şükela:  tümü | bugün
  • yazarların kendi yazdıkları hikâyelerdir. lanetli olduğum bir aylık dönemde "kenarda dursun" özelliğinden yararlanarak ben de "bripo" isimli basit bir hikaye yazmıştım. biraz uzun olduğu için bu başlığı açma gereği duydum.
    iyi okumalar!

    üst edit: imla

    -----bripo-----

    -anlat!

    -daha neyi anlatayım. defalarca anlattım size.

    -demek ki adam gibi anlatamamışsın. adam gibi anlat bir kere anlat.

    -bir polis olarak ben de bu yollardan geçtim amirim. neyi sakladığımı düşünüyorsanız söyleyin onu anlatayım. gemileri yakmışım ben kimseden de korkum yok. meslektaşız sonuçta. ben size bildiklerimi anlattım. ben bu işlerin yabancısı değilim. istediğiniz suçlu bulmaksa yıkın üzerime olayı. tanıdık iki götveren gazeteci de bulursunuz haber yaptırırsınız. ben zaten bu işten sıyrılma ihtimalimi düşünmüyorum. bir şekilde yıkacaksınız üzerime nasıl olsa.

    -bak dostcan adam gibi bize bu işin aslını anlat en başından. villayı, ömer denen sizi satın alan adamı ve bu adamın emriyle el altından dinlediğin kişileri hepsini anlat. uzattıkça kaybeden sen olacaksın.

    -anlatayım tamam da kurumuş boğazla, susamış halimle ne anlatayım. ben alkoliğim biliyorsunuz. bir şişe şarap aldırın bana. bence kendinize de aldırın. gece uzun olsun. dökeyim önünüze her şeyi. bir haftadır gözaltında olmaktan ziyade içkisizlik mahvediyor beni. getirin bir şeyler dilim çözülsün. şiir kıvamında ifade vereyim size. aksi halde bulaşmayın bana.

    belini büküp, iki elinin avuç içiyle masaya dayanmış şekilde bekleyen başkomiser nazım söze girdi.

    -bak oğlum "orospuya sikiş öğretilmez". bu meslekte nasıl anamızın sikildiğini sen de biliyorsun. ayak yapma bize, yorma bizi. sikerim şarabını. burası devlet dairesi lan. yarın gidip baskı altında ifademi aldılar diyeceksin. içki içirdiler diyeceksin. yorma bizi. nasıl olsa ihale sana kalacak oğlum. konuş konuşma sikimde değil. bir şekilde üzerine yıkılacak bu iş.

    -amirim bak bana! iki dakika dinle beni. çölde kalmış adam nasıl su diye deli olursa, aç kalmış bir adam nasıl yiyecek için delirirse ben de bu zıkkıma düşkünüm. bağımlısıyım bu bokun. tedavi oldum, bırakamadım. sen beni belki tanımıyorsun ama emniyette beni tanıyan bir sürü kişi var ara sor. nasıl biri olduğumu sor. ben bu bokun bağımlısıyım. aldır iki şişe şarap konuyu çözelim. yok almayacaksanız bir cümle kuracak dermanım yok.

    komiser nazım ellerini birbirine geçirip kollarını ileri uzatarak egsersiz yapar gibi gerinerek "gidip kendim en pahalı şarabı alacağım lan sana fakat bu işi bu gece burada çözemezsek, konuşmazsan şişelerini götüne sokacağım. benim de nasıl biri olduğumu bilirsin" dedi.

    sandalyede çaresizce oturan eski polis dostcan ellerini başına koyup, kafasını önüne eğerek söze başladı. "amirim ben ne yaparsam yapayım siz bir şekilde sıyrılırsınız da ben bu vakitten sonra bu yolun yolcusuyum. ellerim titriyor, kalbim derimin altına yerleşti, atışları kulaklarımdan gitmiyor. başım tonlarca ağırlığa ulaştı, göz kapaklarım kilolarca yük taşır vaziyette. ne olur uzatma. ne dersen tamam. yalvarırım."

    nazım başkomiser sorgunun başından beri odada saksı gibi duran komiser yardımcısı selim'e dönerek. "ben gelirim birazdan şu siktiğimin kamerasını kapat. şarap konuşmasını da kayıtlardan sil ben gelene kadar." diyerek odadan çıktı.

    başkomiser nazım odadan çıkınca odada bir sessizlik oluştu. komiserin ayak sesleri azalıp yok oluncaya kadar sorgu odasında nefes alış sesi bile duyulmuyordu.

    komiser yardımcısı selim ayağa kalkıp sorgu odasının kapısından çıkıp kamerayı kapatmak üzere izleme odasına geçti. kamerayı kapatıp sorgu odasına tekrar döndü. saatlerdir sorguda olan dostcan kafasını masaya koymuş bayılmış gibi bekliyordu. selimin sandalyeyi ayağı ile itip "devrem sikip batırıyorsun herşeyi" demesiyle kafasını kaldırdı ve yüzünü selime dönüp lafa girdi.

    -lan götveren ben senin için neler yaptım unuttun mu? emniyette sana selam verilmezken tek arkadaşın oldum. millet dedikodunu yaparken ben yanındaydım. parasızlıktan kıvranırken yine yanında ben oldum. iki cümle kuramadın sorgu boyunca. ayıp be!

    "devrem ben ne yapabilirim?" dedi selim.

    -lan daha ne yapacaksın. götümü yırttım demin burada az destek olsaydın ya.

    -amirin yanında ne dememi bekliyorsun dostcan?

