şükela:  tümü | bugün
  • bugün sınava girdim tüm sorular işaretliydi yani silikti doğru cevaplar 40 sorunun hepsini 10 dk da yaptım 15 dk imzanın bana gelmesini bekledim.
  • (bkz: uyurgezerlik)

    ilk defa gastrit olan hastanin kalp krizi geciriyorum sanması gibi bisey.

    sizi psikiyatriye davet ediyorum azizim...
  • kpss var başka ilginç olaya gerek var mı.
  • yıllar önce bir sevgilim vardı. deli dolu saçma sapan bir lise ilişkisiydi ve çocuk gerçekten rahatsızdı. (hayatıma normal bir insan almıyorum çünkü öyle şizofrenim) neyse bu çocukla ilişkimiz bir kız için bitmişti. unutamadığı bir eski sevgilisi vardı, bu kız için koluna façalar atmıştı, iri iri birçok izden bahsediyorum. hala iletişim kurduklarını öğrendiğim de neden bilmiyorum kıza mesaj atmışım amacın ne falan... bitti gitti sonra.

    yıllar sonra ankara’da bir rock bar’ın tekinde yalnızım, içiyorum. lavoboya giderken bir masada üç erkek üç kız oturuyorlar couple date tarzı bir buluşma, erkeklerden birisi de o zamanlar bana ölümüne crush duyan birisi. neyse selam verdim, masama döndüğümde çocuk masamdaydı, gereksiz samimiyet, yakınlaşma çabaları. dedim arka masanda geldiğin kız var, git başıma iş açma. çocuk deliler gibi sarhoş... lavoboya gitti. sonra kız geldi yanıma oturdu ciddi bir ifadeyle. dedim ki yanlış anlama hani arkadaşız. sorun değil benim derdim başka, senden çok hoşlandım lütfen beni kaydet deyip direk telefonuma kendini kaydetti. tabi ben adını bile bilmiyorum o olay kaldı.

    aylar sonra, bir arkadaşıma mesaj atacakken aramaya adını yazıyorum ve bardaki arkadaşla olan bir konuşma buluyorum. “sen benim sevgilimden ne istiyorsun?!”
    zamanında kıskandığım kız yıllar sonra köhne bir barda gelip bana yavşamış ya, helal olsun.
  • biraz önce moda’da kafama karga düştü.
  • az önce üst komşum kapıyı çaldı, "pardon anahtarı evde unutmuşum da, arkadaşım sizin demirlerden tırmanacak açık pencereye, korkmayın diye bilgi vereyim" dedi.

    2 ay önce de alt komşum kapıyı çalıp "abi anahtarı içeride unutmuşum, mutfak boşluğundan benim kata atlayıp girerim ben" demişti, dediğini de yapmıştı.

    evi satışa çıkartmayı planlıyorum; anahtar unutanlara özel. daha işlevsel sanki.
  • trende yanına oturduğum adamın, alçak ama işitebileceğim bir sesle 4-5 defa ‘’tam piç’’ demesi ve akabinde başka vagona geçmem. bana mı diyor, başkasına mı diyor tam anlayamadım ama adam bir tuhaftı, arada da tükürür gibi yapıyordu. ben de yanına oturmak istemedim.

    3. vagondan 2. vagona geçtim. bir süre sonra ara duraklardan birinde oturduğum koltuğa bilet kesilmiş olduğu için 1. vagona geçtim. tren dolu olduğu için yer bulmakta da zorlandım. birinin yanına izin alıp oturdum. bir süre sonra kondüktör ara duraklarda binenlerden para toplamak için gezmeye başladı. kondüktör 2 koltuk önümdekilerin biletini kontrol ederken aramızda sadece koridor boşluğu bulunan yaşlı bir amca 3-4 defa ‘’biletçi dayı’’ diye seslendi. kondüktör, amcaya cevap vermeyince amca bastonuyla ayağa kalktı ve kondüktöre doğru yürümeye başladı. ‘’benim yedi kırkta istanbul trenim var, beni yetiştir.’’ dedi. kondüktör ‘’tamam amca, sen otur.’’ diyince yaşlı amca birkaç defa ‘’tövbe, tövbe’’ diye yüksek sesle bağırdı, sonra yerine oturdu. 5 dakika sonra yaşlı amcaya başka bir tren görevlisi çay getirdi. amca ‘’bu bardak çok büyük. bu bardağa 2 şeker yeter mi?’’ diye sinirli sinirli konuşunca görevli ‘’tamam amca, ben sana şeker getireyim’’ diyip şeker getirmeye gitti.

