şükela:  tümü | bugün
  • çocukken büyüdüğüm mahallede bisiklet sürme imkanım oldukça fazlaydı, babamla, kuzenlerimle, arkadaşlarımla çıkardır hep. tabii ki kötü anılarımda oldukça fazla, düşüp hem kendimi yaralayıp hem gözlüğümün üzerinden geçmek suretiyle kırmam efsaneydi mesela, bi de arkadaşımla yaptığımız yarış duvara toslama ve bi iki dişimizin kırılmasıyla sonuçlanmıştı.
  • hızla giderken kazık ön freni sıkmış herkesin yaşadığı hikayedir.

    negzel lan. tablet neyin görmedik ama her yerimde bisiklet kazası hatıralarım var.
  • ankara'da eymir'e gelmiş olanlar bilir eymir'e inen trt yokuşunu. bundan 1.5 sene önce falan 4 kişi o yokuşu iniyoruz yarış bisikletleriyle pedal çevirerek kadans konusunda da yakalayacağımız değeri merak ediyoruz. yokuşun eğimi hatırı sayılır derecede iyidir ve dönüşleri de çok olmasa da bazı kısımlarda keskin sayılabilir. işte o dönüşlerin birinde motorla virajı alır gibi viraj yönüne doğru bisiklet yatmış vaziyette ancak ağırlığımız ters bacakta yani teknik olarak da sorun yok. yola atılan maden suyu şişelerinden birine denk geliyoruz ilk başta arkadaşım dengesini kaybediyor arkasından ona çarparak ben. kollarda ve vücutta baya çizik vardı seke seke yolun kenarına gidip tellerden sekip oraya düştük. ancak hemen kalktık sayılabilir kask olmasa kafada 5 santimetre derinliğinde yarık rahat açılabilirdi(iyi çıkan karpuzun çatır çutur sesler eşliğinde açılması gibi bir olay). sonuç açısından kalkıp yolumuza devam etmemizle sürüp gitse de çok ucuz kurtulduğumuzu düşünüyorum hala. kazadan bir 10 saniye önce falan 73km/h gördüğümü hatırlıyorum.

    edit: imla
  • tabela şeklindeki durak direğine dümdüz giydirmemdir. denge unsuru içeren tüm alet ve edevatlarda başarılı olamadım zaten hayatım boyunca. dengesiz kızlar eqlesin. patendi, bisikletti oldukça beceriksizdim. * tüm mahalleye ayak uydurma adına çabamdan vazgeçmedim ama bisiklet için. bir gün gidonu sağa sola sallaya sallaya, düşmemeye çalışa çalışa giderken tam karşıma çıkan otobüs durağı tabelasının direğine -ki maksimum ön tekerlek kalınlığında- dümdüz girdim. neyse ki daha hızlanacak kadar iyi kullanamıyordum ama istesem başaramayacağım bir şeyi çok ilginç bir şekilde başarmıştım. arka tekerin havaya kalması, ellerimle o an ne yapacağını bilememem, ileri savruluşum falan. sanırım gerisini anlatamayacağım :(

    bu feci hikayeden sonra badi aracılığıyla duyduğum son feci bisiklete de serbest çağrıştım.
  • yazları anneannemin evine giderdim orada kalırdım. yaz ve anneanne demek bisiklete binmek
    demekti benim için bir nevi. her yaz başında kış boyu bisiklet için biriktirdiğim parayı
    bisiklete harcar yeni lastik, frenler, zil, bir kaç yama bisiklet çantası v.b şeylere yatırırdım.
    o senelerde de tv de sürekli olarak çocuk filmleri olur orada konuşan bisiklet uçan bisiklet
    gibi filmler vardı.

    yine bir gün filmi izledik ve arkadaşlarla dışarı çıktık. kendimize sözüm ona rampa yapıp o rampadan
    uçmayı deniyoruz. uzaktan hızlan hızlan gel ve üstünden uç. beni rampa kesmemişti ve o tahta parçasını
    hemen yakındaki inşaat kumu tepesine yerleştirdim. tepede yani 90 cm falan anca yükseklik olur.

    iyice uzağa açıldım ve arkadaşların gazı ile hızlanmaya başladım. rampaya geldim ve tam üstündeyken nereden
    geldiyse birde bisikletin önünü hafif yukarı kaldırmak geldi. en son hatırladığım uçak filmlerinde ki uçaklar
    gibi yüz üstü düşüşümdü ama o zevk valla yaşanmaz hiç bir şekilde.
  • frenlerin tutmaması sonucu eryaman gölü'ndeki* sazlıklarda yaşadım bir süre. dereye düşen sarhoş gibiydim. kurbağa vak dedi.
  • güngören’den yalova’ya giderken hiç bir sıkıntı çıkmamıştı ama dönüş yolunda, topkapı’da bir minibüs yolcusunu aldıktan sonra sol tarafımdan arka tekerliğime ufaktan değdirmesi sonunca bisikletim sola düşerken kendimi sağa zor atmıştım..

    minibüs ‘ün sağ tekerliği bisikletin üzerinden ezdi geçti jantlar yamuldu.. ben yerde sersemlemiş şekilde bakınırken minibüs durdu.. şoför kapısı açıldı ve şoför indi.. koşa koşa üzerime geliyor ama elinde bişi var tam kestiremiyorum.. yanıma geldi ben kafamı yukarı doğru kaldırdım elinde koca, büyük bir levye..

    sordum; ezemedin, öldüremedin de şimdi o levye ile kafama vurup mu öldüreceksin ??

    küfür etti, gitti..

    sonra kalktım, üzerime bakındım bir şeyim yok bisikletimi kenara aldım ve ağlamaya başlamıştım..

    tanım: (bkz: orospu çocuğu minibüsçü).
  • bir kere kaktuslerin icine dusmustum. ulan sonra peder saatlerce cizgi filmlerdeki gibi cimbizla toplamisti dikenleri. her tarafim diken olmustu anasini satiim.
  • yokuştan aşağı inerken bisikletin gidonu kırıldı elimde kaldı. gerisi malum, güzel bir yara izi.