şükela:  tümü | bugün
  • çoğu midemdeki sorunlar yüzünden kahveyi bırakıp, dışarıdan yemeyi azaltmamla geliştirdiğim tasarruf yöntemleridir.

    -kahveyi bırakmak ayda 300 tl gibi bir rakam tasarruf etmemi sağlıyor.

    -pastanelerde kullanılan malzemeler sanayi tipi oluyor. örneğin: alba marka yağ, ovalex adlı kıvam artırıcı yine sanayi tipi unlar kullanılıyor. bir kase supangleye, profitorele, kazandibine 10 tl vermektense kendim yapıyorum. koca tepsi kazandibi 5 tl gibi bir rakama mal oluyor. (hem de en iyi sütü, unu kullanıyorum). yaş pastayı (üşenmezsem) kendim yapıyorum.

    - aracıdan değil, direkt üreticiden almaya çalışıyorum. örneğin, ankara ulus'ta çantacılar çarşısı var. kızılay'da 80 tl'ye satılan çantayı atölyeden 30-40 tlye alıyorum.

    - kıyafet alırken modaya uygun parçalar değil de klasik parçaları tercih ediyorum. böylece modası geçti diye yeni kıyafet almam gerekmiyor. mesela, bu sene moda olan paçası saçaklı kot ya da gül işlemeli mavi-beyaz cizgili gömlek seneye demode olacak ama bedenime yakısan klasik kesim jean üstü normal mavi-beyaz çizgili gömleği her sezon giyerim.

    - ayak sağlığı çok önemli. ucuz ayakkabı almam, ucuz topuklu hiç almam. o kadar para verdiğim ayakkabıyı sırf topuğu çizildi diye kenara koymaya gönlüm el vermediğinden toplu taşıma kulanacaksam babet ya da spor ayakkabı giyip ofiste ayakkabımı degiştiriyorum. (hem otobüse yetisırken rahat koşuluyor :) )
  • şahsıma tasarruflu olmayı öğreten ve ilkokuldan beri aklımdan hiç çıkmayan bir an vardır, unutamam.

    ki dönemin şartlarını tahayyül edemeyenlerin de "hadi canım" diyeceğini düşünüyorum.

    88, 89'lu yillar.. dönemin elit ilkokularından birindeydim. sirf bu ilkokulda okumak icin evimizin dibindeki okula dahi yazdirilmamisiz. servisle gidip geliyordum. ailemin maddi durumu özal iktidarinin son döneminde iyice bozulduğu için, servise de aylik odemelerin aksadığını biliyordum. bu sebeple sahsi inisiyatifimi kullanarak yük olmamak adına yuruyerek gidip gelmeye başlamistim o yaşta. babam harclik uzattığında hüzün çöküyordu içime. zira bende de olmamasina ragmen "param var daha" diyerek almiyordum.

    iste boyle bir donemde tencere kapak misali bir sira arkadasim vardi. onun da ailesinin maddi durumunun kotuye gittigi, tenefuslerde simit ayran yiyenlere aval aval bakmamizdan, gazozu import bir icecek sanmamizdan bariz anlaşılıyordu. yutkunuyorduk sadece..

    isin kotu tarafi, luks bir semtin okulunda okumamizdan mutevellit her cocugun gürbüz olmasi dolayisiyla biz iki premature cocuk gibiydik. hatta aynı sirada dört kisi oturmuslugumuz bile vardır. ayrica sinif ogretmeninin bu gürbüzlerin varlıklı ailelerine özel ilgi, hürmet ve güleryüz gösterdigini zaten görüyorduk. bu sebeple kimi cocuk derste sebepsizce övülürken, biz de sebepsizce dövülüyorduk.