    ben de adam zaten yaşlı sopayla vursa herhalde 1 kere vurur sonra engellerim diye planlar yapıyorken çay gelince bu çayı üstüme fırlatmasa bari diye içimden geçirmeye başladım. kucağımda da mont var, alert bi şekilde bekliyorum. amca fırlatırsa hemen montu siper edip yanmamaya çalışacağım çünkü. neyse ki amcanın çayı bitti, görevli bardağı götürdü, ben de biraz daha rahatladım.

    bir süre sonra yanımdaki çocuk anahtarını, telefon kabına sürtmeye başladı. bu esnada tabii ki iğrenç kazıma sesleri çıkıyordu. bu işleme yaklaşık 5 dakika devam etti. aramızda koridor boşluğu olan amca arada bi ‘’tövbe, tövbe’’, ‘’ay’’ diye iç geçiriyordu.

    anlayacağınız korku filmi gibi bir tren yolculuğu geçirdim. kimsenin başına gelmez umarım.
  • sırp yazar milorad paviç diyor: ''ilginç olaylar daima ilginç insanların başına gelir''

    bir tanıdığın çok zengin bir kütüphanesi vardı. ona da bir tanıdığından kalmıştı. çocukları o kitapları çok koruyorlardı. lise yıllarımda oraya sık sık gidiyordum ve kitapları her karıştırdığımda ''dikkatli ol'' şeklinde uyarılar alıyordum. buna rağmen bazen güçbelâ da olsa birkaç kitabı eve okumaya getirebiliyordum. sonra o çocuklar ile birlikte üni çağına geldik. ve bir gün o kitaplar bir yangın sonucu yok oldu gitti.

