şükela:  tümü | bugün
  • aziz nesin, yüksek dozda ayar verdiği bürokrasiyi ele aldığı bu kitabını, 1948 yılında askeri harbiye cezaevinde tutukluyken yazmış. ona bu olayı anlatan da tutuklu bir arkadaşı. arkadaşı aziz nesin e nufus memurluğundaki bir yanlışlıktan dolayı ne kendisine ne de çocuklarına nufus kağıdı çıkaramamasının hikayesini anlatır. nesin bundan çok etkilenir. hemen işe koyulur.

    eser, ilk önce oyun olarak çıkmış. daha sonra birleştirilip roman halini almış. devlete göre, romanın kahramanı yaşar yaşamaz biri çanakkale de biri dersim de olmak üzere iki kez şehit düşmüş; yetmezmiş gibi babasından da bir yaş büyüktür. kimlik vermezler yaşar a. her gidişinde memurun o soğuk 'defter yalan söylemez' sözüyle uğurlanır. başına gelmeyen absürdlük kalmaz. bir kimliği olmadığından emanete bıraktığı şapkasını dahi alamaz. bu durumdan müzdarip yeni insanlarla tanışır. güher hanfendi onlardan biri. 80 yaşında askerliğe çağrılır. derdini anlatana kadar akla karayı seçer. romanın bu bölümünde sürekli işlenen, 'usulen bir tutanak tutulması' çok güzel bir gönderme olmuş.

    yaşar yaşamaz sonrasında hapse girer. mapus onu yetiştirir. kara kaplı nizami bey gerçeğini öğrenir.

    peki bu kadar hesapsızlık, tutarsızlık nasıl olur ? mümkün mü ? yaşar ın 'benim hesabımla onların hesabı niye tutmuyor' diye sorması üzerine baba dostu bu durumu şöyle açıklar:
    '' bak anlatayım nasıl uymadığını. biz okuldayken sınıfımızda 50 öğrenci vardı. hoca bir soru sorardı, 50 tane yanıt çıkardı. hocanınki de tutmazdı. şimdi onların hepsi bir işin başına geçtiğinden hesapların birbirine tutmamasına hiç şaşmam. ''
  • oldukça sürükleyici ve bir o kadar da trajik bir romandır bu. emin olun bu kitapta anlatılan zihniyet çok fazla değişmedi. sadece teknoloji gelişti. bürokrasi yine aynı bürokrasi, zihniyet yine aynı zihniyet. sadece teknoloji ister istemez biraz olsun hızlandırdı işleyişleri...
  • dağarcığıma "haydaa!" ünlemini katmış aziz nesin eseri. romanda her bölümde yaşar cezaevi arkadaşlarına başından geçen bir şeyi anlatır ve en sonunda diğerleri yaşar'ın başına gelen talihsizliğe/absürdlüğe hep beraber bir "haydaa!" çeker. romanın bir bölümünde yaşar'ın başına gelen bir şey o kadar acayipti ki ben bile okurken "haydaa!" çekmiştim. bir sonraki satırda ise yine "haydaa!" yazıyordu.
  • halit akçatepe ye saygımı iyice artıran filmi stv de paso yayınlanır. şimdi gidin açın seyredersiniz.
  • 4 sene öncesinde tiyatro sevdamın başlamasını sağlayan güzel oyun. tabi bunun oluşmasında yaşar rolünü canlandıran mert turakın başarılı oyunculuğu yadsınamaz.
    bu sene tekrardan izlediğimde yine keyif aldım ama 4 sene öncesinde izlediğim oynun o hali daha başarılıydı sanki. belki de ilk tattı o; o yüzden daha keyif aldım bilemiyorum. bu sene izlediğim oyunda kadroda değişiklikler de olmuş.
    sene olmuş 2013 devletteki işleyişin hala değişmemiş olduğunu gösteriyor bu oyun. ayrıca oyun sonundaki alkışlama da anlamlıydı. ağlancak halimize gülmek bi yana hatta göbek attık oyunun alkışlama bölümünde.
  • "yahu ben niye hiç aziz nesin okumuyorum?" diyip kendime kitap alma bahanesi ile alıp bitirdiğim aziz nesin oyunu/romanı. yaşar ne yaşar ne yaşamaz aslen bir oyun olduğundan ve sonradan romanlaştırıldığından çok fazla diyalog barındırıyor. bu da kitap için belki negatif bir etki yaratmış olabilir. ancak şunu çok net şekilde söylemek istiyorum: kitaptaki karakterlerin karakterizasyonu o kadar başarılı ki, yaşar hariç ismini bilmediğimiz bir çok mahkumun/tutuklunun karakterini, hareketlerini kavrayabiliyoruz. aziz nesin'in bu kitapta post-modern romancılara örnek olması gereken yanı bu. örneğin, çok yakında okuduğum bir ahmet ümit romanı vardı: kar kokusu. romanda sayısız karakter var, kitabın sonuna kadar ana karakterler hariç yan karakterler birbirinden ayrılamıyor, perspektif sürekli flu. karakterlerin tanıtımının iki sayfaya sıkıştırılıp sonra olayların arka arkaya sıralanması hatasından günümüz romancıların acilen kurtulmaları gerekiyor.