    neyse, doneme ve duruma dair empati yaptıysanız sadede geleyim artık;

    bu sira arkadaşımın kurşun kalemi bitti bitiyor. 3-4 cm bir şey kalmış, tutulacak ve yazılacak gibi değil gercekten de. bir gün sonra yine aynı kurşun kalemle geldi tabi sınıfa. annesi beyaz bir banyo permatiğinin jilet başlığını kesmiş, o çubuğu kalemin tepesine oturtup monte etmiş.. kalemin miadi birkac hafta daha uzamışti. iste o kalem hiç aklımdan çıkmadi benim.

    kalem kısaldıkça küçücük parmaklarına kalın geliyordu o permatik sapından tutması, ama o son haddine kadar kullanmasını bildi. bilmek zorundaydi belki de..

    hulasa,
    insan fakirliği görmeden, onunla tanışmadan "tasarruf nasıl yapılır" sorusuna cevap vermekte zorlanabilir. tasarruf çocukluktan ve yokluktan başlar.. içgüdüsel alışkanlıklar yaratır..

    birkaç ay önce tapu'da karşılaşmistik, daire alıyordu. iyi de bir araç anahtarı da elindeydi,
    çok sevinmistim gerçekten..

    edit : redaksiyon..

    hazır yazıda düzeltme yapmışken, sürekli bu sıra arkadaşımı tokatlayan ilkokul öğretmenime kahraman kral gibi seslenmek istiyorum: "ne istedin ulan elin garibinden!"
  • açken markete gitmeyin 30-40 lira farkediyor
  • ekmeği, birayı, yoğurdu, peyniri ve sucuğu evde yapıyorum. sebze ve meyveler ucuz ve lezzetliyken salça, reçel, kurutulmuş sebze vs yapıyorum.

    ayrıca, bahçeli evde olduğumdan bahçede sebze yetiştiriyorum ve kümes yaptım, her gün 4 yumurta alıyorum.
  • daha önce itibardan tasarruf olmaz diye buyuran baş yöneticimizin dahi artık işi allah'a havale ettiği ve teknik olarak kahvedeki yetkisi/unvanı olmayan dayının da söyleyebileceği etkideki avuntu cümlelere başvurduğu bir ortamda, yapılması gereken eylemler bütünü (buradan koyduk mu !!!!! diyen %52'ye selamlarımı iletirim, kulaklarınız çınlasın).

    ### öncelikle, artık klişeleşmiş ve olmazsa olmaz sac ayağını aradan çıkartalım;
    -açken market alışverişi yapmayın,
    -dışardaki buluşmalara yarı tok gidin,
    -birşey satın almadan önce ihtiyaç mı lüks mü iç sorgulamanızı yapın

    ### şimdi marjinal kazanımlara geçelim
    (ön not: bazı maddelerin ilk maliyetleri fazla gelebilir ama kısa-orta vadede amorti edecektirler; ve amerikayı yeniden keşfetmiyoruz şüphesiz. dikkat çekme diyelim, moda tabirle farkındalık yaratımı)

    1) kafanızın düzgün bir şekli var ise hiç düşünmeden şundan alın. yıllardır berberlerin kullandığı alman malı traş makinesi. dayanıklılığı gayet iyi. tabi şu an herşeyde olduğu gibi fiyatı uçmuş güncelde ama (2016'da 125 tl'ye almıştım) kesinlikle parasına değecektir. böylece hem berbere git, sıra bekle, gereksiz siyaset-spor muhabbeti çek, eve gel vakit kaybı ve hijyen kaygısı gibi çoğu şeyi de bertaraf edersiniz... bu arada piyasada çok çakması var dikkat (ben ilgili linki verdim ama başka orijinal satan yer varsa oradan da alabilirsiniz; reklam demeyin küfrederim).

    2) tüm ampullerinizi led'e çevirin; nedeni basit. hatta avrupa birliği halojen ampulleri yasaklama niyetinde şu sıralar.

    3) cebinizde bozuk para tutmayın, basit ve hacimli bir kumbara alın, tüm bozuklukları oraya atın ve bunlara dokunmayın. bu bozuklar cepte durdukça dur bir cips alayım dur bi bira çakayım falan derken refleksif bir harcama oluşuyor.

