şükela:  tümü | bugün soru sor
  • böyle bir başlık açmayı planlamıyordum. ruh halim her ne kadar dalgalı olsa da bugün yaşadığım olay topluma dair kıyıda köşede kalmış, geçiştirip bahaneler bulduğumuz, haberlerde görüp bir sonrakinde unuttuğumuz bazen de "hadi canım sende" diyerek ötelediğimiz bir gerçeği suratıma tüm gerçekliğiyle çarptı.

    sabah noterde birkaç işimi hallettikten sonra üniversiteden bir hocayla bazı çalışmalarımı tartışmak üzere kadıköy'e doğru yola koyuldum. kavacık kavşağı durağından bindiğim 500t'yle kozyatağına doğru gidiyorduk ki orta sıralarda elinde simit tepsisi olan ben yaşlarda(22-24) bir genç yere düşerek sara krizi geçirdi. otobüse binip arka tarafa geçerken kendisinin farkında bile olmamıştım. kulağımda kulaklık vardı ve arkam dönüktü ne olduğunu anlamadan, insanların telaşı üzerine arkamı döndüm ve genci gördüm. ortada sadece bir panik vardı kimsenin aklına polis veya ambulans aramak gelmedi, giden bir otobüs nasıl durdurulur ki ? hem de bu şehir insanlar için değil de mekanik eşyalar için inşa edilmişken.

    kimsenin çığlık dışında bir şey yapmadığını görünce, şoföre bağırıp sağa çektirdim, hava için kapıyı açtırdım, camı açtım. otobüs yanaşırken telefonuma sarılmıştım, trafikte daha fazla yardımcı olabileceğini düşünüp polisi arayacaktım. ben polisi arıyorum dedim ve biri de ambulansı arasın demeye kalmadı ki arkada sakallı, şalvarlı mümin bir kardeşimiz buyurdu "polisi değil 112yi arasan keşke". arkaya dönerek "akıl vereceğine arasan ya keşke" dedim. tipimi de beğenmemiş olacak ki nefret dolu gözlerle bakarak hiçbir şey yapmamaya devam etti.

    112yi aradım, otobüsün kozyatağına devam etmesini durağa ambulans yönlendireceklerini söylediler. genci teyzelerin yardımıyla bir yere oturttuk hemen başındaydım. kozyatağına kadar hikayesini dinledim. evet pahalı ilacı bitmişti, sigortası yoktu ve alacak parası yoktu, açtı da üstelik. teyzenin birinin yanında gencin kullandığı ilaçtan varmış, yapmayın etmeyin doktor bekleyelim demeye kalmadan gencin ağzına sokusturup icirdiler.

    kozyatağı durağında indiğimizde ambulans henüz gelmemişti. reçetesi olduğunu söyleyen genci ilacını almak için eczaneye götürdüm ancak cebinden reçete yerine ismi yazılı olan ilaç kutusundan bir parça çıkardı ve eczacı da ilaç bende yok dedi. bu sırada ambulans gelmiş ve beni dört defa aramışlar 112yi tekrar aradım ekibi tekrar yönlendirdiler, beş dakika içinde geldi. genci ambulansa aldılar.

    ben dışarıda bekliyordum ilaç durumundan bahsettim ve sorduğum sorulara pek yanıt alamıyordum ekipten. en sonunda ekipten birisi ambulanstan inip beni biraz arkaya götürdü ve şunu dedi: "biz bu arkadaşı tanıyoruz, bu yöntemle otobüslerde para topluyor!" evet 50 lira vermişti bile biri otobüste. ambulansı beklerken ben iyiyim diyerek gitmeye çalıştı ancak izin vermemiştim. "ambulans ilaç vermiyor benim ilaç almam lazım" demişti , tamam ben halledeceğim diyerek numarasını da aldım, ilacı bir defa temin etmek yeterli değil elbet , daha önce alan araştırması yaptığım belediye ve kaymakamlığa gidecektim ertesi gün kalıcı bir çözüm için.

