şükela:  tümü | bugün
  • unlu japon yonetmen.akira kurosawadan hicte asagi kalmaz. baslica temasi japon toplumundaki degisimdir. japon sinema tarihinin suanakadar gelmis gecmis en iyi ikinci filminin (bkz: tokyo monogatari) yonetmenidir. birincisi kurosawanin 7 samurayi kabul edilmektedir...
  • wim wenders'in favori yonetmenlerinden olur kendisi. jim jarmusch'u da etkilemistir.
  • good morning ve tokyo story en basarili eserleri arasinda yer alir
  • tokyo story filmi 8-10 yılönce istanbul film festivali'nde gösterilen japon yönetmen.
    japon toplumunun değerlerini insalcıl bir şekilde yansıtıyordu film.
    ki kamera da geleneksel japon seviyesinde, yani yerde oturan, yatan insanların gördükleri seviyede idi.
    adeta bizlerin de hayatı japonların gördüğü gibi görmemezi istiyordu.
    yavaş yavaş insanın en derinlerine işleyen hikaye anlatımı etkileyiciydi bir de.

    bu yılki istanbul film festivali'nde ustanın filmleri için bir toplu gösterim yapılacak.
  • filmlerinin vhs kopyalarına busk'ten ula$ılabilen sanatçı...
  • bu seneki istanbul film festivalinde "tokyo hikayesi"*,"doğdum ama..."(umarete wa mita keredo),"geç gelen bahar" (banshun), "erken gelen yaz"(bakushu),"erken gelen bahar" (sonshun), "günaydın" (ohayo) ve "bir güz öğleden sonrası" (sanma no aji) olmak üzere 7 filmi gösterime girecek yönetmen.
  • 3 filmini izledim kendisinin, sanirim simdi simdi yetkin bir kac laf edebilirim giyabinda. ozu'nun benim izledigim üc filmi de ayni filmdi. sadece hikayelerde ufak ufak bir iki ayrinti degisikligi, ve ayni oyuncularin farkli farkli rolleri var idi. ne idi bu dünyanin temel özellikleri? nasil ki jane austen'in dünyasi, kabaca bir bakisla, evlenmek icün en uygun koca arayisindaki kadinlardan mürekkep, kendine has deger yargilari ve kurallari olan bir dünya ise ve okumaktan alinan edebi zevk ancak o dünyanin kurallarini kabullenerek anlamlanacaksa, ozu'nun da mütevazi bir dünyasi var, ögeleri ise sunlar:

    -hafiften cocuksu, muzip yasli adamlar. bu adamlar ozu'nun filmlerinde siklikla bir araya gelip eski günleri yadeder, kendi aralarinda özel espriler yaparlar, sake ve bira icip keyfe gelirler.

    -hafiften cocuksu, muzip yasli adamlarin evde kalmis kizlari (güz sonu namli filminde 40larinda bir annenin kizi vardir): evde kalmis kizlar henüz evde kalmamislardir, ama böyle giderse kalacaktirlar. ozu'da filmlerinin iskeletini ebeveynlerin kizlari icin uygun erkegi aramasi üstüne kurar. kizlar ebeveynlerini yalniz birakmaktan cekinmektedirler. bu kizlarin bir diger özelligi, sanki 19. yüzyil körpe edebiyat kahramani kizlari gibi, durmadan kizarip bozarip, utanip durmalaridir.

    bu iki ana öge disinda uzuuun uzuuun sayilabilecek onlarca ayrinti var, izledigim bütün ozu filmlerinde tipatip tekrarlanan, hatta kimileri bir filmden alinip digerine konmus gibi. ozu'nun dünyasi icün gercekci denemez sanirim. tipki austen veya baska kendine has dünya sahibi sanatcilar gibi kendi gelenegine ve ritmine sahip, özgün bir dünya bu.
    lakin bu dünyayi özgün ve izlenilir kilan esas olarak ozu'nun üslubu. hayatimda, bu kadar az sey anlatirken, ve kamerayi kesinlikle ama kesinlikle milim hareket ettirmemek gibi bir takintiyle film cekerken, bu kadar akici olabilen baska hicbir yönetmen bilmiyorum. bakin nasil sictim evvelki cümlede! ozu'nun filmleri bana en isabetli gelen bir tanimlamayla, en cok güllaca benziyor. hafif (ama bos degil) ve inanilmaz lezzetli. insanin üstünde bir agirlik birakmiyor, cünkü öyle tasasiz, keyifle ve kayarcasina ilerliyor ki filmleri, siz de hafifliyorsunuz izlerken. minimalizmi ise, "kamerayi hic hareket ettirmeyecem!" inadina degil, hikayesini anlatirken bir yönetmenin damgasi olabilecek her seyden itina ve utangaclikla kacinip, cektigi her sahneyi sanki matematiksel bir formülü varmis gibi daha önceden kestirilebilecek bir sekilde cekmesine dayaniyor.
  • filmlerinde kamera sabit durur insanlar kadraja girer çıkarlar...çektiği filmler hep birbirine benzer
  • ciddi bir süre alkol bağımlılığından müzdarip olmuş, oturan adam. savaş öncesi filmlerindeki hollywood etkisini, sonrasında tamamen reddederek dışlamış, bu şekilde alterno bi' hale bürünmüştür bu ince bıyık.
  • 20 sene oncesine kadar japonlarin soyledigi kadariyla kultur ihracati yapilmiyorken yani japon kulturunu anlamak pek bir gucken bu adamin filmleri izlenerek bu kulturun anahtarlari bellenebilirmis diyorum.

    amaciniz japon kulturunu tanimaksa ozu ile baslamak pek yerinde bir eylem olacagi kanisindayim.

    filmleri sikici gibi gorunebilir zati adam 963'te gozlerini kapatmis ,hep siyah-beyaz ve pek ciddi cekilmis ama filmin icindeki karakterlerin umutlu ve gunesli yarinlara baktigi filmlerdi, konu ile karakterler arasindaki ilginc bir zitlasma gibi gorunsede ,japon kulturu kisilige sayginin maksimimum oldugu fakat bir o kadar da japon kadinlarindaki hosgoru, guleryuz ve super otesi nezaketleri-naziklikleri ile dusunurseniz tezat degil sadece bir butunun parcalari oldugunu anliyorsunuz.

    filmleri birbirinden pek de kopuk degildir, konu hep icice geciyor japon toplumsal hayati ve bu hayattaki ince detaylar, evlenmek istemeyen babasi ile yasamak isteyen kiz evlat, isini kaybedeb aile babasi gibi ,ayrica bildigimiz japon kulturunun otesinde japonlara dair her bir sosyolojik elementi bulabilirsiniz bu filmlerde.