şükela:  tümü | bugün
  • varlığının var olduğuna ve dünyada bir görünüme ait olduğunun hissiyatı. kendini görme durumudur. nefes alımlarının ve fizyolojik tepkilerinden öte ''ben'' beni hissetme algısının bireydeki karşılığı..

    yaşıyorsun benliğin bunu yıllarca görmezlikten gelmiş ve bir gün -hişştttt bak bi! yaşıyorsun ve burası dünya diyiveriyor sana. komik değil mi dünyada varolmak bunu birileri fısıldıyor olmasa öylece ölüyor olacaktık.
  • yaşıyor olmak,gerçekten fiziksel olarak hayatta olmak anlamına mı gelmektedir?
    gün içerisinde herkes soruyor "nasılsın?" diye "iyi,bugün de yaşıyoruz" diyorum,oysa beynimizdeki nöronların ya da kalbimize pompalanan kanın veya hücrelerimize taşınan oksijenin kısacası gerçek dünyada yaptığımız tüm alışkanlıkların bizi hayatta tuttuğunu kimse düşünmez(bilinçli veya bilinç dışı), aynı bir tayın hayata gelince 4 nala koşması veya bir yılanın dünyaya geldiğinde avlanma iç güdüsü gibi bir insanında bu hayatta yaşamak için bir iç güdüsü olduğunu kimse düşünemez,
    çünkü insan doğar,
    büyür,
    ve ölür,
    bize empoze edilen bu
    oysa arada geçen platonik aşka,gerçek aşk,evlilik,ihanet,keşkeler ve dahası hikayelerden kimsenin haberi olmaz,düşünüyorum da ulan ne hikayeler vardır bu dünyada diye uzun uzun dinlemek isterdim
    neyseki bugün de yaşıyoruz..
  • kaybolmaktır. başka bir anlamı da yok. insanın bu dünyada ne yaptığına, neye hizmet ettiğine dair mantıklı hiçbir fikri yok. korkunç bir anlamsızlık içindeyiz. anlamlı olabileceğini öngördüğümüz, umut ettiğimiz her şey de nihayetinde başka bir anlamsızlığa bağlanıyor. ölü olmaktan ya da dünyaya hiç gelmemiş olmaktan bir farkı yok bunun da. o kara delik hiç kapanmayacak.
  • yaşıyor olmanın temel sorunu sanırım intihar edip etmemek. intihar etme tercihinin dışındaki tüm seçeneklerde biraz ölmek aslında. ölerek yaşıyoruz. her sabah uyandığımızda yaşama şıkkını gerçekleştiriyoruz, ve var olmaya devam ediyoruz.
  • yaşamakla bağdaşmaz bazen
  • ah ulan kendime dönüyorum böyle an'larda, kendime de dönmüyorum ya, aslında trajik bir gerçeği dikizliyorum, ortaya çıkarmış gibi değil de; yaşamak 'dan farklı bir şey sanırım yaşıyor olmak. zıtların uyumu üzerine sözlükte bir hayli şey yazıp çizmiş biri olarak, hayatımı sürdürüyor olma'nın gerisinde yatan asli sebebi ve hedeflendiğim şeyi aramaya giriştiğimde, karşıma nedense 15 yaşından beri düzenli olarak aynı şeyler çıkmakta, mesela les reveries du promeneur solitaire 'i * defalarca okumuşumdur, nietzsche 'nin zerdüşt 'ünü bilmem kaç kere hatim indirmişimdir, asıl olan biraz farklı sanırım, yani şimdi ise benim gördüğüm biraz farklı. mesela yalnızlığı böyle kitapla, filmle, müzikle geçiştirmek değil.

