şükela:  tümü | bugün
  • hasta ziyareti denen şeyin ne olduğundan bihaber tanıdıklarla daha da katlanılamaz hale gelen eylem.

    kanımca bu dönemde en çok sinirlenilen durum ;
    "allah iki iyilikten birisini versin" temennisidir.

    kastedilen iyiliğin ölüm olduğu çok bellidir dileyenin gözlerinde..
    fakat o an sinirlendiğini belli edemezsin.hastayla yalnız kaldığında gözyaşlarını tutamazsın artık. rahatsızlığı nedeniyle konusamaz durumdaki hastana sarılıp kokusunu içine çeke çeke ağlarsın.
  • hakkıyla yapılırsa cennet kapılarını açar.
  • şüphesiz zor bir durum. ama yatan hasta için çok daha fazla zor. hasta bir taraftan sahip olduğu hastalık yüzünden üzülür, acı duyar, dert çeker; ama bir yandan da ona bakan insanları düşünür, onlara yük olduğu için kendini suçlu hisseder. daha bugün, sizleri düşünmesem intihar ederdim, yüzünü görmek istemiyorum artık diyor bana, ne yapayım allah almıyor canımı diye ağlayışını duydum canımın, canımdan da öte olanın. ağlama diyemedim. ağla, açıl, dök içindekileri dediler onlar. onlar öyle dedikçe daha fazla tutamadı kendini o güçlü adam. yaşları döküldü akça yüzüne. sonra defalarca özür dilerim dedi güzel adam. üzülmeyin n'olur, tamam geçti dedi. geçmediğini biliyordum, hepimiz biliyorduk. ama elden ne gelir ki? kimse isteyerek bu hale düşmüyor ki, yarın halimizin nice olduğu belli mi? hastaya yüz çeviren, oflayan insan bir gün onun da başına gelebileceğini düşünmez mi? ya ben, düşünüyor muyum acaba?

    canımın içini kaybettik bu yazıyı yazmamdan üç yıl sonra. hiçbirimiz ona layık olamadık. seni çok seviyorum bir tanem, pamuk ellim. hep bizi dinle, gör. arada rüyamıza gir, hatırlat kendini iyi halinle. bir gün kavuşmak dileğiyle canımın içi...
  • annem ve kardeşimle 8 aydır yaptığımız, artık ihtisas yapabilecek hale geldiğimiz eylem. babamın bu hallere gelebileceği aklımın ucundan geçmezdi. kimin geçer ki zaten. bir bebekten daha fazla bakıma muhtaç oluyor böyle insanlar, ağlamak yok, ses yok, mimik yok. hareket zaten yok. boynunu bile tutamıyor. yatakta her gün biraz daha eriyor, senin için parçalanıyor sadece. tek tesellimiz ağrısı, sızısı yok. öyle sessizce nasıl koyarsan kalıyor. izmir deli gibi sıcak, hep terliyor. düşmanın başına gelmesin derler ya. babacığım hiç haketmedi hiç. keşke kötü bi adam olsaydı diyorum bazen, yaptıklarının bedeli derdik. hayatımda görüp görebileceğim en pamuk, en duygusal, en merhametli insandı babam... babam hiç haketmedi.
  • uzun süre yatan hastanın incelen derisine buğday nişastası sürülmesi gözle görülür bir kalınlaşma sağlıyor. ama her gün ihmal edilmeden yapılırsa iyi olur. çünkü gerekli özen gösterilmezse sırtta çok geç iyileşen açık yaralar oluşmasına sebep olabilir. acil şifalar.
  • yatalak kalabilir klişesi ile başlayan genelde uzun süren depresif bir serüven. canın, kanın olduğu için konduramazsın. evin bir odası o güne kadar yaptığı görevden alınır ve bir hastane odasına döner. havalı yatak, aspirasyon aleti, sondalar, yatak pedleri, yetişkin bezleri eksik olmaz. 1 buçuk 2 hafta bir hemşireden ücret karşılığında yardım istersiniz. fizyoterapist tutarsınız. hazıra dağ dayanmaz hemşirede, fizyoterapistte siz olursunuz. yakında düzelecek, iyi olacak hissi sizi yavaş yavaş terketmeye başlar. günler depara kalkmış bir şekilde geçerken sağdan soldan gelen şöyle süper böyle müthiş bir hoca var, falan yerdede bitkisel ürün yapan bir adam var çok övüyorlar bi gidin isterseniz şeklinde konuşmalar çok eksikmiş gibi aile fertlerinin kafasını kurcalar. para tuzağı dersiniz, şarlatan bunlar dersiniz laf dinletemezsiniz. onun sağlığından değerlimi cevabı alırsınız en sevdiklerinizden. susmak zorunda kalırsınız. konuşursanız laçkalaşmış sinir sistemleri sizi tartışmaya iter. bu yüzden şarlatanların size verdiği maddi zarar manevi zararın yanında hiçbirşeydir. yatalak hasta bakmak zordur, sabır ister.
  • babannem cok hasta, zaten koltuk degnekleri ile yürüyebiliyordu, geçenlerde evde düşmüş, düşmeye bağlı olarak da vücudunda bi enfeksiyon gelişmiş, acile yatırdılar o mikroptan dolayı da dizinden ameliyat yapmak zorunda kaldılar. iki haftadır da hastanede yatıyor.