    4) banyonuzu avmlerdeki gibi dizayn edin; yani bataryanız fotoselli ya da en kötü aç-kapa barlı olsun (diş fırçalarken ya da traş olurken o sırada hayvan gibi akan suyu ay boyunca düşünürseniz dehşet verici bir israf ve fatura kabarması söz konusu) klozetinizde de kısa-uzun sifon tuşları ya da çekme kolu buna göre uyumlu olsun. hem tasarruf hem de su olarak sosyal sorumluluk *

    5) tüm elektronik ürünlerinizin bağlı olduğu prizler anahtarlı ve akım korumalı olsun. üç ay önce 3.600 tl olan macbook air şimdi 5.500 tl, iphone x 5.700 tl iken 7.700 tl macbook prolar 5.500-6.000 tl'den başlıyorken 8.000 ve üstü seviyelere fırladı; f/p xiaomi mi6 bile 1.850 tl'den 2.500 tl'lere falan fırladığı bir ortamda artık aldığımız-elimizdeki elektronik ürünlerimiz aşırı kıymetlendi ve yenisi ile değiştirmek imkanımız oldukça daraldı.

    elektroniklere iyi bakın, artık onlar kıymetlimiss...

    evde yokken anahtarları kapatın.

    6) harcama takip programı edinin. android için hesap cüzdanı uygulamasını tavsiye ederim. usanmadan, bıkmadan tüm harcamalarınızı programa girin, böylece ay sonunda tüm harcamalarınızı topluca ve grafikli şekilde sıkıca takip edip, müdahale edeceğiniz şeyi net görmenizi sağlar. ben mesela bir ayda abur cubura ödediğim parayı görünce şok geçirdim, o an öderken küçük gözüküyor ama kümüle olarak ciddi seviyelerde olabiliyor.

    7) sigarayı -demesi kolay ama- bırakın. alkol içinse evde üretimle tüketiminizi azaltamayacağınız için, üretim yerine nadiren içen sosyal içici seviyesine gerileyin, hatta mümkünse tamamen bırakın. hala sosyal içici / arkadaş ortamı içicisiyim (o da kafadan 3 bomonti filtresiz ya da yemekli ise beyaz şarap) ama bırakmaya çalışıyorum. bu arada içmiyorum diye beni dışlarlar, bana yobaz derler, elalem neder falan diye kaygı duymayın. şekilciliğin, yobazlığın ve mahalle baskısının dincisine de laik olanına da aldırış etmeyin.

    8) bisikleti ve yürüyüşü hayatınıza en üst seviyede dahil edin. 2 km uzaklıktaki yere araba ile giden tipleri anlamıyorum gerçekten de, sonra neden götüm değirmen tekeri gibi ? e ablacım sen de hareket ediver biraz. zaten çoğumuz bütün gün masabaşında göt büyütüyoruz çay/çiş molaları, öğlen yemeği hariç hareket yok neredeyse... kamu spotu gibi olacak ama bisiklet ve yürüyüş hayatıma girdiğiden beri 9 kiloya yakın zayıfladım ve zindeliğim arttı (eskiye kıyasla), ideal kiloma 6-7 kilo uzaktayım ama bunun için artık yemek rejimimi değiştirmem lazım, neyse konudan sapmayalım.

    9) eğer asgarisini değil, tümünü ödeyebilecekseniz, harcamalarınızın mümkün mertebe tamamına yakınını nakit yerine kredi kartı ile yapın. böylece hem bankalara faiz ödemeden kendinizi 1 ay ücretsiz fonlamış olursunuz, hem de her işleminiz kayıt altına alınır takibini sağlarsınız. ayrıca puan gibi yan avantajlardan da yararlanırsız. ek olarak, fiş kesmeyen, vergi kaçıran esnafı da zoraki kayıt altına aldırmış olursunuz (sizin maaşınızdan daha elinize geçmeden çatırt diye vergi kesiliyorken, nakit ödemede fiş kesmediği için vergiden kaçan kişinin de önüne geçilir böylece). faturalarınızı otomatik talimata verirseniz yıllık aidat almazlar.

