şükela:  tümü | bugün
  • 2004 yılında yazmış olduğum sevgiliye gönderilmemiş yazı parçalarından oluşur:

    12.06.2004: ah mümkün mü içlenmemek? eve geldiğimde içsel bir boşluk hissine kapıldım. eşyalar toplanmış, garip bir naftalin kokusu sarmış odayı. özlem özdil çalıyor, bu satırları yazıyorum. biliyorum, şu an mutfaktasın, aniden görüneceksin. kaçacaksın gündelik gerçeklikten, bir küf sabahına. ölüm mü bizi ayıran ey sevgili, yaşamın ortasında sisli bir ölüm? hani sandıklar vardır yüzyılların içinde, sandıkların içinde naftalin. kokuşmuş gerçekliğimizi saklayan, anları fotoğraflayan... kim bilir hangi şarap dindirecek düş-ülkemin iç savaşını? bu çalkantılı denizde yolculuğumuz mu var ey sevgili ayrı ülkelere? her zerremde seni bulduğum bütünleşmiş bir deniz olmuşum, kimse bilmez. giriver kıyısından... başla ayrılık çilesini çekmeye. yelken biz, kürek biz...

    13.06.2004: ''ümit gönlümün ekmeği/ umar ha umar umar... c.karaca'' yandaki dizeler ne güzel anlatmış, değil mi sevdiğim? sensiz bir karanlığın ortasındayım. zindanlarıma su veriyorsun, nemleniyor yaşam. ama umudum da sensin, ekmeğim de...

    14.06.2004: ''benim de mi düşüncelerim olacaktı / ben de mi uykusuz kalacaktım / sessiz sedasız mı olacaktım böyle / çok sevdiğim salatayı bile / aramaz mı olacaktım / ben böyle mi olacaktım?... o. v. kanık'' şiir başka bir anlam kazandı şimdi. büyük aşklar bedel ister. mecnun çölde gezmiş leyla için. ne lütuf (!). sensizliğin ayazında kaç gece durulabilir ki?...

    15.06.2004: bugün doktora gittim. bu şehrin insanları seninle gitti. yollar neden bomboş? neden yıkık bir kentte yapayalnız dolaşıyorum? yüreğimdeki deprem her daim kararlı inançlarımı yıkmaya.

    16.06.2004: cezalı ruhum!.. ben miyim mükemmelliği arayan midyaus? ruhuma ceza kesildikçe yüceliyorsun. bir şeyler eksiliyor bütünümden, ruhumun bir parçası kâğıda akıyor. azalıyorum, azaldıkça gözlerini seçiyorum. gözlerine 'merhaba' demeyi seçiyorum.

    18.06.2004: bu yalnızlık ve bu sensizlik kahrediyor beni. bir düşten başkasına geçiyorum. hep gittiğin geliyor aklıma. her otobüs camında gördüğüm sensin, her sokak başında sen. salt aşkla değil, partizanca sarıldığım ülkemle beliriyorsun sabah aydınlığıma. umut, bayındır bir coğrafyadır bizim için. aşk umuttur çünkü, kıraç yerleri besleyen.

    19.06.2004: içimde bir köz olmaktan ne zaman vazgeçeceksin? buğulanmış bir acının ırmağı yüreğim. keşke yanımda olsan, keşke ıslak yollarda dolaşsak seninle. kırılgan bir anlamdan çıkıp bu yabancı kentte düşlerimin seninle var olduğunu görebilsen. stajyerlik sınavından çıktım. mutlu muyum, mutsuz muyum? ne fark eder ki...

    20.06.2004: yalnızlık... ama sen gerçeksin. evimizin her yanındasın. öyle bir gerçek ki; ay batar, mahzen olur evren. ama neden konuşmuyorsun sevdiğim? hep aynı yöne bakıyorsun. bir fotoğrafa sığmışsın. en varılmaz denizlere koşacağım varlığın için. kim bilir, belki gemiler vardır limanda, kutsal bir dileğe gidecek.

    21.06.2004: ''kuru ağ'cı ni'derler/ kesip oda yakarlar/ her kim âşık olmadı/ benzer kuru ağaca... y.emre'' işte bizim tözümüz özümüzdür. yunus derviş gezer aşk için, aşka kul olmak için. her dağda bir semah kurulmuş. lale, sümbül açmış yurdum. eller havaya açılmış, aşkı diliyor anadolu. acemice sokulup katılıyorum semaha. üç telli boyuna seni anlatıyor. boyuna ırmaklara karışıyorsun.