    -sikerim amirini. en azından "amirim dostcan iyidir. he türlü anlaşırız. yalan söylemez. içkiyi sever. bağımlı bu adam. dediğini yapalım, sıkıntı olmaz." diyebilirdin.

    -ya dostcan bir boklar yedin, başına iş aldın. benim elimde olan bir şey olsa işini ayarlardım ama senin olayın boyutu büyük. komiser götünden soluyor görmüyor musun? adamın telefonu susmuyor. karısı boşayacak bu gidişle. karıyı göremez oldu iş güç derken. gizli gizli cigara çekiyor adam. bu adama ne dememi bekliyorsun. bak devrem şu durumda ne dersem ters teper. olan oldu akışına bırak.

    -bari iyi bir şarapla gelse amınakoyum. çatlıyor başım.

    -merak etme o bilir iyisini. yalnız kafan güzel olunca beni katma işin içine. ben senin için elimden geleni yapıyorum. beni de göt altına götürürsün ona göre!

    başkomiser nazım gideli yirmi dakika süre geçmişti neredeyse. dostcan stresten terlemişti. yaptığının saçma olduğunu biliyordu ama içmeliydi bir şekilde. gözaltında geçen bir hafta boyu alkol almamıştı. en son amatem de alkol tadavisi gördüğü zaman bu kadar uzun süre içmemişti. sabahtan beri elleri titriyordu. tek isteği biraz rahatlamaktı. zaten esranın ölümünden suçlanıp hapse girecekti. deliller sadece kendisini gösteriyordu. dostcan bu düşünceler içindeyken selim sorgu odasının kapısından kafasını çıkarmış başkomiserin gelişini takip ediyordu. telaşla arkasını dönerek.

    "dostcan toparlan. başkomiser nazım geliyor" dedi selim.

    dostcan doğruldu. beyni de biraz sonra alkol gelecek diye ufak ufak dopamin salgılamaya başladı. vücudundaki huzursuzluk bitecekti birazdan. kavuşacaktı alkole, dinecekti bir haftalık azap.

    başkomiser kapıdan elinde siyah bir poşetle girdi. o siyah poşet dostcana çok şey hatırlatıyordu. tüm huzursuz, stresli anları, uykusuzlukları, kafaya takılanları, can sıkıntılarını çözüyordu o siyah poşet. ömrünü, tüm kazancını yemişti o siyah poşet.

    başkomiser nazım elindeki siyah poşeti sorgu odasındaki masaya koydu. elini cebine atıp bir dal sigara çıkardı. sigarayı yakar yakmaz söze girdi. ağzında sigara ile konuştuğu için sigara bir aşağı bir yukarı sallanıyordu. sol gözüne sigara dumanı geldiği için gözünü iyice kısmış bir şekilde selime bakarak;

    -selim kapattın mı kamerayı?

    -kapattım amirim.

    -hadi masayı kur. anasını siktiniz emniyetin zaten. ulan bir de polis olacan dostcan. şu yaptığına bak. bu gece bu işi burada çözmeyelim, adam gibi her boku ince detayına kadar anlatma o zaman eski polis falan demem olacaklara karışmam. yargıtay başsavcısının kızını öldürdünüz amınakoyum. adam siyasetçileri yolluyor her gün müdüre. hakimi, savcısı hepsi olayı kurcalıyor. bak emniyet müdürü yarın sabah beni bekliyor, yarın sabaha kadar bu işi çözmezsem sikecekler beni. beni sikerlerse ben de sizi sikerim. adam gibi gidip güzelce içkini aldım. beyaz leblebi de aldım. kendim winston içiyorum, sana marlboro aldım. bundan sonra top sende. güzelce anlat herşeyi en başından. şu ömer denilen zengin kumarbazı, villa dediğiniz yeri, o hipokrat yeminini siktiğimin kumarcı doktorunu, esrayı kumarhaneye getiren süreci hepsini tek tek istiyorum senden. lan selim doldur kadehi adam gevşesin. al tirbuşonu mantarını parçalamadan aç şu şarabın birini. mantarı parçalarsan ben de seni parçalarım, şişeyi de götüne sokarım. yetmiş lira verdim o şaraba. bu arada sorgu kaydını sabah yapacağız, eline kalem kağıt al önemli yerleri not al sen.

    selim şarabı açmaya uğraşırken "tamam amirim" dedi.

    dostcan masada duran üç şişe şarapla iki paket marlboroyu kesiyordu. ellerinin titremesi geçmiş, sırtındaki ter soğumaya başlamıştı. selim plastik bardağa şarabı doldururken "amirim ister misiniz?" dedi. başkomiser nazım "doldur bana da" dedi.

    dostcan plastik bardağı sağ eline alıp direk ağzına götürdü ve yarısına kadar içti şarabı. bardağı tekrar masaya koyup masadaki paketten bir dal sigara çekti ve yaktı. az önceki elleri titreyen, huzursuz, diken üstünde duran adam gitmiş michael corleone gibi sigara yakan bir adam gelmişti. sigaradan bir nefes daha çektikten sonra artık bir iki cümle kurması gerektiğini düşündü ve söze girdi.