    10) indirimleri kovalayın, bültenlere abone olun. adam gidiyor imax filme 40 tl verdim diye sövüyor, ben ise aynı filmi 8 tl'ye izliyorum. kaldı ki sinemaya da ancak ve ancak beklenen, belli yapımlar için gidiyorum. artık kağıt fiyatları yüzünden fiyatlar coştu maalesef ama kitaplarda da yayınevlerinin indirimlerini kovalayın muhakkak. ilk çıktığında okumak zorunda değilsiniz bu arada kitapları, bekleyin indirimde alın.

    11) yazılı basını bıraktım. çoğu çöp ve saksocu, iktidar yalaması zaten. olmayan şeyleri takip etmek için neden para verelim ki ? siz de bırakın. ayrıca basılı gazetelerin artık çağdışılığı aşikar. yahu iki gün öncenin haberini okumak için neden bugün para vereyim ki ? cepten saniyesinde erişim malum. yerli dijital içerik olarak bbc türkçe, dw türkçe, twitter akışından takip ettiğim kimseler yeterli. arada sözcü, tv olarak krt, radyo olarak rs fm tatminkar. bunlara da el atmazlarsa tabii...

    12) şimdi bu maddede biraz söveceğim, gavurun dediği gibi no offense !!! fanatikliği bırakın. neymiş, kolumu kessen kanım sarı kırmızı akar; ölümüne kartal; sarı laciverde kurban olayım falan fıstık, hass*ktirin ! bunlar çok komik kalıyor be yav. gün sonunda aldığınız forma için, izlediğiniz maç için, stat girişi için ödediğiniz para, aboneliğiniz vs. tarık çamdal'a, ozan tufan'a, m. pektemek'e ve garajlarındaki spor arabalara ve de beyefendilerin gece eğlencelerine gidiyor. bu gibileri, milyon euro'luk sözleşmelerini ve berbat futbollarını siz fonluyorsunuz, sonra ilk söven de yine sizlersiniz. tamam hırsızın hiç mi suçu yok sorusu haklı ama dediğimi çaktınız. sakin olun, başka liglere, sporlara uzanın, sadece seyirci kalın. mesela reklam olmasın isim vermeyelim, bir üyelik sayesinde ayda 20 tl'den az ücrete s sport, nba tv, eurosport 1-2 izleyebiliyorsunuz bir dijital platformdan. geçtiğimiz 2 hafta içinde hem dünya üzerindeki bence en iyi futbol ligi olan premier ligdeki spurs-man u. maçı gibi müthiş bir seyir zevkini yaşadım, yetmedi 10 yıl sonra ilk defa f1 izleyen biri olarak harika olaylara sahne olan efsane bir monza gp izledim (vettel senin ben yapacağın işe....), üstüne devam eden us open'da nadal, federer ve djokovic'i takip ediyorum (bilhassa kendi efsanesine son rötuşlarını yapan sanatçı federer'in son demlerine şahit olmak; edit: adam elendi, şom ağızlılık bu olsa gerek), aynı zamanda ara ara ispanya bisiklet turuna falan göz atıyorum. sportif seyir zevki, kalite, alınan tatmin ve ödenen ücret resmen fiyat ve performans kriterinin zirvesi. fanatikliği bırakın demiş miydim ?

    13) fuck moda ! klasiklerden ve sade(minimalist) ürünlerden az ama öz seçmeniz yeterli. lcw, de facto ve h&m gibi markaları küçümsemeyi de bırakın. x maaş alıp halen lcw'den giyiniyor olmak !!! gibi bir mantık ne kadar da rezildir. ilgili markaların arada gayet de güzel kreasyonları olabiliyor. üst noktadan örnek verecek olursak steve jobs, bill gates, mark zuckerberg'e baktığınızda hep aynı sadeliği ve basitliği görüyorsunuz, bu saygın bir tercih. gucci, valentino vs. giymeye mecbur değilsiniz günlük hayatta (tek istisna iş ortamınız gerektirdiği şekil şartları olabilir).