    22.06.2004: ve gelir umutsuzluk yabancı yaslarla. duvar olur mavi gökyüzü. bir tutarım en olur yerinden, sen kalırsın geriye. peki, bu kenti kim çizdi mavi mavi? kim dağıldı sıkıntılı bir akşam? alkol!.. geldi ve dağıttı bütün kuralsız acıları.

    23.06.2004: gün biter ellerinin üstünde. kalır gecenin tüm haşmeti. varlığın bir acıya gebedir. bu yüzden saklanırım yolcu heykellerinde. her günün sonunda kuş sürülerine yenilirim. koşarım, koşarım bir onulmaz sonluğun köşe başlarına. sen çıkarsın, rüyalar gözyaşı getirir.

    24.06.2004: bugün savaş'taydık. havadan sudan bahsettik, yağmurlu günlerden, eskilerden. haluk'la beraber döneceğiz eve. biliyorsun, bende kalıyor. karpuz yedik, dolma yedik. seninkiler aklıma geldi.

    27.06.2004: akşama bursa'ya geldim. yolculuk esnasında seni düşündüm. yaz mevsimi gibi gurbet kokuyordun. eve saat 02:30 civarı geldim. hemen uyumuşum.

    28.06.2004: zaman boğuyor bu yarasaları. küller kalıyor kendimizde. gece... yalnız kalmanın yitik konuşmaları... bir sarhoş böğürtüsü, bir kedi sessizliğini bozuyor. ay yükseliyor gökte, sıkıntı damlıyor gözlerimden. senin saçlarından kırlangıç sürüleri havalanıyor. koşuyorsun aşka bulanmış tarlalarda.

    29.06.2004: kalkıp gelsen gökyüzünden nelere gülümserdik kim bilir, o en güzel yüzümüzle?...

    03.07.2004: ben aslında vurgusuz okunmuş bir dizeydim. tamamlanmak kaygılarıyla can bulan bir kamyoncu uykusu... biraz her şeydim, biraz hiç. anlamı olmayan bir ikon eskimiş duvarlarda. ama sonra saatler kuruldu, kalktım en anlamlı zamanda. tıraş oldum yıkadım yüzümü. artık okunmuş bir şiirim.

    04.07.2004: ben aslında bir yasağım. dudaklarda dağılmış bir sözcük belki. çıkmasak buralardan, yaşasak kapı çıldırmasında. hangi siz kovar yok olan varlığı? yazılar, masa (kaç köşeli?), kalem devrilmesi, bir düşünce... sen mutsuzsun ama ben bir akşamüstü mutsuzuyum.

    06.07.2004: çocuk yüzünde alkol tadı buluyorum. fethedilmiş düş-ülkemden geçiyorsun. hangi sokak güzelse oradan geçiyoruz. hangi yağmur ıslatacaksa adamakıllı biz oradayız. sıcak bir ailesin, gerçekçi bir sevişme tadı, ama en güzeli de prenses... her uyandığımda yalnızım.

    07.07.2004: her şey ne kadar buğday! her rüzgâr ne kadar özlem! akşamları serindir buralar, dağlar ıssızdır, köylüler sessiz. uyanmazlar uykulu hallerinden koşulsuz bir itaat vardır doğaya. basbayağı yaşarlar, basbayağı ölürler. ben, yorgun yabancı, ben, tarla işçisi... seni en aykırı seviyorum.

    08.07.2004: günler geçiyor. tarlalarda kayboluyorum, çalışıyorum. sessizce, beklentisiz. şehirlerde fabrikalar, buralarda tarlalar... makine sesleri mi, böcek seslerine karışmış kısa sözler mi? hissetmeden, bağlılık duymadan ekmeğin öyküsü yazılıyor. umut burada ne yarın, ne de sevinç! umut, buram buram buğday, nesil nesil toprak! günler geçiyor. yaklaşıyorsun, buğday ekmek olmaya, yüzün belirmeye başlıyor.

    09.07.2004: ufalanmış bir yalnızlık tadı, eş anlamlı sözlerde. güçlü ama yıkıcı, eski ama tuhaf... çaylar, kahveler, odalar, böcekler, selamlar, yarınlar... -burada dur!- yarınlar mı? yaşamı durdurup anlamını boşaltarak tespih tanelerine bulaşmış yarınlar. her bittiğinde yenilenen, yenilendikçe eskiten... sesim duyulmalı, her gün biraz daha eski olarak...