    -amirim drama köprüsü türküsünü bilirsin. debreli hasanın hikayesini anlatır. bu debreli hasan askerken komutanı tarafından haksızlığa uğrar, dayak yer. dayanamaz çeker vurur komutanı. tabi sallandıracaklar debreliyi. bunu bildiği için tüyer eşkıya olur. ama aslinda çok pişmandır. eşkıya olmuştur olmasına ama pişmandır. bir kere iş işten geçmiştir. kalemi kırılmıştır. geriye dönebilme ihtimali veya bir hakkı daha yoktur. benimki de o hesap. bir kere bu yola girdim. pişman olsam da dönüş imkanım olmadı. beni bir kıskaca aldılar. her taraftan çevirdiler. kurtulmam için en ufak bir şansım olmadı. ben de debreli hasan gibi madem olan oldu bu yolun yolcusuyum dedim kendi kendime.

    selim ikinci kadehleri doldururken başkomiser nazım söze girdi.

    -sen debreli hasan gibi bir adam değilsin oğlum. tırnağı bile olamazsın onun. alt tarafı kıçı kırık memursun lan. kendine misyon yükleme. üç kuruş paranla kumara bulaştın. para bulamayınca ömer denen piç satın aldı sizi. her istediğini yaptırdı size. en sonda esra denen karıyı öldürttü sana. gir artık şu konuya kafayı bulacan bir de seni ayıltmaya uğraşmayayım burada.

    dostcan birinci kadehte gevşemeye başlamıştı. başkomiser nazımın onu küçük görmesini umursamıyordu. sanki bir sorguda değildi de içini döküyordu bu odada. elini sigara paketine atıp tekrar başladı konuşmaya.

    -olaylar istihbarat şubeye geçmemle başladı. o zamanlar kendi halinde bir polistim. içki konusu hep vardı ama genelde evde takılırdım. gün boyu dinleme yapardık tosun lakaplı muhsinle. bu muhsin bu dinleme işinin her bokunu biliyordu. akşama kadar koltukta oturur, kulağında kulaklıkla dinleme yapardı. cipsleri, içecekleri koliyle alırdı. kilodan zor yürürdü. ben de bunun yanında yasal dinlemeleri yapardım. cihazlarda problem olursa bu muhsin çözerdi. işin kurduydu. hatta bunun el altından dinlediği bir karı vardı. karının başka adamla konuşmalarını dinleyip kaydetmiş bu piç. karıya "kocana soylerim" diye şantaj yapıp bir iki kere sikmiş bunu. o göbeğin altında bir sik olması ve bu siki hangi pozisyonda sokabildiği de ayrı bir konu.

    -neyse bu pezevenk muhsinle boş günlerde beraber takılırdık. bunun takıldığı bir briç klübü vardı. briç manyağıydı. ben de bununla gide gele öğrendim oyunu. saatlerce briç oynardık bıkmadan usanmadan. turnuvalar düzenlenirdi katılırdık. bu oyun biraz tuzu kuruların oyunu olduğu için çevrem genişlemişti baya. elit tabakadan dostlarımız olmuştu. hatta narkotiğin başkomiseri de geliyordu oyun oynamaya.

    -günlerden bir pazar biz bu muhsinle gündüz vakti rakı içtik. kafalar bomba olmuş bir şekilde klubün yolunu tuttuk. işte esrayı gördüğüm ilk gün o gündür. allahım o ne güzellik öyle! yaratılmışların en güzeli. adeta bir tanrıçaydı. beline doğru inen saçları tel tel parlıyordu. kokusunu alabiliyordum. bembeyaz bir teni vardı esranın. ah esra. görmez olaydım seni.

    -laf esraya gelince dostcanın gözleri doldu. şarap etkisiyle duyguları coşmuştu. bir yandan masadaki paketten ard arda sigara yakıyordu. boşalan kadehleri de selim dolduruyordu. başkomiser nazım ağır içiyordu. sanki sorguda değil gibi gözleri dalmış bir şeyler düşünüyor havasındaydı. dostcan elinin üstüyle gözlerini sildi ve konuşmaya devam etti.

    -ben bu esrayı öyle çok sevdim ki. dünyada hiçbir insan başka bir insanı bu şekilde sevemez. ilk gördüğüm an vuruldum. gerçekten bir yaşamım olduğunun yani nasıl desem hayatta olduğumu o gün anladım.

    -o gün esrayı tam karşıdan gören bir masaya oturduk. sürekli kesiyorum bunu. bir kere göz göze gelemedik. bir türlü dikkatini çekemedim. bizim muhsine göz ucuyla kim bu diye sordum. doktor mertin kız arkadaşı dedi. içimden sikeyim bu düzeni dedim. bana mı bakacaktı bu ay parçası. kıçı kırık memurdum ben. aklımdan bu düşünceler geçerken bir yandan briç oynuyorduk. muhsine dedim ki şu kızların olduğu masadan tanıdığın var mı? muhsin klubün eski oyuncularından olduğu için baya kişiyi tanıyordu. "ömer beyin kızını tanıyorum" dedi. desene bir parti oynalayalım şunlarla değişiklik olur. muhsin, ömer beyin kızına " gamze hanım parti bitince bir oyun da bizle oynar mısınız?" dedi. gamze, muhsinin sözünden sonra karşısında duran esraya baktı. üç beş saniye bakıştılar ve "tamam oynarız dedi" gamze. kadınların bakışlarıyla birbirleriyle konuşmasına hayran olmamak elde değil.

    -muhsinin oyunu ayarlamasıyla beraber içimden plan yapmaya başladım. bir şekilde dikkatini çekecektim esranın. devam eden oyuna ilgim kaybolmuştu. yanlış kart atıyordum sürekli. pik çıkacağım yerde kör çıkıyordum. muhsin de sürekli laf sokuyordu.