    üç tane oğlu var, hiç kızı yok. istanbuldan ziyaretine geldim, gözleri yaşlı kadincagizin, her yerlerimi gördüler hiç özelim kalmadı diye.

    babamların açısından bakarsak da, yatalak hastaya bakmak okadar zor ki, tuvalet ayrı bir dert, altını falan bağlıyorlar geceleri, bacaklarında yatak yaraları açılmaya başlamış, kıpkırmızı olmuş, şişme yatak alındı, yana döndürmeye çalışıyorlar, yerinden kalkmıyor. iki milim kıpırdatınca acıdan bağırmaya başlıyor. valla yatan hasta için de zor durum, bakan kişi için de. allah kolaylık versin.
  • zor aktivitedir. yıllarca durumun kenarında yaşamış biri olarak hala şuna inanıyorum: yatalak hasta olmaktan zor değildir.

    yatalak hastanın bilinci yerindeyse lütfen sağlıklı ama bilinci yerinde olmayan insanlardan uzak tutun. şahsen ben en çok farkında olmadan yapılan terbiyesizlikten, fütursuzluktan rahatsız oluyorum. yapan kişi bakan da olsa kanıma dokunuyor.

    yetişkin bir insanın bi anda çocuktan çaresiz kalakalmasından bahsediyoruz. kolayca kabullenilebilecek bir şey değil. hastalık ve çaresizlik bir araya gelince, sinirsel rahatsızlıklar da ortaya çıkabilir. kaldı ki, hasta bakmak çocuk bakmaya pek benzemez, sizde de bazı sıkıntılar oluşabilir. bu bağlamda nasıl havalı yataklar, yatalaklar için özel merhemler hayatımıza can kurtaran gibi giriveriyorsa, psikolojik ve gerekliyse psikiyatrik destek de girebilir. çekinmeyelim.

    kısaca ruh sağlığı önemli. bi de para. kurban olduğum memleketimde paran varsa herşeyin bi kolaylığı bulunuyor. düz adamsanız üzgünüm, devlet olmazsa olmazlarınızı dahi karşılamak konusunda isteksiz.

    bi husus da hastayla ilgileneyim derken hayatı kaçırmamak. siz de kıymetlisiniz. ve unutmamakta fayda var ilgilendiğiniz kişi de sizin iyiliğinizi ister. sizin hayatınızın mahvolması baktığınız kişi için ağır bir bedel olurdu. lütfen iyi bakın kendinize.

    hasta bakmak sabır ve sevgi işi bence. allah sabır versin.
  • 4-5 sene kadar büyükbabamı (annemin babası) baktık. kan pıhtısı nedeniyle felç geçirmişti.
    altını bezlemek, mamayı burundan giden hortumla* vermek gibi bakımlar gerektirdi. annem, babam ve ben baktık ona evde. bakımevine yatırmadık.

    şimdi seneler sonra, kanserinin omuriliğine sıçraması nedeniyle yürüyemeyen ve bugün sabahtan itibaren çişini ve kakasını tutamayan 12 yaşındaki kedimize aynı odada, aynı şekilde bakıyoruz. onun da yattığı yerde altına yatak koruyucu seriyoruz. belli saatlerde iğneleri ve ilaçları var. üçümüz bakıyoruz yine. birimiz mutlaka evde kalıyoruz.
    kediyi de uyutmuyoruz, gittiği yere kadar bakmayı düşünüyoruz. sadece omurilik değil, böbrek ve idrar kesesinde de sorun olduğu için çok acısı olduğunu söyledi veteriner. ama uyutamıyoruz, bırakamıyoruz. o bizi bırakana kadar uyutmayacağız sanıyorum.

    hayat çok ilginç. çünkü öte yandan 10 aylık bebeğinin beyin ölümü sonrası organlarını bağışlayan kuzenim geliyor aklıma hep. ben bir kediyi uyutmaya güç bulamazken, makineye de bağlı olsa nefes alan, kalbi atan, teni hala sıcak olan kızını ameliyata sokup cenazesini alacak kararı verebildi.
    hayat gerçekten çok boktan.