    10,07.2004: senin gidişinle doğaya hapsettiler beni. tespih dizdim, süs eşyaları yaptım. sıkıldım, vazgeçtim, sana mısralar düzdüm. çiçekli yollar çiğnedim boyuna. uykularım bulandı, berrak sular bulandı. kaç kere ayışığı, kaç kere sen... uykularım bulandı, kaç kere sen?...

    11.07.2004: yollar büklüm büklüm, yollar hüzün kokulu. şu dağın arkasında yollar, geniş ovalar, sıcak memleketler var. her otobüs geçişinde biraz daha azalıyorum. ajans ekonomiden bahsediyor, sen sınavlardan, ingilizceden... dönüp bakıyorum, her tarlada bir temmuz ölüsü...

    12.07.2004: bugün hiçbir şey yaşamadım. çünkü yaşadıklarım dağılgan bir hiçlikte sallanıyordu ve kurtarılmak için büyük büyük seslerden, büyük bir makine olmaktan... büyük bir makine oldukça küçük bir insan olduğumu fark ettim. artık altı çizili bir yanlıştım. seni aradım gün boyu. bugün hiçbir şey yaşamadım, bekledim sadece, silmen için beni buradan.

    13.07.2004: şafak söküyor. en anlamlı zamanda dizinde uyuyorum. itelenmiş, soyulmuş, dışlanmış bir mekândayım. devlet buralara vergi memurunu getirmiş sadece. şafak söküyor ama ayaş cezaevinde koca bir millet yatıyor.

    14.07.2004: binlerce kurt bu dağlarda uyuyor sevdiğim. düzen, çakalların düzeni oldukça dişlerini bileyecekler. oğuz'un çocukları büyüyor, çalışıyor ve ölüyor. bir gün, lider bulunca dağlardan şehirlere inecekler ve kutsal yağma başlayacak. ergenekon günü'nde seni alıp oğuz'a katılacağım.

    17.07.2004: kim bu insanlar, kim bu sokaktan geçenler? her yaşayış bir inanmadır. dönemeçler görüyorum, her birinde yeni bir gelecek. her gelecekte gürbüz çocuklar... her zerremde seni yaşıyorum. sevgine inanıyor ve sokağa karışıyorum.

    20.07.2004: yolculuk başladı. nedense hüzünlüdür yolculuklar. yolda hep tarlaları seyrettim, sonra fabrikaları. yurdumun her yanı alın teriyle yükseliyor. mısır tarlalarında koşuyorum aydınlığa...

    21.07.2004: saat üç suları... sensiz bir gecede yazıyorum bunları. ev aradım kestel'de, 150 milyon kira ve depozito istiyor ev sahibi. faturaları yatırdım. duygusal bir şeyler yaşamak istiyorum.

    24.07.2004: yolculuk, yine yolculuk... iç anadolu bozkırları beni o kadar şaşırttı ki... iskender'in fetihleri geldi aklıma. tuz gölü, ulukışla yolu, pozantı ve adana... sonra sen...

    28.07.2004: yine köydeyim. yine acılar çiziliyor her bayındır yere. siyah zamanlarda gülüşün geliyor taptaze. parmaklarım tenine dokunuyor, sonsuz bir portakal bahçesinde yepyeni bir güneş oluyorsun.

    30.07.2004: kalabalıklarda aradım seni. ah, şu aşk yok mu? şu taraftasın diyerek koştum o tarafa. geldim, baktım, bir sensizliğin akşamüstü kokusu...

    01.08.2004: bugün hava kapalıydı. gök kapalıydı, yoksul mısralarım karanlık... susuz uykularımda bereketli mevsimler yaşatıyorsun bana.

    06.08.2004: bugün derleme yaptım. arkadaşım yusuf'la görüştük. nişanlanmış. cümbüş sesi epey hoşuma gitti. biraz tara benziyor. türklük buralarda kol geziyor ve ben mest oluyorum.

    08.08.2004: uzak bir çağlayan sesi geliyor ipeksi... düştükçe toprağa bir ağıt oluyor anaların dilinde. seninle en içli duygulara yelken açıyoruz.

    09.08.2004: marşlar duyuyorum köylüleri duydukça. bir çığ gibi büyüyor ve yürüdükçe büyüyorlar. hınç ve öfkeyle yıkanıyor topraklar. türkülerde hüzün, türkülerde ateş...

    10.08.2004: bu evde galiba son gecem. yarın evi taşıyacağız. duvarlarda sanki eskimiş bir hüzün, siyah-beyaz hatıralar var. erkenden yattım, koskoca bir intihar uykusu tadında...
  • çok güzel çok içli edebi parçalardır
    bence de yaz hüznü diye birşey var abi.