    bu olaydan birkaç yıl sonra kütüphanemi düzenlerken, oradan alıp okuduğum ama vermeyi unuttuğum bir kitap gözüme ilişti. kitabı vermek için götürdüğümde tanıdığım öfkeyle şöyle dedi: ''keşke bıraksaydık da tüm kitapları böyle 'çalsaydın'
  • başladık yine yazmaya, hadi bakalım. babamın ekmek fırını batınca tırcılığa heveslenmiş, potansiyelini bu sektörde bulduğuna inanmaya başlamış olacak ki evin yolunu kaybetmişti. istanbul'da beraber büyüdüğüm bu adamı unutmaya başlamıştım o sıra, babam kah ağrıdan diyarbakır'a geçiyor, kah antalya yazında bir hafta beklemesi gerektiğine inandırıyordu annemi. tırı birlikte aldıkları küçük amcam da boş durmayıp dubai'ye çalışmaya gitmiş, orada nasıl becerdiyse bir fransız'la dil bilmeden evlenip, burada bizim evde, karnında çocuğuyla bekleyen yengemin aylar sonra götüne takacağı bıçaktan habersizce tır için göndereceği parayı zul etmişti. evde, çeşitli bahanelerle uçkuruna bayram ettirmeyen bir ben kalmıştım. hoş on bir olmasam gururla devralacağım bayrağı tabi ama konumuz bu değil.
    ufak kız kardeşlerim, annem ve yengem ile o yaz tatilini kadınlar matinesinde geçirmiş olmamın anlatacağım hikayenin girizgahına etkisi büyüktür ki nevrozlu ruh halimi ancak bu şekilde tanımlayabilirim. en büyük derdimin ekmeğe gönderilmek olduğu o değerli günlerde, annem ile gece yarısı fasulye kıran yengem kapının sesini duyduğunu iddia edip inandıramamış annemi ve yarın için suya yatıracakları nebata dedikodu kazanından kahkalar eklemeye geri dönmüştü. saat bir yaz sıcaktı. kardeşlerim salonda ben balkonda uyurdum. evlerin geniş balkonlu olduğu bahçeleri çiçekli istanbul'da, kentsel dönüşümün cocukluğumuzu gasp etmediği zamanlardı. kapı sesi gerçekti.
    sabah başıma üşüşen kimi şuh sesi ve gencinden yaşlısına övgüyle memelerinden bahsedilen, kimi dizinine inen (yine) memeleri ile kibeleyi andıran sekiz on çocuklu sokağımız kadınları, hem gülüyor hem bana bakıp konuyu tekrarlatıyorlardı annem ve yengeme. annemin korku ile bahsettiği üzere, sabah ezanı vakti evinden huşu ile ayrılan cami imamımız, boşluğa konuşarak ona doğru gelmekte olan beni görünce kendi çapında bi miraca yükselmiş geri gelmiş, bilahare aklına mukayyet olan rabbi, beşeri mahlukattan bir aciz kul olduğum bilgisini vahyederek imamı teskin etmişti. saat beşe doğru bir şeylerdi, imam ile yoldan eve dönmekteydim, cemaat hocanın evine meyletmekte ve annem o sıra bir aydır ortalarda görünmeyen babamı düşlemekteydi. kapı sesini yengem on iki ile bir arası duyduğunu söylüyordu üstüne basa basa, annem zilin sesini duyup yengemi uyandırdığında saat beş gibiydi ise, bu çocuk kibele teyzenin fikri üzere babasına mı çekmişti yoksa kırklara mı karışmıştım bilinmez ama taze dedikoduya değer akçe biçen sokağımıza gün doğmuştu. gencinden yaşlısına, en çok da mütedeyyin tebanın müşterisi olmuştum. inceden bir miraç deneyimi yaşayan hocamız, akşam cemaatlerine yerden yükselişini, maçasının tutuşmasından değil de ilahiyane bir vakanın zuhur edebileceğine ihtimal sayıyordu.
    kızlar serpilene kadar, misket borsasının kalbi gibi bir sokakta büyüdüm. alt ve üst sokaklarda geniş bahisli turnuvalar düzenleniyor, misket şampiyonları kola şişelerinin doluluğuyla övünüyordu ortamlarda. gün ayınca toplanan hızlı delikanlılar ve kararlı vakur usta bilyacıların teşrifleriyle şölenler üçlü beşli başlardı. misketi kalmayan taraftarın holiganlıkları heyecanı katmerler, yaşça ufak soytarılarımız da organizasyonlara neşe katardı. ortalamanın belki altında bir bilya yuvarlayıcı olan benim beriki gizemli hadise sonrası nasıl oluyorsa talihim gevriyordu. attığımı vuruyordum, ulan sokakta kökmediğim kalmamıştı. sonra ben durumu vakkar ile karşılayacağıma tüm şomaağızımla babamı arayıp, baba ben herkesi üttüm, kesin mehdiyim amına koyim. diyerek bir çuval inciri berbad etmiştim.
    adam ilk tırla istanbula gelip beni doktora götürdü. şerefsiz doktor da uykuda yürüdüğüme kanaat getirip ağır bi antidepresan verdi. bi sene ortalıkta zombi gibi dolaştım.
  • 9-10 yaşlarındayım. çocukluğumda ateş yakmayı, ağaçlara çıkmayı, yüksek yerlere tırmanmayı hep severdim. bir gün köydeyiz. yine bi ağaç buldum. başladım tırmanmaya. yukarı doğru giderken dallar git gide incelmeye başlıyor doğal olarak. ben salaklık ya hep daha yüksekten bakmaya çalışıyorum etrafa. bir ara yorulup ara verirken tutumduğum dal fazla dayanamayarak koptu ve ben yaklaşık 10 metre yükseklikten aşağı doğru hemde kafa üstü süzülüyorum. tam zemine yaklaşmışken aniden bacağımdan beni biri tuttu ve yere kafa üstü çakılmamı engellemişti. peki beni yakalayan kimdi neydi. süreci hayal meyal hatırlıyorum ve olay aynı zamanda annemin gözü önünde de cereyan ediyordu. yere doğru süzülürken ağacın ana çatalı arasına giren ayağım benim yere düşmemi engellemişti. ağaca tırmanıp yere düşmek üzereyken beni kurtaran yine ağaç olmuştu.