    zira çevremdekilere baktığım zaman; herkeste bir değişim söz konusu, hatta sadece insanlar davranşlarında değil, zaman da değişiyor, zamanın belli noktalarında huyları hiç yer değiştirmemiş gibi duranların bile aslında yaşlanmış olduklarını görüyorum. küçükken, büyüdüğümüzde yalnız kalacağımız, çevremizde bize kol kanat gerenlerin bir gün göçüp gittiklerinden ötürü hayat mücadelesinde korumasız bir kedi yavrusu gibi bir köşede kalacağımız aklımıza gelirdi ya, işte aslında 'yaşıyor olmak', sandığımız ne kadar abuk sabuk -aslen genel geçer olan- gerçeklik varsa onlara alışma, gardımızı alma ve mümkünse -e rağmen lerle tam zıt bir şekilde daha güçlü fakat daha tek, daha görmüş geçirmiş fakat daha kırılgan bir şekilde sevebilmek veyahut nefret edebilmekle alakalı diye düşünmekteyim.
    böylesi çelişik bir durumun izahı nedir diye pencereden kafamı çıkarıp doğanın akışına baktığımda, günün ağarması 'nı görüyorum fakat bir zamanlar günün ağarması başka anlamlarla vuku bulurken, bugün ise bambaşka bir imago olarak bana görünmekte.
    öyleyse benim algım da çevremdeki tüm maddelerin -atomların dik veya çapraz düşüşlerinin- değiştiği gerçeği gibi, bir statü şeklinde durmakta. öyle ya herkes her şey değişirken ben sabit ve rutin kalamazdım, yaşıyor olmam tıpkı attilla erdemli hoca 'nın * dediği gibi trajikti, her ne kadar ben de maddelerin mühim bir kısmını, hayatıma soktuğum kadarını seviyorsam da, hatta nefret ettiklerimin duruşları ve nefret ediş sebeplerim de insana özgü bir karalteristik ürünüdür, yine de değişim ve artık eskiden çare olan şey'lerin artık çare olmadığı ve benim yeni savunma yolları bulma gerekliliğim trajik olmaktan öte can sıkıcıydı. baktım ve algıladığım bu; yaşıyor olmak trajik, değişimin getirdikleri ise acı. 'yaşamak'tan farklı olarak, 'yaşıyor olmak' ifadesi, yeni yaşam koşulları, nefes alıp verişlerinden muzdarip olmak demektir, yaşayabilmeyi becermek, hatta kimi zaman bilinçsizce kundakta hiçbir emek sarfetmeden de olsa, yaşamı buraya kadar, getirebilmiş olmak.

    ovidius , epistulae ex ponto 'sunun son kitap, son mektubunu şöyle bitirir; "non habet in nobis iam nova plaga locum." yani "yeni bir darbeye yer yok artık içimde." * * işte böylesi bir durumda daha fazla laf etmeyip, bu entiriyi kapamak istiyorum, daha fazla kelimeye yer yok sanırım entiride, oy.

    edit @: gelen birkaç övgü dolu mesajın yanında, özellikle son paragraftaki ovidius alıntımı beğenenler olmuş. nedir, ne değildir üzerine sorular aldım, tabi bir parçadan bir dizeyi söküp çıkarıp ona değer atfetme telaşında olmadığım aşikar,, bunu çeşitli entirilerimde de ısrarla anlatmıştım, fakat inanın bana en azından ovidius 'un roma'daki yerini ve yaşadıklarını, sürgününü bilmeyenlere bir eklemem olsun, güvenin bana salt bu dizede ne görüyorsanız, ovidius 'un hissettirmeye çalıştığı şey o'dur, yani 'in nobis' aslında 'içimizde' diye çevrilmeliyken, 'içimde' manasında yer almaktadır dizede, bunun gibi ovidius hissiyatı göz önünde tutulmalıdır.
    bu ilgiye teşekkür edip, açtığım bu başlıkla da alakalı olduğunu düşündüğüm bu ilginç dizenin üstünde bir iki dizede neler anlatıyor ovidius, bunu da ekliyeyim;

    "..
    herşeyimi yitirdim; sadece bir yaşam kaldı elimde,
    hüzün duygusu ve hüzün kaynağı sağlasın diye bana.
    çoktan ölmüş bedenimi demirle dağlamaktan ne zevk alırsın?
    yeni bir darbeye yer yok artık içimde."
  • hissetmek için çağrışımlara ihtiyaç duyulandır.ya biri olmalıdır,ya bir yer(bir dağın yüksekleri mesela) yada ölenleri izlemek sürekli...hep uzak olmaktır o belirsizliğe..düşünmemek,derin bir nefes alıp devam etmektir yeniden..yeniden...
  • hani üstüne basa basa 'yaşıyor olmak trajiktir.' diyorum ya, aslında yaşıyor olmak biraz da direnç gerekliliğinden ötürü, zordur da. nasıl mı, bakalım cicero 'nun de finibus 'unda 'yaşamak' fakat bana göre 'yaşıyor olmak' nasıl değerlendirilmiş;

    de finibus, iii, 29
    "..ex quo intellegitur idem illud, solum bonum esse, quod honestum sit, idque esse beate vivere: honeste, id est cum virtute, vivere."

    " ..aynı şey sadece ahlaklı olanın iyi olduğu bahsinden de tasavvur edilebilir; aynı zamanda erdemli ve ahlaklı bir şekilde yaşamak -yaşıyor olmak- , mutlu yaşamaktır."

    sanırım benim şu sürdürülebilmiş yaşama sürecini trajik bulmam, eğrisiyle doğrusuyla bir kıvama getirilmiş olanla, anı yaşamak * * arasındaki farkla ilgili.