şükela:  tümü | bugün
  • deniz gezmiş... hem de dün gece. asılırken.
  • dün gece rüyamda narnia'daydım lan. hogwarts'da falan kendimi çok görmüştüm ama narnia bir ilk.
  • (bkz: #58175152)
  • sabah uyandığım rüyadır. artık nasıl bir bilinçaltı ise, amerika'ya gidiyorum arabayla. washington sokaklarında 16 plakalı araba ile geziyorum. oturduğum sokak türklerin olduğu bir yer. 16 plakayı gören geliyor. evin cephesinde vodafone arena diye bir stad var. beşiktaş orada kamp yapıyor. kartal yuvası mağazası var. quaresma falan var rüyada. rüya gibi rüya. ucundan tutacak hiç bir şey yok. rüya dediğin böyle olur.
  • sonunda yazar oldugumu gördügüm rüyadir. kac senedir bekle bekle ki siralama düssün sonra herifin biri gelsin hesabini begenmeyip bir daha siraya soksun. aradan bir yil falan gecsin hala 17binlerde ol.

    yazarligi da anca rüya da gördüm ya, artik pek de ümidim kalmadi bu boktan yerde yazar olmaya. ulan pezevenkler alti üstü forum gibi bir site, ne diye senelerce bekletiyorsunuz lan? üniversite bile bu kadar sürmüyor olm. kayit olup iki fikrimizi belirtelim dedik bokunu cikardiniz amina koyim. sektirin gidin..
  • ruh halimin ne kadar bozuk olduğunu gözler önüne seren rüya.
    derslikte murat bozkonseri olacakmış, hem de usul sınavından bir gün önce.
    dedim neyse derslikte olacaksa zaten sıraya not koyar çalışırım. (konserden de vazgeçemiyorum, nasıl bir şeyse*)
    neyse konser başladı, murat boz tam önümde şarkı söylüyor falan. bi ona bakıyorum sonra önümdeki nota dönüp ek notlar ekliyorum. arkadaşım bir şey sorunca dönüp ona güldüm. şarkı bittikten sonra murat boz "ara veriyoruz" dedi sinirli bir şekilde. sonra bana dönüp resmen öğretmen edasıyla azarladı. "ben buraya gelmiş şarkı söylüyorum, sen en önü işgal etmiş arkadaşınla gülüyorsun." demesin mi? o kadar kalabalığın içinde nasıl utandım ya la.
    sonra ceza olarak sevgili dekanımız odun kırma cezası verdi.

    benim bilinçaltım kusuyor arkadaşlar. hem de çok fena kusuyor...
  • rüyamda bir kadınla evliyim. böyle klasik ve kalitesiz bir dizi hayatı yaşamımız var. zengin bir hayat, dana gibi ev vb ama eşimle bir gariplik var aramda. o gün de bir iş gezisinden dönüş yolundayım ve hava yoluy eve geliyorum. beni almaya gelen arabada( eşim ve arkadaşı) hızlı hızlı geliyorlar ama gelirken kafatasları filan uçuyor arabanın önüne. kopan bacaklar havada savruluyor. aynı son durak filmi serisinden herhangi bir sahne gibi. araba sileceğiyle kan filan temizliyorlar. böyle bir şey olamaz. devasa çelik malzemeler meteor gibi yola savruluyor.

    olay şuymuş. eşimin hızlı hızlı gelmesinin sebebi; benim onu aldattığımı öğrenmesi ve iner inmez hesap sormak istemesi. trafikteki kaosun sebebi de benim bindiğim uçağın düşmesi. artık araba lastiğinin altına cesetler giriyor o derece.

    düşen enkazda beni buluyor, bana sarılıyor. ben de kulağında eğilip; “hep o vardı, hep o olmuştu” deyip ölüyorum. gözüm kapanır kapanmaz karanlık bir odada telefon çalıyor. karanlık bir odada telefon çalıyor bakıyorum tanap projesi için arıyorlar. çöplükte yaşar gibi halim var. bildiğin açlıktan sokakta yaşıyorum. telefonu açıyorum. açlıktan ölsem bile (ki ölüyorum) asla gelmem diyorum. benim işim yok orada dönemem filan diye sızlıyorum. “tek çaren bu, tanap a gel” diyor ses.

    telefonu kapatıyorum. yanımda bir adam beliriyor. sana hayatından iki bölüm izlettik, devam etmemizi istiyor musun vb tarzda bir şeyler geveliyor.

    lan black mirror gibi rüya gördüm, uyandığımda daha çok yorulmuştum. normalde dinlenmek için uyursun değil mi? ben kalktığımda bir 8 saat daha uyurdum. uyuduğumunda gelen yorgunluğu hala atmak için geceyi bekliyoruz artık.