şükela:  tümü | bugün soru sor
  • yaşam denen savaşın, düşüncelerin ve duyguların çapraşıklığının, tüm bu çapraşıklıkla sosyalleşme ihtiyacının kafadan verdiği samimiyetsizliktir. duygular ve düşünceler aktarılma ihtiyacıyla yanıp tutuşulduğu anda özünden uzaklaşır ve sonunda bambaşka bir şeye dönüşür, yaşama arzusu her şeyi kisveye boğar.
  • yaşamak omzunuza samimiyetsiz bir yük gibi binip gitmesin, zira asıl samimiyetsizlik öbür dünyada cenneti kazanmak için bu dünyayı cehenneme çeviren mahluklardadır.
    unutulmamalıdır ki bu koca sonsuzluğu, sadece ve sadece yaşadığımız için deneyimleyip algılayabiliyor, acı tatlı tadına bakabiliyoruz.. sırf bu yüzden saygı bile duyulur yaşamaya....
  • var böyle bir şey. başta insanın kendi içinde başlayan bir durum. bunu istiyor muyum, yoksa bana gösterilen ekranlardan, hayatlardan birine mi özendim diye düşünüyor. sonra özendiğini, taklit ettiğini yaşıyor, gerçekte istediğini yaşarsa kazan kalkar..bazen gerçekte istediğini yaşarken bile samimiyetsizlik olur hatta..çünkü bu sefer de kalabalıkla restleşmek için bir takım hayatlara sürüklenilmiş olabilir.

    sonra ilişkiler. ilişkiler başlı başına samimiyetsizliktir. yani anlarsın aslında, bi aidiyet telaşı, dürtülerin çekiştirdiği yere gitmek filan..aslında anlık şeyleri sürdürmeye çalışırız. başta samimiyizdir ama bizi başlangıcta motive eden kimya, tekrarda elde edilemez.

    ilişiğimiz olmayan insanlarla ilgili yorumlarımız; onlar da samimiyetsizlikten nasibi alır. hiç bilmediğin bir dünyanın dış görünüşüne göre analizler kasarsın, edebiyat yaparsın..niye? ortak "tek" bir özelliğin olduğu için ya da keşke ortak "tek" bir özelliğim olsaydı dediğin için..

    yaşıyor olmanın verdiği samimiyetsizliğin başlıca nedeni, insanın sosyal bir varlık olmasıdır.