    -esraların parti bitince direk bizim oyunu bozdum. rakipler kazanmıştı zaten. hemen başka bir boş masaya geçtik. muhsin desteyi kararken ilk defa esrayla göz göze geldik.

    -"merhaba ben esra" deyip elini uzattı. "ben de dostcan" dedim. tokalaştık. o mor ojeli elini paha biçilemeyen bir tarihi eseri tutar gibi dikkatlice tuttum. bu anda öyle bir etki oluştu ki bünyemde gamzeyle tanışma faslını, oyunun ne ara başladığını falan hatırlamıyorum. deklarasyon başladığında bile elime bakıp löve hesaplamadan pas geçtim. böyle bir kadının karşısında haddime mi dedim. deklarasyon esra da kaldı ilk el. dikkatlice izledim. gayet güzel hamleler yapıyordu. oyun tarzından acemi olmadığını anlamıştım. o gün esra ve gamze bizi yendi. oyun boyunca muhsinin sinirleri oynadı benim yüzümden. ayrılırken muhakkak bir daha oynayalım dedim. "tabiki" dedi gülümseyerek.

    -klüpten çıktığım gibi kendimi meyhaneye attım. içimde öyle bir yaşama sevinci oluştu ki anlatamam. yüzü aklımdan çıkmıyordu esranın. kafayı bulunca muhsini aradım. "ben bu esraya kafayı taktım" dedim. muhsin "oğlum saçmalama kızın sevgilisi var" dedi. "olsun dedim elbet ayrılır o doktordan, ben beklerim" dedim. muhsin direk suratıma kapattı telefonu. orospuçocuğu muhsin. kendi dinleme yapıp başkasının karısını siktiğini başarıymış gibi anlatıyordu ibne.

    -ertesi gün işe gidince kendimce bir plan kurdum. esranın tüm bilgilerine ulaşıp hakkında bilgi edinecektim. fırsat buldukça da telefonlarını dinleyecektim. bu iş için muhsin piçini bir şekilde ikna edecektim. önce briç klübünde çalışan garsonu aradim aradım. çocukla aram iyiydi. birkaç kez ev lazım olmuştu buna, ben de evin anahtarını vermiştim. elemanı aradım.

    -"dün klüpte oyun oynadığımız esra diye bir kız vardı ya onun hakkında ne biliyorsan anlat" dedim.

    "abi çok nadir gelir buralara. ben de pek tanımam ama soyadı eren olması lazım" dedi.

    -esra eren. emniyeti alt üst ettim. trafik şubeden girdim. asayişten arkadaşlara klübün sahibini aratıp üye bilgilerini istettim. o gün akşam olduğunda esranın oturduğu evden, telefon numarasına, kimlik numarasından arabasının plakasına tüm bilgilerine ulaştım.

    tam bu sırada başkomiser nazım sözünü böldü dostcanın.

    -lan selim not alıyor musun bunları.

    selim masal dinleyen bir çocuk gibi pür dikkat hikayeyi dinliyordu.

    -amirim alıyorum bazı notlar.

    -"al tabi oğlum adam mesleğin yüz karası olmuş bunlar amınakoyum. sana bu bilgileri resmi yazısız veren o polisleri de sikmek lazım aslında." dedi başkomiser. sandalyeden kalktı ve ellerini kuyruk sokumuna koyup masaya sırtını dönerek "devam et" dedi.

    dostcan iyice alkolün etkisi altına girmişti ve anlatmaya başlayınca da susmuyordu. hikaye o kadar sarmıştı ki sorgu havası yoktu ortamda. ne başkomiser ne de selim kolay kolay bölmüyordu selimin konuşmasını.

    -o gün dinleme odasında gececiydim. esranın telefonu dinlemek için düzeneği kurdum. onun özel hayatını öğrenmek çok heyecanlandırıyordu beni. kafayı esra ile bozduğum için yaptığımın suç olduğunu, mahkeme kararı olmadan birini dinlediğim öğrenilirse hayatımın amınakoyacaklarını falan unuttum. sikimde değildi hiçbir şey. bir iki saat geçti geçmedi esranın ilk telefon konuşmasını yakaladım. o doktor piçiyle randevulaştı. ama konuşmalardan herifin esrayı pek fazla takmadığını hissettim. ha hu diyerek, emir kipiyle konuşuyordu benim esramla. insanın esra gibi bir sevgilisi olup nasıl böyle davranabilirdi. tam bir orospuçocuğuydu bu doktor. o gece başka onemli bir dinleme detayı yakalayamadım.

    -ilerleyen günlerde işe geldiğim her gün diğer dinlemelerle beraber esrayı da dinlemeye devam ettim. muhsin de biliyordu esrayı dinlediğimi. hatta esranın telefon trafiği diğer takip edilenlerle kesiştiği zaman muhsin yardım ediyordu.

    -tüm bu dinlemelerde esranın bu herife tutkun olduğu belli oluyordu. yalnız bu doktor da bir bokluklar vardı. haftada bir iki gün buluşma meselesinden kavga ediyorlardı. kavga dediysem de herif esrayı azarlıyordu. kavgadan bir gün sonra barışma konuşmalarında herif bununla telefonda seks yapmaya çalışıyordu. yok üzerinde ne var, yok odada yalnızım, burda olsan sevişirdik. yok memelerini özledim. çektiğimiz görüntüleri izledim az önce falan diyordu. anlaşılan kızla yaşadıklarını vidyoya çekmişti piç. hatta birgün sikimi avuçladım hadi bosalt beni deyip kıza telefonda kendini boşalttırdı. esranın telefonda ona “sik beni” dediğini duydukça kahroluyordum. bu doktor denen heriften öyle bir nefret etmeye başladım ki delil bırakmadan bu piçi nasıl öldürebilirim diye düşünmeye başladım. yok olmalıydı bu doktor. kafaya koydum bu herifi insanlık tarihinden silecektim.

