelim. eşşek ölüsü gibi bir valizi sırtladım. haziranın öğleden sonrası, ter içinde kaldım, çaktırmadan ona bakıyorum, çan gibi bi etek giymiş, ışıkta bacakları o kadar güzel parlıyor ki, vay amk. diyorum, cennet lan, resmen kız bana hasta, yürüyorum kartacalı hanibal gibi hissediyorum kendimi, bir atım eksik, roma orada işte, ceylan gibi gözlerin içi gülüyor, skym romayı, nuran'ım orada işte, huzur* daki nuran, roma'dan daha güzel, sırtımda hamallar gibi yüklendiğim kitaplar. kız bakarken devasa valiz dayanamadı alttan açıldı. tam durağa gelirken. bağırsak gibi boşaldı pat pat pat pat... kız dondu ben dondum ve her şey öylece dondu. birkaç kitap su birikintisine girdi, diğerleri yola dağıldı. kız gülmeye başladı. bir tür krize girdi. ben de çöktüm işte. kaldırıma çöktüm bir cigara yaktım. haziranın ışıklı rüzgarı yüzüme vurdu, kız, af diliyor ama yine de kahkahalar atıyor. yanıma gelip oturdu, yanağımdan öptü. o zamanlar bu harika bir şeydi, sadece ellerini tutuyordum, şimdikiler anlamaz, bizimkisi eski moda bir aşktı yani, yanağımı öpmesi harika bir şeydi, gülmekten gözlerinden yaşlar gelmiş, kocaman bal renginde gözler, işin garibi başka bir kız seviyordum, cennet o olsa da; bazen öyle olur işte, bunun neresi acı diyeceksiniz, haklısınız aslında, hatıranın kendisi değil, şimdi benim buradan bakışımda var acı.
  • sevgilimle ev arkadaşımı es kaza yatakta basmamın üzerine daha acı anılar zincirinin yaşanması. acıyı silemiyorsun daha acı şeylerle acıyan yerin sızısını geçici olarak unutuyorsun.
  • tam da üniversite hayatımın sonuna gelmişken dönemin iptal edilmesi.
  • trafik kazası...darmadağın olduk.
  • yıllarca kalmış olduğun, nice anılar biriktirdiğin şehirden apar topar ayrılmak. mezuniyet hayalleri kurarken bir gün okuldan çıktığında geri girmeyeceğini bilmeden çıkmış olmak. kısacası her şeyin kötü bir sonla bitmesi.
  • yoklama alınmayan bir matematik dersine katılmıştım ve sınıfın kapısını açtığımda profesör bomboş sınıfta tek başına oturuyordu.

    "hasss bu ne lan!" derken prof. "kimse gelmedi. otur ve ödevini çıkar bakalım tek kişilik ders yaparız biz de" demişti.

    işin kötü tarafı dersi hiç anlamamıştım ve ödevi de yapmamıştım. birileri anlatır diye gitmiştim derse. prof zaten asabi. bir punduna getirip kaçtığımı bilirim.