    hayatımda yaşadığım en trajik olaydı. kolay kolay kimseye güvenmem, dilencilere para vermem ancak bu gençte bir çaresizlik sezmiştim ve çabalıyordu neticede elinde simit tepsisiyle, benden senden farkı neydi ? hayata belli ki şansız başlayanlardan. ancak bu olaydan sonra hiç kimseye güvenmemeyi kendime ilke edindim. olayın üzerinden saatler geçti ancak hâlâ kendimde değilim. hangi ara bu hâle geldik?
  • bu tip başlığa bir şey yazmak istedim. kimsenin böyle bir ihtiyacı yok herhalde. komik olsa 21310239 sayfa yazardınız ama. öhöm neyse.

    geçen gün arkadaşımla buluşmak için avm'ye gittim. bir duvarın dibinde yavru bir kedi yatıyordu. "aa ne tatlı uyuyo lan" falan diye eğileyim dedim. kedi ölüymüş meğer. araba çarpmış kenara atmışlar çocuğu. gel de şu dünyaya inan, güven.
  • kiracı olarak oturduğum evi daha yüksek bir bedelle kiraya verdiğim lavukların evde uyuşturucu partisi yaparken balkondan aşağıya düşmeleri, olayın adli makamlara intikal etmesi.
  • dün akşam nişanlımla bir avm'ye sinemaya gidelim dedik.uzundur giymediğim pantolonu giymiştim. pantolonun cebinde prezervatif kalmış. giderken farkettim ama bişey olmaz dedim cebimde zaten, sexli bişeylerde olmayacağını biliyorum. arabayı parkedip otoparktan çıktık güvenlik noktasında bir kadın güvenlik bizi karşıladı. anahtar ve telefonumu bırakıp geçtim öttü makina. güvenlik bir daha geçer misiniz dedi. tabi dedikten sonra tekrar geçtim ötüyor. kadın dedektörle üstüme aradı dedektörü pantolon cebine getirince dedektör ötmeye başladı. dedi ki cebinizdekini çıkarın öyle geçin. arkamda bir sürü insan var ulan nasıl çıkaracam bunu .sonra şöyle bir dialog oldu aramızda

    ben: önemli birşey değil dedim sıkıntı yok.
    güvenlik:hayır beyfendi çıkarmanız lazım.
    ben: hanfendi gösteremem
    güvenlik: o zaman geçiremem sizi
    sevgilim bu noktada noluyor demeye başladı. sen git biletleri al ben geliyorum dedim. o gitti.
    ben: gösteremem hanfendi
    güvenlik: o zaman erkek güvenlik çağıracam bekleyin.
    ben beklemeye geçtim o ara kadınla birbirimize bakıp gülüyoruz. dedim ki cebimde kondom var niye öttü anlamadım.
    güvenlik: tamam beyfendi ama görmem lazım. gösterin geçin.
    ben: iyi peki buyrun dedim çıkarıp gösterdim.
    güvenlik: tamam geçebilirsiniz dedi.

    akşam akşam aksiyon yaşadım dikkat edin beyler
  • https://i.hizliresim.com/joqymw.jpg

    2 sene arka arkaya bu kağıdı görmek.
  • hastanede sıra beklerken kapının arasından millete "siz gelin, siz gelin, siz de gelebilirsiniz" diyen hemşireye bakıyordum.
    milleti içeri aldı, benim ona baktığımı gördü, kapıyı kapatırken dil çıkardı.

    arkadaş ben senin bölümüne bile gelmedim, bana neden dil çıkarıyosun?
  • üniversite yıllarım... bir arkadaşla projeyle ilgili bir şeyler yapmak üzere kadıköy'deyiz. rıhtımdan boğaya doğru giderken yolun kenarında bir satıcı görüyorum; süs balığı satıyor. altıgen ve kapaklı kavanozlar şeklinde onlarca akvaryumu dizmiş; içlerinde birer balık... boş bakışlarla önünden geçiyorum.