    -doktora olan nefretim yüzünden esrayı dinlemeyi bırakıp doktoru dinlemeye başladım. bir şekilde bu piçin hayatını çözüp, fırsatını bulduğum zaman fişini çekecektim. her ne olursa olsun bu herif ölmeliydi benim için. henüz esrayla sadece bir kez görüşmeme rağmen saadetimizin önündeki tek engelin bu doktor bozuntusu olduğuna inanmıştım bir kere. insan aşık olunca kendini kaybediyor. fırsat buldukça dinlemeye devam ettim bunu.

    -dinledikçe herifin pislikleri çıkıyordu ortaya. herif esrayı aldatıyordu. başka bir orospuyla buluşuyordu haftada bir gün. esra neden ulaşamadığını sorduğunda ise "acil ameliyattaydım" diyordu. karıya telefonda seni şöyle sikeceğim, böyle yalayacağım diyordu. hatta bir hastası ile konuşmasına şahit oldum. karıya öyle böyle yürümüyordu piç. adamın elinde fırsat vardı. kadınların seveceği kariyere sahipti. ameliyatlardan da parayı götürüyordu. bir konuşmasına denk geldim bunun; herifin biri buna karısının ameliyatına özen göstersin diye otuz bin lira para yollamak için iban istedi bundan. burada bir şey daha ekleyeyim. ömer bey denilen gamzenin babası da bu dinlemeler sırasında dikkatimi çekti. haftada bir gün buluşuyordu doktorla. bunların telefon konuşmalarında bazı şifreli konuşmalar vardı. "villa" diye bir yerden bahsediyorlardı sürekli. ama detay yoktu. kısa ve öz konuşuyordu bu ikili. ancak bir iş çevirdikleri aşikardı. ilk başlarda çözemedim aralarındaki hukuku. villa lafı dönüp duruyordu aralarında. saatlerce düşünüyordum ama bunların ne iş çevirdikleri hakkında en ufak bir fikrim yoktu.

    -iki üç ay dinledim ben bu doktor piçini fakat esrayı aldatması ve villa dışında önemli bir detay bulamadım. haftada bir aynı karıyı otelde sikiyordu. günlerim bu heriften nefret etmekle geçiyordu. izinli olduğum günlerde de briç klübünden çıkmıyordum. esrayla tekrar karşılaşırım diye boş vaktimi orada geçiriyordum. ömer beyin kızı gamze geliyordu ara sıra. selamlaşıyorduk ama utancımdan esrayı soramıyordum. sonra birden kendi kendime dedim ki. ben bu gamzeyle arayı iyi tutarsam esraya kolayca ulaşırım, hatta doktorun hakkında edindiğim bilgileri de samimiyet kurunca gamzeye anlatırım ki esraya anlatsın. gamzeyi briç oynarken yakaladığım zaman direk masasına oturmaya başladım. yavaş yavaş samimiyetimiz gelişmeye başladı. ilk başlarda sadece oyun üzerine konuşuyorduk. zaman ilerledikçe oyun sonrası beraber kahve sigara yapmaya başladık. bir gün oyun sonrası buna sordum.

    -"ya senin bir arkadaşın vardı esra diye. o gün oyun oynadıktan sonra bir daha burada görmedim onu."

    -"ben de pek görüşemiyorum. esra biraz tuhaf kızdır. arasıra oyun oynayalım diye arıyorum fakat çoğu zaman erkek arkadaşını ya da doktorayı bahane ediyor gelemiyor."

    -"çok mu seviyor erkek arkadaşını?"

    -"seviyor sevmesine ama biraz buldumcu bizim kız. bunun erkek arkadaşı biraz fazla havalı, kaptırmaya mı korkuyor nedir, adam ne derse tamam diyor."

    -"dışarıdan hiç de öyle görünmüyordu o gün nedense."

    -"dişarıdan ne doğru görünüyor ki! boşver esrayı onun tarzı çok farklı. benim için sıradan bir arkadaş. zaten ayda yılda bir görüşüyoruz."

    -"bizi yendiğiniz oyunun intikamını almak istiyoruz muhsinle. hatta senin yüzünden kızlara yenildik diye başımın etini yedi. bir oyun ayarlayalım mı pazar gününe?"

    -"olabilir. konusurum esrayla bakalım."

    -gamze ile samimiyetim gittikçe artıyordu. işe geldiğim de doktorun açığını yakalamaya, klübe gittiğimde de gamze üzerinden esraya ulaşmaya çalışıyordum. hayatımın merkezinde kendime ait bir şey kalmamıştı. annem vefat edince memlekette tek kalan babamı bile doğru düzgün aramıyordum. keşke bir kardeşim olsaydı da ilgilenseydi babamla. adam aramadıkça konuşamıyorduk. kafayı esrayla öyle bir bozmuşum ki ne anne, ne baba, ne de iş hiçbir şey aklıma gelmiyordu.