    14) kahveyi bırakın. ben gerçi reflü/ekşime sebebiyle bırakma durumuna geldim ama 30 gram toza her gün en az bir kez 10-15 tl falan vermek pek de rasyonel bir harcama değil. bu kadar kahve sevdalısı iseniz makine ve kapsül alıp kendiniz uğraşın evde.

    15) direkt tasarruf için değil ama kendi mikro ekonominizin idaresi, ufuk açıcılığı ve vizyon katması adına daron acemoğlu, atilla yeşilada, mustafa sönmez, erinç yeldan, mahfi eğilmez gibi hocaları takip ediniz muhakkak.

    bu önerilerin bir tık üstü artık "dur sifonu çekme ben de zıçıcam şimdi" ya da "git camiden su getir" falan seviyesinde ölücülük ve bitkisel hayata giriş 101 seviyesinde olur artık, sonumuz hayrolsun...
  • starbucks dan bir venti ( büyük boy) kahve alın, fazladan bir boş bardak isteyin, starbucks çalışanları bunu vermek zorundadır, eğitimlerinde var bu. büyük boy kahveyi ikiye bölün, 2 adet küçük boy kahve elde edin, alın size yüzde 40 tasarruf.

    bunu yaparken utananlar var, be arkadaşım ne var bunda, elin gavuru sizi küçük kahveyi pahalı satıp kazıklarken bir şey olmuyor da, bunu yapmak mı utanç verici. hiç çekinmeden yapın.

    anlayamayanlar için edit: bir büyük boy filtre kahve 6tldir. 1 küçük boy kahve 5 tldir. 2 küçük alsanız 10 tl yapacak, siz 6 tl ile aynı kahveyi alıyorsunuz. bu dediğim taktik neredeyse bütün yiyip içme bazlı franchising firmaları için geçerlidir. aynısını patates kızartması için, kızarmış tavuk için, soğan halkası için, kola için uygulayabilirsiniz.

    edit 2: bu tasarrufu dünyanın her yerinde yapabilirsiniz, onlarca ülkenin starbucksında denedim hepsinde yapabildim. kesin bilgi, çalışıyor*
  • siz türkçede nasıl diyorsunuz demek gibi olmasın ama türkçeye sanırım henüz yerleşmemiş ve youtube'da salgın haline gelmiş iki konsept var; meal prep ve capsule wardrobe.

    ilki kısaca yemek planlama. 3 gün, 5 gün ya da bir haftalık yemeği bir seferde yapıyor, buzdolabında veya dondurucuda saklıyorsunuz. malzeme ziyan olmuyor, sağlıklı yiyorsunuz ve zamandan bayaaa tasarruf.
    detaylar için #86592009

    ikincisi, giysi dolabı planlama. renk ve stil paletinizi belirleyip bunun dışında kiyafet almıyor, toplam sayıyı sınırlıyorsunuz. yine zaman ve paradan tasarruf. ayrıca tum dolap uyumlu olduğu için ne giyseniz düzgün kombin oluyor.
    #71390509

    yaşam tavsiyesidir.
  • evle iş yerim arasında 35 km'lik bir mesafe vardı,

    ben bu yolu kendi arabamla gitmeye kalksam; 100 km'de fabrika değeri 7-8 litre olan ancak gerçek hayatta 8-9 litre aralığında seyreden aracımın yakıt masrafını, otopark ücreti ve köprü geçiş bedelini her gün ödeyecektim.

    toplu taşıma kullanmam halinde en az 3 vesayit değiştirmek zorunda kalıyorum ve bunlardan biri metrobüs, dönüş için de keza aynı şekilde; toplam 6 vesayit olacaktı.

    kısacası ben günde en az 15-20 lira gibi bir tutarı yalnızca toplu taşımaya işe gidip gelmek için harcayacaktım. kendi aracım daha da masraflı olacaktı.