    kitaptaki mizah anlayışına değinirsek, 1977 yılına göre gerçekten esprili bir dil kullanıldığını söyleyebiliriz. romanın/oyunun kara mizah türünün etkili örneklerinden biri sayılabileceğini düşünüyorum. ancak, anakronizme düşmeden günümüze dönersek, artık olay kurgulu mizah yerine, durum mizahının daha ön planda olduğunu söyleyebiliriz. bu anlamda, genç nesil ya da 2000 neslinin böylesi bir kitaba gülmesi beklenemeyebilir. ancak bu durumun, aziz nesin'nin mizah edebiyatımızdaki yerini/başarısını değiştirmeyeceği kanaatindeyim.

    kitabın kapak tasarımı ve iç-dış baskı kalitesinin çok başarılı. hatta, açıkça fahiş fiyata kitap satan, bir an önce batıp yazarlarının dağılmasını dilediğim bir kitabevi var ki, ondan kat kat daha iyi bir baskı kalitesi ile karşılaştım. nesin yayınevi yetkilerini kutlarım.

    kitaptan çok güzel bir pasaj da şöyle:

    "normal insan, dengesiz insandır. çünkü insan, ateş üstünde duran su dolu bir kazana benzer. nasıl içindeki su kaynayınca kazanın kapağı atarsa, makinelerin buhar kazanlarına da artık kuğu dışarı fışkırsın diye subap yapmışlardır. buğunun artığı dışarı fışkırır delikten, kazandaki buğu da gerektiği kadar kalır, yani dengede durur. yoksa kazan patlar. insan da böyle işte... kızınca, duygulanınca, üzülünce, acılanınca, insan içinden bir şey boşaltacak ki, patlamasın da dengesi yerine gelsin. ee nasıl içini fışkırtacak? nasıl kazanın subabı varsa, insanın da bir tahtası eksik olacak ki, bundan dışarıya su koyversin... buyüzden işte, dengeli insan bir tahtası eksik insan demektir. o normal denilen tahtası eksik olamayanlar, günün birinde birden patlayıp bombok olur, bir daha da onarılmazlar."
  • aziz nesin'in okurken görsel düşündürmeyi harika bir biçimde ortaya koyduğu, eleştirel yanı muhteşem kitabı. şimdilerde pek yapılamayan bir kara mizah örneğidir ve genç neslin bu kitabı mutlaka okuması gerekir.
  • kafka'nın şato ve dava'sının trajikomik aziz nesin karşılığıdır. kafka bürokrasiyi kapkaranlık resmeder. bürokrasinin sıkıcılığını her cümlesinde hissedersin. k.'nın yerine sen bunalırsın. aziz nesin ise yaşar ne yaşar ne yaşamazda tam tersini yapar. bürokrasinin o sıkıcılığını okuyucuya yaşatmak yerine, o gülünecek denli saçma halini, sizi tebessüm ettirecek şekilde anlatır. yaşar'ı tebessüm ederek ve acıyarak dinlersin.

    kafka'nın eserleri kadar kalitelidir. yazarı da kafka kadar değerlidir.

    tiyatro oyununu izleyememek içimde kaldı tabi. izleme imkanı olanlara imreniyorum.
  • ibb şehir tiyatroları'nın programa geri almasını feci halde istediğim oyunlarından. konusu itibariyle türkiye'nin karmaşık durumlarını gözönüne seren, bir aziz nesin klasiği, güldürdüğü kadar memleketimin hallerine bak dedirten bir oyun.

    oyunda ufak tefek pürüzler yok değil. sadeleştirilmesi gereken yerler var bence. misal hemşirenin "otomobil uçar gider"li sahnesi gibi bir kaç sahne olmasa da olur. ayşe ve yaşar'ın "eğer ki sen istemiyorsun"lu muhabbeti lüzumundan fazla uzun. gazozla bağlanan finali olmasa komple ziyan olabilecek bir sahne. benzer bir lüzumundan fazla uzama durumu, mahkemede avukatlar arasında da var. o sahnede de final durumu toparlıyor. özetle hani yeniden uyarlama falan olursa bir kaç sahne sadeleştirilse oyun tadından yenmez bir hale gelebilir.

    yazıldığı günden bu güne pekte birşeyin değişmediğini gördüğümüz, yaşar' ın "tam kıvamı" na geldiği finaliyle insanı ayağa fırlatan, hatta müzik eşliğinde sahneye dalıp birlikte göbek atma güdüsünü uyandıran, tam olarak ağlanacak halimize güleriz oyunu, yaşar ne yaşar ne yaşamaz. ve bize mert turak'ı kazandıran oyundur aynı zamanda. olsa da izlesek.
  • "arayıp da öz yarini bulmayan
    iki vücut bir tek gönül olmayan
    yari bulup yar gönlünü bilmeyen
    ne yaşamış ne yaşıyor ne yaşar"