    -günlerim böyle geçerken bir gün gamze aradı. “pazar gününe esrayla beraber oyuna geleceğiz “ dedi. o pazar bir türlü gelmek bilmedi. gidip kendime adamakıllı kıyafetler aldım. bayramlığını deneyen çocuklar gibi aynanın karşısında denemeler yapıyordum. pahalısından da bir parfüm aldım. güzel kokayım esrama. o güzel burnuna layık kokayım. cumartesi gecesi uyuyamadım heyecandan. saat iki de buluşacaktık. ben saat onda yerimi almıştım kulüpte. muhsini de saat başı arıyordum unutmasın diye. her şey kusursuz olmalıydı. esrama kavuşacaktım. daha ne isteyebilirdim?

    -saat ikiye doğru gamze geldi. ama yanında esra yoktu. göğsümde bir yanma hissettim. esram neden yoktu? neredeydi? sessizce gamzenin masaya oturup açıklama yapmasını bekledim. gamze daha sormama fırsat vermeden “esranın işi çıktı gelemedi” dedi. yüzüm öyle bir düştü ki gamze sanki ağzımı arıyormuş gibi “boşver gelmesin ben onun yerine birini ayarlarım” dedi. tepkisizliğimden bir şeyler olduğunu anlamış olmalı ki; “dostcan tehlikeli sularda yüzüyorsun” dedi. cevap bile vermedim buna. ben sustukça gamze farkına varıyordu esraya hislerimin. damarıma basar gibi “kıza sevgilisi sürpriz yapmış tatile gidecekler” dedi. gamzeyi oracıkta boğmak istedim. esrayla arama mesafe koyan herkes ölmeliydi. kendimi tutup kalkıp gittim oradan.

    -sokakta yürüdükçe binalar üstüme geliyordu. sığamıyordum milyonluk şehre. dar geliyordu sokaklar. ağlamak istiyordum ağlayamıyordum. kendimi bir meyhaneye attım. bir iki kadehten sonra ağlayabildim anca. ağlamak lazım bazen. gözlerin de biriken kirlerinin yıkanması lazım. o geceye dair sadece ağladığım anları hatırlıyorum, bir de gamzenin mesajlarını. aç karnı içmekten kendimi kaybetmişim. silah çekmişim meyhaneciye “esrayı getir bana diye.” rezalet çıkarmışım. adam polisi aramış benden kurtulmak için. allahtan gelen ekip tanıyordu beni de sıyrıldım o işten.

    -sabah kalktığımda baş ağrısından ölüyordum. gece ne oldu ne bitti hatırlamıyordum. meyhanede ağladığım bir iki sahne vardı aklımda ama ötesi yoktu. telefonuma sarıldım hemen. arama kayıtları, mesaj kutusu hepsini talan ettim. ben ne yapmışım allahım dedim. insanın aşırı sarhoş olduğunda en dürüst olduğunu duymuştum da bu derece olacağını asla tahmin edemezdim. mesajları okudukça karnıma bir ağrı giriyordu. esraya bir sürü mesaj atmışım. onu nasıl sevdiğimi anlatmaya çalışmışım. kızcağız bir iki kere sen kimsin diye mesaj atmış fakat ben sadece sevgi dolu mesajlar atmışım. allahtan numaramı bilmiyordu. esra kısmından sapık damgası yiyerek sıyrılırdım da gamze boyutu böyle değildi. gamzeye neler yazmışım neler… amını yalayıp, götünden sikmekten bahsetmişim. esrayı sevdiğimi, ama onunla da fırsat buldukça sikişebileceğimi yazmışım. nasıl utandım anlatamam. nasıl toparlayacaktım bu durumu? hemen bir özür mesajı çektim gamzeye. “çok sarhoştum gamze kusura bakma. yazılmayacak şeyler yazmışım sana. beni affet.” dedim. biraz zaman geçince gamze cevap yazdı.

    -“sıkma canını dostcan. sarhoş olduğunu anladım zaten. hatta seni aradım alıp evine götürmek için fakat meşgule attın beni. ayrıca insan sarhoşken bilinçaltındakileri söylermiş”

    -gamzenin mesajını okuyunca pişmanlıktan olsa gerek. konum atıp eve davet ettim özür dilemek için. duş alıp, kahvaltıyı hazırladığımda gamze geldi. beynimin uyuşukluğu devam ettiği için o sabah esrayı fazla düşünmedim herhalde. yoksa ne işim olurdu gamzeyle.

    -gamze eve girince direk iki elini tuttum “ gamze kusura bakma, çok özür dilerim, hata yaptım” dedim. gamze parfüm havuzuna düşmüş gibi kokuyordu. mini eteği çekmiş, üstünde beyaz bir tişört vardı. benim özrümden sonra gamze kendini üzerime doğru itip memelerini göğüs kafesime dayayıp; “ demek beni sikmek istiyorsun” dedi ve dudaklarıma yapıştı. otuzbirci bir yaşam sürdüğüm için hiçbir şey düşünmeden ayak uydurdum ben buna. ayda yılda bir seviştiğim için güzel sikemedim ama sonuçta siktim. yataktan çıkınca dün gecenin pişmanlığı üzerine bir de esraya ihanetimin pişmanlığı düştü içime.

    -debreli hasan gibi yoldan çıkmıştım bir kere. kendi yaptıklarıma kendim bile inanamıyordum. ömer beyin kızını sikmiştim ama esrayı seviyordum. hayatım o kadar alt üst olmuştu ki bundan sonra sade bir yaşamı ben bile kabul etmezdim.