    oturmuş olduğum semtte spor salonlarının aylık ücretleri 150-200 lira bandında seyrediyor. bunu da yazalım bir kenara.

    hafta sonları da şöyle bir çıkıp dolaşalım desek, onuda toplu taşıma sıkıntılı olacağı için mecbur arabayla yapsak farkettirmeden bir 10 litre benzin eksiliyor depodan. ayda 40 litre de oraya yazsak.

    arabanın rutin kilometre bakımı, parça değişimleri, değer kayıpları falan hariç benim aylık minimum ulaşım maliyetim üç aşağı beş yukarı 700 lira civarında tutuyor. 150-200 de spor salonu demiştik. 850-900 lira gibi bir giderden söz ediyoruz aylık. biz bunu düz 1000 liraya yuvarlasak 12 ayda 12.000 lira gibi bir tutarla karşı karşıya kalıyoruz. 3 yılda 36 bin lira eder.

    işte ben üç yıldır işe bisikletle gidip geliyorum. çalıştığım kurumda duş alma ve üzerimi değiştirme kıyafetlerimi muhafaza edebileceğim dolap imkanım olduğu için çok ama çok ciddi ölçüde tasarruf etmemi sağlıyor bu durum. çünkü yılın dört ayı hariç neredeyse her gün bisikletle gidiyorum işe, hafta sonları ulaşımı bisikletle sağlıyorum.

    baştan alırken verdiğiniz para çok gibi gelebilir gözünüze ama iyi bir bisiklet üçüncü ayını doldurmadan hem maddi açıdan kendisini amorti ediyor hem de ciddi biçimde zaman kazandırıyor.

    edit: arkadaşlar şöyle bir durum var; evimle işyerim arasında ki mesafe 35 km ancak bu entry'i yazdığım saatlerde evden işyerine kadar olan mesafeyi hesaplaması amacıyla açtığım yandex navi'nin belirttiği değer olan 46'yı sizlerle paylaşmışım. bu hatamızı bir düzeltelim evvela.

    edit 2: bisikletle kat ettiğim mesafeye gelince; evimden sirkeci vapur iskelesi sahil yolu hattından 22 kilometre, e5 aksaray beyazıt güzergahından da 15 kilometre. buradan vapurla kadıköy'e geçip oradan da göztepe'ye 4 km kadar bisiklet sürüyorum. mesafe daha kısa oluyor ve maksimum 90 dakika sürüyor.
  • disardan yemek yemiyorum. bunu tasarruftan ziyade kullanilan yag, malzeme, mutfak gibi detaylari dusunerek yapmiyorum. fiyati ne olursa olsun evi de kendimi de esyaya bogmamak icin ihtiyac duymadigim hicbir seyi almiyorum. sahip olunan her esya kulfet gibi geliyor bana. sigara kullanmiyorum. ayda 2 sise sarap aliyorum ve onun disina nadiren cikiyorum. arabam yok, benzin almiyorum. cok sosyal bir hayatim da yok. yani genelde hayatimda bircok sey yok. bir kiraya bir de organik gidaya calisiyorum anlayacaginiz. ancak bu sekilde tasarruf edebiliyorum.
  • kural 1: satın almak için elimi uzattığım her ürün için "gerçekten buna ihtiyacım var mı?" sorusunu soruyor ve cevabını verirken kendimi kandırmıyorum. basit ama farkındalık yaratıp almaya çalıştığım pek çok şeyden vazgeçmemi sağlayan bir yöntem. varolan ihtiyaçlara verilen parayı azaltmaktan daha çok alışveriş yapıp mutlu olma ilüzyonuna karşı bir önlem sanırım. bir ekonomistin tavsiyesiydi sanırım ama kimdi hatırlayamadım.
    kural 2: her ay maaşım yatar yatmaz gram altın alıp o hesaba elimi sürmüyorum. hayatımda para biriktirememiş bir insanken şaşırtıcı bir şekilde para biriktirmeye başladım.