    hava kapalı ve bildiğiniz boğaz rüzgarı esiyor. "umarım devrilmezler !" diye geçiyor içimden. ama devriliyorlar. az zaman sonra aynı yoldan dönerken adamı yere düşüp parçalanmış kavanozlardan kurtarabildiklerini toplarken görüyorum. turuncu balıklar kaldırımda zıplıyorlar. sağlam kalan kavanozla üçer beşer atıyor adam çaresizlik içinde. adamın umutsuz çırpınışı balıklarınkiyle özdeşleşiyor gözümde. kime kızacağımı bilemiyorum. balıkları ticari bir ürün gibi kaldırımda satmaya çalışmış olması onu suçlamama yetmiyor. rüzgara da kızamıyorum. sessizce uzaklaşıyorum; ama o balıkların aklımdan bir daha çıkmayacağını anlıyorum.
  • birkaç sene önce, yeni edindiğim kız arkadaşımla gezdik tozduk.
    tam olma aşamasındayız böyle, heyecan da var hafiften.
    akşam olunca gidip sahile oturduk, ciddi bir çekim hissediyorduk ki oturur oturmaz sarmaş dolaş hale geldik.
    ne acemilik ya.
    derken kız öpmeye çalışıyor ama utanıyor da, hafif yanağa, yanaktan dudak kenarına, tekrar dudak kenarına.
    sıkıldım tabi, "gel gel" dedim ve normal insan gibi öptüm kendisini, o da nihayet amaca ulaştı.
    tam olmuşuz artık, ikimiz de salak salak gülümsüyoruz, vücut sıcaklığımız artmış, tam ayarındayız yani, ama ben kontrollüyüm tabi, her zaman kontrollüydüm.

    bacak bacak üstüne atmıştım, kız gözlerimin içine baktı, elini bacağıma attı, dizimden biraz yukarı geldi ve birden irkildi.
    ama nasıl irkilme, kız korktu resmen. yüzünden okuyorum, sarılmayı falan bıraktı hafiften.
    elini bastırarak "bu nehh" dedi.
    cebimdeki anahtarlık ve telefon üst üste gelmiş, kız da bunu benim malzeme sanmış.
    kendisi söylemedi ama anladım yani salak değiliz.

    şimdi diyeceksiniz ki neden korktu bundan?
    cebim derindi hocam, dizimden 4 parmak üstte duruyordu ve anahtarlıkla telefon dizimin 4 parmak üstünde üst üste gelmişti.
    dizimin 4 parmak üstü.
    bilmem anlatabildim mi?

    kız korkuyla bakınca telefon o dedim, rahatladı bi.
    yalnız ben hafif burulmadım değil.
  • adnan oktar operasyonundan sonra bugün izlediğim haberlerde güzel kızları yakışıklı adamlarla kandırıp, sevgili olup, oyuna getirdiklerini öğrendim. sonra benimde başım gelen bir olayı anlatmak istedim. kadıköy de 2 tane yakışıklı çocuk ben sahilde arkadaşlarımı beklerken gezerken, benimle röportaj yapmak istedi. hangi kanal diye sorduğumda bana kanal a9 dediler. ben de saftirik kanal a9 ney?.. bilmiyorum tabiii. neyse adam dedi ki sadece mikrofona dünyayı cennete çevirebilir miyiz diye sorcaksınız dedi. bende neden ben soruyorum siz sormayacak mısınız diye sordum. bizde format böyle dediler. ben de uzatmadım. neyse uzun boylu olan bana sesiniz çok güzel aynı sizin gibi dedi. ben de ordan iyi günler diyip ardıma bakmadan yavaşça kaçtım. akşam eve geldim neymiş bu kanal 9 diye nette arattım. bir de ne göreyim adnan oktar'ın kanalı... adam kendi programında bu soruları soran kızları zoom yapıp maşallah inşallah yok böyle güzellik tatlılık falan diyor.. iğreeenç! o gun sinirimden ağladığımı hatırlıyorum. ama youtube da herhangi bir video bulamadim o röportajla alakalı onunla teselli oluyorum biraz.