    -gamze benim bornozumla duştan çıktı. tertemiz olmuştu. bense deli gibi bir hale bürünmüştüm. fazla bir şey demeden gamzeye kendimi bıraktırdım işe, doktoru dinlemeye devam etmek için. bu doktoru alt etmem lazımdı.

    -gün boyu gamzenin saçma mesajlarına cevap verirken bir yandan da dinleme yapıyordum. doktor bu ömer denen herifle bir görüşme yaptı. villada görüşürüz deyip kapattılar. benim bu villa işini çözmem gerekiyordu bir şekilde. anlaşılan beni villaya götüren yol gamzeden geçecekti. gamzeye mesaj attım. "akşama bana gel beraber uyuyalım" dedim. "dün gece attığın mesajdaki olayı yapacaksan gelmem" diye cevap attı. benim aklımın ucundan geçmeyen şey gamzeyi heyecanlandırmış, aklından atamamıştı anlaşılan. yine de gamzenin cevabı ile sikim demir gibi oldu. hepimiz erkeğiz sonuçta. çükümüze söz geçmiyor bazen. cevap attım buna. "senin istemediğin hiç birşey olmayacak" diye.

    -akşam güzel bir şarap alıp gamzenin gelmesini bekledim. gamze biraz meze ve viski alıp geldi. bir seyler yedik içtik ama bir türlü villa konusuna giremiyordum. bir an önce gamzeye içirip villa konusunda biraz bilgi almam lazımdı. şarabın bitmesiyle gamzenin getirdiği viskiyi açtım. gamze bir yandan on sevişme faslını yaşatıyordu bana. öyle böyle sikecektim gamzeyi ama önce şu villa konusunda bana sağlam bir bilgi vermeliydi. viskinin yarısına gelince gamze iyice iptal olmuştu. hemen konuya girdim. "gamze bu villa ne iş" dedim. gamze sarhoş olmuştu. "sen villayı nereden biliyorsun" dedi. esra mi soyledi dedi. esra ismini duyunca gamzenin gece boyu yaklaşmasıyla sopa gibi bekleyen sikim bunun için depoladığı bütün kanı geri vücuduma yolladı. önceliğin esra olduğunu hatırlattı bir anda.

    -esrayla oyun oynadığımız gün dışında hiç görüşmedim gamze. esrayla bir alakası yok durumun. ben muhsinden duydum dedim.

    -"muhsin villaya geldi mi ya" dedi gamze.

    bozuntuya vermeden " gelmiş demek ki bahsetti bana" dedim.

    -gamze çekyata doğru uzanıp bacaklarını dizlerimin üzerine doğru attı. eteği sıyrılmış, kilodu görünüyordu. belli ki geceye hazırlanmıştı. az önce ölü moda geçen sikim gamzenin ayaklarını sürtmesiyle tekrar hareketlendi.

    -"bak villa öyle ulu orta konuşulan bir yer değil hayatım. villa dediğin zenginlerin kumar oynadığı mekan. yerini kolay kolay kimse bilmez. muhsin gibi memurların gelebileceği bir yer değil orası. belli ki başka bir iş var bunda. polis olarak beni kullanıp oraya mı ulaşmak istiyorsun. bak dostcan "seni götünden sikmek istiyorum" diye mesaj attığın bir kız hala yanına geliyorsa seni seviyordur. ben seni seviyorum. ama beni iş gereği villaya ulaşmak için niyetin beni kullanmaksa yanlış yoldasın. villanın yerini ben de bilmiyorum. esraya soracaksın orayı. doktoru da orada kafalamış esra. oranın müdavimi o. kumarbaz orospu. babasının malını mülkünü poker masasında yiyor. "

    -"villanın belli kuralları vardır. belli bir paranın altında kumar oynanmaz. oyuncular bir birlerini bilirler. şifreli konuşmalarla buluşurlar. genelde poker oynar hepsi. nelerini kaybeden insanlar var orada. senin ömür boyu kazanacağın paralar poker masasında pottur. sen bu işi kurcalama. orada olan her şeyin devlette farkında. bu adamların içinde siyasetçiler de var. sürerler seni buralardan."

    -gamze villayı muhsinden duymadığımı anlamıştı. elimi gamzenin eteginin altına attım, baldırlarında gezdirmeye başladım. "benim oraya girmemi sağlayabilir misin?" dedim. babanla konuşsan.

    -"imkansız dostcan. babama nasıl böyle bir şey diyebilirim? yani oraya girmen için baya bir paran olması lazım. zengin olman lazım. beş on bin lira ile giremezsin oraya. sen villa işini unut" dedi.

    -o gece gamzeyle seviştik ve uyuduk.

    -gamzeye mümkün olduğu kadar iyi davranmaya çalışıyordum. çünkü villaya giden yol, esraya giden yol gamzeden geçiyordu. hem kız kesikti bana hem de babası villanın mudavimiydi. para işi meseleydi biraz onu da kredi çekip, polis sandığında birikmiş paramı da çekerek tamamlamayı planlıyordum. tabi bir yandan doktoru dinlemeye devam ediyordum.

    -gamzeyle buluşmalarımız sıklaşmıştı. buluşup beraber içiyor, peşi sıra sevişiyorduk. sürekli beni villaya sokması yönünde baskı yapıyordum kıza. babasıyla uygun bir dille konuşmasını istiyordum.

    -günlerim böyle geçerken bir akşam büfeden nevaleyi alıp eve geçtim. bir bira yuvarlamadan daha kapı çaldı. kapıyı açtığımda kel, top sakallı, sert bakışlı, ben boylarda bir adam dikiliyordu. jilet gibi takım elbiseyi çekmiş, sağ elini cebine sokmuş, her halinden üst tabakadan biri olduğu belliydi.

    -"merhaba" dedikten sonra gözleriyle baştan aşağı süzdü beni. "merhaba buyrun" dedim.

    -"ben ömer, gamzenin babası" dedi.

    -elim ayağım dolaştı birden, adrenalin nerden salgılanıyor bilmiyorum ama göğsümden aşağı doğru bir şeyler akmaya başladı. panikledim. sonuçta adamın kızını sikiyordum. refleks olarak elimi belime yanaştırdım ama kapıyı şortla açtığım için silahım yoktu. zaten aminakodumun silahını kullanmıyordum ki ben. taşıması ayrı sorumluluğu ayrı yüktü.

    -tam adam beni öldürecek diye beklerken sağ elini cebinden çıkarıp uzattı. o eli görünce gelen rahatlamayla "ben de dostcan efendim" diyebildim ve içeri davet ettim.

    -evi bok götürüyordu. mutfak ve salon birdi benim, amerikan mutfak dediklerinden. zaten diğer odaları kullanmaz hep burada takılırdım. kirden, pislikten antika gibi görünen koyu renkli bir cekyat ve çekyatın önünde
    ucuzcularda satılan uzerinde laptop ve bir gece önceden kalma çekirdek kabukları ile bu kabukların arasında tek tük görünen sigara izmaritleri bulunan beyaz bir masa bulunuyordu. yerlerde boş bira şişeleri, mutfak tezgahında atılmayı bekleyen çöpler evin kendine has kokusunu oluşturuyordu.

    -ömer bey eve girince doğrudan cekyata oturdu. bak bir ayrıntı vereyim; bunca şeyin üzerine bu aminakodumun herifine " bey" diyorum farkındaysanız. bazı insanlar ne kadar piç de olsa, orospu çocuğu da olsa bey kelimesi yapışıyor ve yakışıyor bunlara. ne yaşarsanız yaşayın atamıyorsunuz. çünkü bu kişiler sizle tanışmadan çevreden duyar, tanırsınız. karşınıza da gerçekten beyefendi gibi çıkarlar. verdikleri imajla üstün olduklarını bilinçaltınıza kabul ettirirler.

    -ömer bey de o tiplerden. geldi beyefendi gibi oturdu çekyata. etrafı bile incelemedi. sadece benim yerleşmemi bekledi ve bir anca önce derdini söyleyip gitmek istercesine;

    "dostcan bey lafı çevirmeyi sevmem. villa mi, gamze mi? dedi. herif öyle bir soru sordu ki hangi cevabı vereceğimi bilemedim. bana kalsa tabiki "villa" diyeceğim ama adamın kızını kulladığım ortaya çıkacak. gamze dersem de villaya ve dolayısıyla esraya uzak kalacaktım. kararsızlığımı sezdi olacak ki;

    -"bak koçum; soruyu söyle daha açık sorayım! kızıma yaptıklarından dolayı seni direk öldüreyim mi, yoksa villaya gelip yavaşça mı ölmek istersin?" dedi.

    -"ne demek istiyorsunuz ömer bey?" dememle lafı ağzıma tıkayarak;

    -"yarın bu evi terkediyorsun. marmara otelde odanı ayırttım, odaya kıyafet ve yeni bir cep telefonu da bıraktırdım. akşam sekiz gibi otelin önünden alacağım seni. gamze ne yaparsa yapsın sana ulaşmasına imkan vermeyeceksin. seninkinin erkek arkadaşına da yarın gidiyorsun bir aylık rapor ayarlacak sana... işe de gitmeyeceksin böylelikle."

    -"hiçbir şey anlamıyorum ömer bey" dedim.

    herif ayağa kalktı; "çok iyi anlıyorsun, yarın görüşürüz" diyerek hızlıca çıktı gitti evden.

    -"ulan neler yaşıyorum ben ya" dedim kendi kendime. o güne kadar yaptıklarımdan pişmanlık duymuyordum pek ama bu herif eve geldikten sonra tüm düşüncelerim değişti. esra falan derken ölüme gidiyordum. bu adamlar beni siker atardı. yine de esra aklıma düşüyor ve kendi kendime "oğlum sen polissin lan! kimse seni kolay kolay öldürmez, istanbuldan doğuya sürdürürler en fazla" diyordum.

    ertesi gün churchill kasabasında hadson körfezinin donmasını bekleyen kutup ayısı gibi monoton bir bekleyişle süren hayatım bir daha geri dönemeyeceğim yeni bir boyuta evrildi. bir noktadan sonra duramazmışsın bunu öğrendim. ben o noktayı geçmiştim ve duramazdım. miladım o gündür. belki esra bana verseydi iki üç kere sikseydim unuturdum. ama şimdi düşününce insan hep arayış içinde bir canlıymış. esra bana vermediği için ya da ben ona ulaşamadığım için kıymetliymiş. amınakodumun düzeni işte. açalım amirim son şarabı, kaybedenlere içelim...
  • okusam mı acaba diye düşünürken en alttaki özeti görüp okumamaya karar verdiğim hikaye.
    ağır abazanlık içerdiği şüphesi oluşturdu bende.

    entry nick uyumu da içerir: klasik yarrak affedersin.

    --- spoiler ---

    esra bana verseydi iki üç kere sikseydim unuturdum.
    --- spoiler ---